UMUTCAN KAAN DELİKANLI OLUYOR… Radyo dinler misiniz? "Adavapuru" ve "Sokak Lambası" programlarını bilir misiniz?.. Öyleyse Şakir Bozan’ı tanırsınız… Bizim sevgili Şakir’imizin oğlu Umutcan Kaan büyümüş te delikanlı olmaya niyetlenmiş… Olsun bakalım, hayırlısıyla… Mübarek olsun… "Oğlumuzun sünnet düğününe katılmanız bizi şereflendirecektir" diyor Hilal ve Şakir Bozan çifti. Tarih: 2 Mayıs 2008Devamı

                                          (Nisan 2008, unutulmaz bir ay oldu çoğumuz için…) Uzun zamandır ilgilenemediğimizden, sitemizin adres listesini çalıştıramamıştık… Halbuki pek çok dostumuz isimlerini eklemişlerdi listeye ve adreslerine gelmesini bekliyorlardı sitemizle ilgili bazı notların, yazıların, haberlerin… Nihayet, dün, bir kaç satır dağıldı adreslere, çok şükür! Geç saatte tekrar baktım, ki Kadir Çetin'den birDevamı

Bir silah düşünün; çirkin, soğuk, itici ve hiçbir yararı olmayan. En önemli özelliği ise kendi kendine ateş alıyor olması! Bazen kaldırımda yürürken, bazen uyuyan bir bebeğin yanında, bazen oynayan çocuklar arasında… Pitbul gezdirmekle ruhsatsız silah taşımak arasında ne fark var?.. Maganda dediğimiz kimseleri yargılayıp dururuz; peki nedir magandalık? Magandalık; yoldakiDevamı

Menkıbeler, hayat öpücükleri gibidir; nefesim kesildiği zamanlarda beni ayağa kaldırırlar! Sevgili Peygamberimizin mübarek mescidinde, hazret-i Bilal’in kollarını açıp döne döne, şakır şukur oynaması ise en sevdiğim “hayat öpücüklerimden” biridir… Olur iş değil! Bakarlar ki bir gün; Bilâl mescitte oynuyor! Hazret-i Ömer yaklaşarak yanına; -Yâ Bilâl! Ne yapıyorsun böyle? Hiç mescitteDevamı

İki sene önce yine nisan ayında şunları yazmıştım: Bizler, eskiden azıcık bakımlı bir çevre ve açmış lâleler görebilmek için nisanla birlikte Lâle Bahçesi’ne giderdik. Emirgân, Boğaz’ın karşı yakasında, tam bizim hizamızdaydı. Lâle Bahçesi de o semtteydi. Birbirini sevenler günler öncesinden sözleşir, orada buluşur, lâle karıklarının arasındaki patikalarda yan yana yürürlerdi…Devamı

Kızkulesi, bir hançerin kabzasıdır aslında; İstanbul’un eteğine saplanmış!.. Sanırım ki, ilk rüzgârda savrulurdu İstanbul; Eteğinde olmasaydı bu kule… Bu kule; Bir hançerin kabzasıdır aslında!.. Tenim delinmeseydi, ve canım değilmeseydi; kalmazdı ki İstanbul!.. Şu ucundan saplanmasaydı kule; Savrulunca rüzgârda dökülürdü denizi… Dalgalar kovalaşamazdı yavru kediler gibi Salacak ile Sarayburnu arasındaki düzlükte…Devamı

    Hani bir marş var; Alay Marşı, çoğu kimse bilir bestesini ve bir kaç satır sözünü… Der ki; "Annem beni yetiştirdi, bu ellere yolladı, Al sancağı teslim etti, Allah'a ısmarladı…" İşte bu marşı çok kere üzerime alınırım ben. Gerçekten de annemin beni bu iş için doğurduğuna inanırım… Eskiden beri böyle düşünüyormuşumDevamı

  Unutmamıştım… Sizlerden de unutmayanlar vardı biliyorum; arayanlar, yazanlar oldu. Unutmamıştım ayın 19'unu ama, o gün için bir başlık açtığım halde içini dolduramamıştım… Sitemiz üç aylık olmuştu Nisan'ın 19'unda… Pek bir anlamı yok bunun çoğu kimse için, ama sevinenler var… Sahiplenenler için ayın 19'u önemli bir gün… Benim için de önemli, gerçekten…Devamı

  Yeşilay, kurulduğundan bu yana belki de en büyük atağını yaptı. Ciddi faaliyetler içinde olan dernek; hizmet sevdalısı olan gönüllüleriyle birlikte yelkenleri dolu dolu ilerliyor… Bizim de zaman zaman yazı ve çizimlerimizin yayınlandığı Yeşilay Dergisi son iki yıldır bambaşka bir kalitede yayınlanıyor. Yeşilay başkanı ise; pek çoğumuzun dedesi, babası, amcası, abisi, büyüğüDevamı

  Kutlu Doğum Haftası ismiyle gazetede yazdığımız yazı için konuşanlar oluyor… Elbette konuşulacak, beğenen veya karşı çıkan olacak. Fakat insanların bilmesi gereken şeyler var, biz söylemezsek kim söyleyecek?.. Din adına hiç kimsenin (iyi niyetle de olsa) yeni bir satır koymaya veya eksiltmeye yetkisi ve hakkı yoktur… Böyle karışıklıklar ise daha başlarken düzeltilmezse, iki üçDevamı

Bir gün, edebiyatçılarımız hakkında bir şeyler kaleme alınır, ve içinde adımız geçerse, sanırım altına; "Bu adam, Türk (belki de dünya) edebiyatında, BABA konusunu en fazla işleyen kalem(lerden biri)dir" diye bir kayıt da düşülecek… İşte, buyurun; bugün de konu aynı, yani gene; "baba"lara hoşgeldiniz(!) …………… Oğullar beş yaşlarında filan babalarına hayranDevamı

Sayın Muammer Erkul, "Neden Kusursuz Olasın" yazınızla, o zamanlar gelişmekte olan kişiliğime hoşgörü mayası çalmıştınız. Ben bugün, bunun sayesinde insanlardan mükemmel olmalarını beklemiyorum. Düşündüklerinizi, anladıklarınızı ve sevginizi; en güzel ifadelerle ve cömertçe bizlerle paylaştığınız için sonsuz teşekkürler!.. O yazınızı da aşağıya ekliyorum… E… Mükemmelim ben! Acaba; Acaba gerçekten mükemmel miyim?Devamı

  (..bilgi, ve tecrübe) Hava buz gibi. Dış kapıdan girince rüzgârdan da kurtulduk. Sol merdiven kazan dairesine iniyor, sağ merdivense posta kutularının, dört daire kapısının, ve asansörlerin bulunduğu meydana çıkıyor. İşte bu yarım kat merdiveninde; mavi bir okul çantası, debelenmekte!.. Düze vardık… Çantanın yanına gelince; “1-A’ya mı, 1-B’ye mi gidiyorsunDevamı

(Dünden devam… Eğer başını okumadıysanız, bulup okuyun bence…) Anladın mı, diye sordu dedem. Arıların seninle hiç bir derdi yoktu. Onlar başka bir şeyin, yani "günahının" peşindeydiler!.. Anlamış mıydım, bilmiyorum. -Gel bak, sana ne göstereceğim, dedi sonra… Bahçedeki kerpiç eve girdik. Küçük ve loş odanın küçük penceresinde, üstüne çiçekler işlenmiş birDevamı

(Bunca zaman geçti vefatının üstünden, ama dedem hiç susmuyor zihnimde; hep fısıldıyor, hep. Bana, beni ve kendini hatırlatıyor; tekrarlayıp duruyor nasihatlerini… Ve ben, dedemin hatırasında, bütün dedeleri seviyor, her birine birer fatiha gönderiyorum buradan. Hatta hepimiz, hep birlikte, hepimizin dedeleri için birer/biner fatiha gönderiyoruz yine, değil mi?) ….. Tepemde uçuşanDevamı

(..can, bir kuşun kanadında) Yar; yaramdır!.. Ne çiçeklerle, ne duvarlarla, ne dağlarla, ne de bulutlarla konuşmak değil bana göre… Ben, yarimle konuşurum… Yar; bir yaradır bende!.. Yarsalar içimi; yarlar açılır yool yol, toprağımda… Yarısı kan, yarısı candır bedenimin; kan yerdedir işte, can; yeşil bir kuşun kanadında!.. Serçeye, şahin kayasındaki kâhindenDevamı

Günaydın, dese; yataktan ne zaman kalktığını bile duyarsın bir sevdiğinin… Konuşsa, sesinden; iki öğün önce içtiği suyun, veya yediği karpuzun soğukluğunu dahi anlarsın… Dışardan gelenin kahveden mi, bahçeden mi geldiğini bilirsin; kokusundan… Okul çantaları bile fısıldar, o gün öğretmenin neler söylediğini… Öyle, değil mi?.. Doğurursun bir dünya güzelini; Onu yıkarDevamı

(…üşüyenlere!) Bana bir şeyler yollaman hoşuma gidiyor, biliyor musun?.. Bana, duygularını ulaştırman hoşuma gidiyor! İyi ki varsın!.. …demişti, ama sözünün yankısı devam etti: ….. Biliyorum; gözündeyim… Beni gördükçe, bana baktıkça, biliyorum ki; bakışlarından gönlüne akıyorum… Ve işte bunun için yakıyorum kağıtlarını; Adımı her yazışında!… Çünkü “ben” sızıyorum senden… “Ben” süzülüyorum,Devamı

Canlarının, öyle konu edecek kadar acımayacağını pekala biliyorlar. Lüzumlu olduğunu da işitip duruyorlar, ama yine de çocukların çoğu anlamıyor; neden bunca insan seferber oluyor, kendilerine iğne batırmak için?.. Çocukların çoğu bilmiyor; Neden aşılanmak bu kadar önemlidir, ve nasıl oluyor da aşı olmak, hayatlarını kurtarıyor?.. Aşı olmak; salgın dalgası gelmeden alınanDevamı

Biliyor musun; susabilseydin, uçabilirdin!.. Kim demiş bunu, ne zaman söylemiş bilmiyorum. Hatta bilmiyorum gerçekten söylenip söylenmemiş olduğunu bile. Ama biliyorum; susabilseydi insan, uçabilirdi… Veya şöyle diyelim: Uçabilen insan; susabilendi!.. Tefekkür, teşekkürdür; var olmaya… Ya, var olmak; yâr olmadan mümkün mü?.. Yâr olmanın minnetidir; susup beklemek. Teşekkürüdür tefekkür; var olmanın!.. VeDevamı