Hayatı ayakta karşıla! [24 Eylül 2006 Pazar]

(Bazen hatırlamakta fayda var!) ….. ‘Şu an dışarı çıkın. Yola yüzükoyun yatın ve ne gördüğünüzü bana anlatın’ desem ne yapardınız? Buna mecbur değil kimse, ama; yola çıkıp yüzükoyun yatamayanlar da en azından hayalen yapsın bu işi. Evet, ne gördünüz? Görülecek şeyler besbelli: Tozlar… Ayakkabılardan dökülmüş kuru çamur kalıpları… Çakıl taşları… Üzerine basılmış çeşit çeşit sigara […]

Saç ve delik… [14 Eylül 2003 Pazar]

Çoğu insan için ne büyük bir hazdır; her adımda başında kıpırdayan dalgalar; her eğildiğinde yanağının üstünden firar etmeye çalışan şımarık, küçük bukleler; konuşurken gözünün önünde oynaşan yaramaz, muzip lüleler… Saçlarınızı sever misiniz?.. Saçlarınızı sever misiniz bilmiyorum, ama şunu biliyorum; pek çok kişi farkında bile değil saçlarının… Ta ki tel tel terk etmeye başlayıncaya kadar kendisini… […]

Molyannacılık [12 Eylül 2003 Cuma]

Bazen tiraj düşüyor ya, bu gazete kapanır!.. Ama sanırım bunu çoğunuz görmezsiniz; çünkü havada zehirli gazlar, suda zararlı eriyikler dolu. Peki ya yedikleriniz?.. Hazır gıda diye parayla alıp bebeklerinize yedirdiklerinizin çoğunu böceklerine bile yedirmiyor eloğlu… Zaten bu gidişle yakında Afrika akbabaları gagalarını silecek kaburga kemiklerinize, güneydoğu da çölleşmeye başlamış çünkü. Çölleşme, kelleşme gibi ya; başlayınca […]

Akla ziyan [22 Eylül 2006 Cuma]

(On saat var yüreğini duymadım…) Ben, bir acı olurum; Gönlüne kiracı olsam… Düşsem içine; Sancı olurum! Düşsem, hayalsem, hatta vehimsem gecelerine, inan; Sükûnetine talancı olurum! Jilet yuttuğum, zıpkın yediğim gün siyanürlü tabağından; Kendi avıma av olmak… Râmına tav olmak… Ve çılgın rüzgârına kapılmak delibaş bir çıtalı uçurtma gibi… Ve koptu-kopacak iplerle yüreğimden asılmak, yüreğindeki göklere… […]

Yarına kalan… [11 Eylül 2003 Perşembe]

Seni seviyor olabilmesi, ve seni seviyor kalabilmesi; Seni seven kimsenin, kendini; sana "hizmetkâr" kılabilmesiyle çok alakalı… Hiç düşünmemiştin bunu değil mi; Hatta bir annenin, neden çocuğunu bu kadar çok sevdiğini bile… Hatta bir öğretmenin, kendini, neden kendi sınıfındaki yavruların ana veya babası (gibi) hissettiğini… Bir hasta bakıcının, bir yol kılavuzunun, bir plaj cankurtaranının, bir gece […]

Şehriyârân [21 Eylül 2006 Perşembe]

Bu kelimeyi ilk defa okuyorsunuz. Bu kelime ilk defa yayınlanıyor çünkü… Bu kelime, çok sevilenler “sevgililer şehri” anlamındadır ve bu kelimenin bir isim olarak basılı olduğu kapakları taşıyan kitapların içinde yazılı binden ziyade evliyanın hayatları ve hatıraları hatırına ilham olmuş, bu harfler ilk defa bir araya gelmiştir…   Şehriyârân… Sevgililer şehri… Okuduğunuz, bir kitap ismidir… […]

Başkasının çocuğuna saldırmayın [15 Eylül 2006 Cuma]

Birbirinin uzağındaki iki yol gibi, iki “tembih”, geldi, aynı noktada birleşti… Biri; bizlere aktarıla gelen gelenek, terbiye, saygı biçimi. Diğeri; bugüne kadar karşıma çıkan en profesyonel düşünce sisteminin süzerek, imbikten geçirerek sunduğu metot… Neydi bu?.. “-Peki” de!.. -… “Peki” desen bile, gel de deli kanına anlat bunun mantığını!.. Büyüklerine, amirlerine hatta arkadaşlarına bile önce “peki” […]

Kınalı Ali [05 Eylül 2003 Cuma]

Bir "Kınalı Ali" hikâyesi anlatılır; Duymayan duysun, bilmeyen öğrensin, dinlemiş olan da bir daha dinlesin, diye. Çünkü çoğu hikayede, çoğumuzun alabileceği çok dersler vardır… Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri kontrol ederken onlarla laflıyor, "nerelisin" gibi sorular soruyordu. Saçının ortası sararmış çocuğu görünce, merak ederek; – Adın ne senin evladım, dedi. Çocuk; – Ali, dedi. […]

Yuvalar boş kalmamalı [14 Eylül 2006 Perşembe]

Daha az önce; epey zamandır uğraştığım havuzun başından gelirken ceviz ağacındaki yuva geldi aklıma… Tam altındaydım ve demin birkaç karga uçmuş ve yuvanın sahibi olan iki “guguşçuk” kuşunun kendilerine has “uçma seslerini” duymuştum. Geçen hafta cevizi silkerken çıkmıştım bu derme çatma yuvanın yanına. İki tane yumurta vardı içinde. Aklıma, şu yuvanın çalı-çırpısını elden geçirmek ve […]