ISS’yi arayan müşteri tipleri 2 [01 Mayıs 2000 Pazartesi]

ISS’yi arayan müşteri tipleri 2 Alo iyi günler… Nasıl yardımcı olabilirim? Ben internete giremiyorum. Ne işletim sistemi kullanıyorsunuz? 33.600 Hayır beyefendi o modeminizin hızı… Aaa emin misiniz? Şöyle sorayım, bilgisayarı açtığınız zaman sol alt köşede “start” butonu var mı? Evet ama ona basınca bi sürü başka şey çıkıyo, bi dakka sayıcam.. (15 dakika boyunca run, […]

İnternet servis sağlayıcılarını arayan müşteri tipleri [29 Nisan 2000 Cumartesi]

Dünkü yazımız; “Bugün yerimiz kalmadı, ama yarın sizler için (icp) ayespileri arayan “müşteri tiplerinden (ve triplerinden) enteresan örnekler” vereceğim. Kimbilir, belki de “HATIRLAYACAKSINIZ BİLE” bazı konuşmaları!.. Sabredin yarına kadar…” diye bitmişti. Her diyaloğun altında bulunan parantezin içinde, o hatırayı yaşamış olan İSS (yani internet servis sağlayıcı) arkadaşın kod ismi mevcut… Bazı ifadelere, kelimelere birazcık yabancılık […]

Teknoloji tazıları!.. [28 Nisan 2000 Cuma]

Malum, bizim memlekette teknoloji aynen Nisan yağmuru gibi yağıverir üstümüze!.. Örnek mi? Televizyon… Önce bazı kahvehanelerde ve bazı evlerde vardı. Herkes gider oturur ve saatlerce televizyonun “açılma saatini” beklerdi!.. Tatlı kahramanlar; Ayı Yogi, Bobo, Akıllı Bıdık… Uzay yolu; Kaptan Körk, Mistır Sıpak… Bonanza; Küçük Co, Baba Katrayt… Küçük ev; Lora, öbürünün, sarı olanın adı neydi?.. […]

Bir uzmanın uyarısı [27 Nisan 2000 Perşembe]

Bir uzmanın uyarısı Dostlarım; İnternet dünyasında, e-mail kullanıcıları arasında, gelen ilginç şeyleri forward etmek adettendir. Güzel de bir alışkanlık; bizim hoşumuza gittiyse sevdiklerimizle ve ilgilenebilecek kişilerle neden paylaşmayalım?.. Bilginin bu kadar hızlı yayılması ve iletilmesini kendi çıkarları için kullananlar da var ne yazık ki. Sizleri bu konuda uyarmak istedim. “Tweety sana şans getirecek-Bunu listendeki herkese […]

“Hâlâ”dır aradığın!.. [25 Nisan 2000 Salı]

“Hâlâ”dır aradığın!.. Sana kırgın olmak isterdim zaman zaman… Sana kırgın olmayı hakedecek kadar hukukum olmasını yani üstünde! Ve; “Unuttuğumu zannetme” diyemeyeceğin mesafelerde olmak isterdim sana… Yani; beni “unutma ihtimalinin” bile olamayacağı mesafelerde! Bilirim, seversin beni. “Bilirim” sadece, çünkü öyle söylersin!.. Ama soluyamam… Ama dokunamam… Ama yaşayamam… Bilirim, seversin beni; Odandaki lambanın açma anahtarına iliştirdiğin bir […]

“Karışık” birkaç konu [24 Nisan 2000 Pazartesi]

“Karışık” birkaç konu Düşürülmüş olduğumuz şu “holigan kuyusundan” üzerimize bulaşan pislikleri temizlemeye çalışırken, hiç kimse ne zamandır asıl yazacaklarını yazamadı memlekette… Uyuşturucu kullanmak ve satmaktan başka işi olmayan holiganlar, kendi devletleri eliyle son saniyeye kadar kullanıldılar bize karşı… İstanbul’daki tahrikler, birkaç holiganın öldürülmesi ve bu ölülerin maçın iki gün öncesine kadar kaldırılmayıp ortalıkta tutulması da […]

‘Ah’lar ateş rengidir! [22 Nisan 2000 Cumartesi]

‘Ah’lar ateş rengidir! 20 ve 22 Nisan tarihleri çivi gibi çakılmıştır beynime. Malum, 20 Nisan sevgili Peygamberimizin doğum günüdür (571). Aynı gün büyük ablamın da doğum günüdür. Yine bir 20 Nisan’da (Ramazan ayıydı) sabah çok erken bir saatte babam telefon etmiş; annemin sahur yemeğinden sonra fenalaştığını ve hastanede olduğunu haber vermişti… 22 Nisan’ın Türkiye Gazetesi’nin, […]

Ölüme dair [21 Nisan 2000 Cuma]

Ölüme dair Yaşayanlara yazılır “ölüme dair” yazılar… Ölüme dair yazılar “yaşayanları” arar durur; çünkü ölülerin, ölüme dair yazıları okumaya ihtiyacı yoktur! Yaşayanlara yazılır “ölüme dair” yazılar… Ve bütün ölüme dair yazıları “diriler” yazar; ölmemişlere ölüme dair bir kaç söz söylemek için! Dirilerin “ölmemiş olanları” anlamaya çalışır ölüme dair yazıların anlattıklarını… Ve ölülerin “yaşayanları”dır aslında bizlere […]

Canlar ve patlıcanlar (!) [20 Nisan 2000 Perşembe]

Canlar ve patlıcanlar (!) Bizi hasta eden kim? Geçen Cumartesi günü yayınladığımız ve milletler ile devletlerin arasındaki bariz karakter farklılıklarından bahseden “Karakterimizin tahlili” isimli yazımızda bir cümle geçmişti. “Bu ülkenin başına gelmiş en büyük musibet” denmişti bazı televizyon kanalları için… Ve aynı yazıda Türk toplumunun psikolojisinden bahsedilmişti. Taksim hadiselerinde bu iki gerçek de “bir kere […]