Eskiden, yokluk zamanıydı… Teyzelerden, sadece birinin adını “şekerli teyze” olarak söylerdi çocuklar. Mahallede, oyun oynanan sokaktan geçerken; zaman zaman bizleri sevindirmekten hoşlanan amcalar, dedeler ne kadar çok sevilirdi hepimiz tarafından… Gözlerindeki ışık bile başka olurdu böyle insanların; bir hareket veya nidayla herkesi çevresine toplar, ellerini ceplerine daldırırlardı… Avuçlarımız açık, gözlerimizDevamı

Önce babalar oğullarını eğitmeye çalışıyor, sonra oğullar babalarını düzeltmeye çalışıyor… Anneler kızlarına, kızlar annelerine, ninelerine… Öğretmenler öğrencilerine… Müdürler emri altındakilere… Arkadaşlar biri birlerine sürekli müdahale ediyor… Herkes bir diğerini yontmaya, eğitmeye, düzeltmeye çalışıyor hep… Peki herkes her söylenene inanıyor mu, yolunu değiştiriyor mu, hatasını kabul ederek kendine çeki düzen veriyorDevamı

Emekleyen bebeklerin iki adım, üç karış, beş hamle sonra nereye varacağını bilir, onları gözleyen… Biraz yukarıdan bakan kimse, görür şu yolun nereye vardığını… Daha da yukarıdan bakabilen biri; Memleketin ortasında akan şu suyun… Akdeniz’e mi… Yoksa Karadeniz’e mi döküleceğini söyleyebilir, öyle değil mi?.. ….. İyi düşünmek lazım; Acaba, gidilmemesi gerekenDevamı

Uzun yıllar beraberdik onunla… Yüz yüzeydik, göz gözeydik, göğüs göğse ve can cana… Gece ve gündüz beraberdik onunla… Uzun mesafeler aştık, sayısız kilometreler yaptık; nice yollardan geçip birlikte kavuştuk ve yine onunla beraber ayrıldık… Sabahın en erken saatlerinde, gözlerimin uykusuzluktan kızardığını çok gördü, biliyorum… Yine biliyorum ki; gecenin en geçDevamı

Sorar durur ya içimdeki çocuk: “İhtiyarların mı hep uzakta özledikleri olur; yoksa uzak özledikleri olanlar mı ihtiyarlardır?..” ….. Dedi ki biri: -Sen, ağlıyorsun?.. Öksürdü önce diğeri… Sonra durdu… Sonra söze başladı. Ve şöyle bitirdi konuşmasını: -Sen ağlıyorsun!.. ….. Hakkında konuşulansa, uzakta idi. Gülüyordu… Ve gülmeye devam edecekti; …özleyeceği birilerinin, uzaklaraDevamı

-Bu kedi de ne biçim miyavlıyor bugün, dedim. -Nasıl miyavlıyor ki, dedi annem. Zaten birkaç gündür tırmıklıyor herkesi, yoksa başına bir hal mi geldi?.. Hep beraber sundurmanın altına çıkıp dinledik; aslında ses, miyavlamadan çok bir sızlanmaya benziyordu… -Kedi değil bu, dedi babam. Galiba köpek yavrusu… Beş basamaklı merdivenden bahçeye inip;Devamı

Peynir kalıbındaki fare delikleri gibi… Ökçesi kaçmış çoraplar, güve yemiş kazaklar gibi… Camı kırılmış pencereler gibi… Hatta, yolda giderken kurşunlanmış vasıtalar gibi; Gözükecek “ömrümüzün delikleri” hesap gününde!.. Aynen; Bu peyniri kim oydu, der gibi… Bu çorabı kim deldi, bu kazağı kim kemirdi, bu camı kim kırdı, bu vasıtayı kim vurdu,Devamı

Göze batmak için ısrarla uğraşmak, çoğu zaman iyi değil… ….. Birine görev verilmesi farklıdır; yapamazsa başkasını koyarlar yerine… Ama, kimseyi beğenmeyip, dümen tutma kavgası yapan güverte kalafatçısını, hırsından dolayı bir gün atarlar denize!.. …..ONALTI Padişahın nazarı bir kere değmiş (yönelmişse) sana, yeter. Her an bakışlarını (dikkatini) hapsetmeye çabalamak iyi olmaz!..Devamı

(…ya ateşe veya baş köşeye) işçilerin kullandığı makinelerin gıyırtısına dayanamazdım; İnsanın ta kafasının içinde… Büyük bir gürültüyle… Titreyerek ve titreterek… Oyarak, delerek, sürtünerek… Ve kendine has yanık bir aşındırma kokusu yayarak… Sanki insanın canından can kopararak!.. Fakat bir gün dediler ki; “Dişin içindeki bu siyah leke oyulup temizlenmediği ve onarılmadığıDevamı

– I – Hadi, al sazı eline; anlat beni, öv beni… Ohh, bayılıyorum!.. Ustaysan; Övgü yağmurun sağanak olmasın; kaçar insanlar… Ahmakıslatan olsun! İnce ince, toz gibi girsin ki suyun ahmakların içine, anlamasınlar; iliklerinin kemiklerinin ıslandığını, hasta olmadan sezemesinler hasta olacaklarını… İkinci adımı, beni iyice gevşettiğin zaman at… Öyle ki; senDevamı

İstediğin her şeyini alabilirsin-çalabilirsin bir insanın! Parasını çalarsın, yeniden kazanabilir… İşini çalarsın, yeniden kurabilir… vs. vs… Ya bir insanın “hayatını” çalıyorsan?.. ….. Suçsuz bir insanı idam etmekten büyük kaç günah var; üstelik de onun suçu olmadığını bilip-söyleyerek yapıyorsan infazı?.. ….. Peki, ne farkı var, bir koca pastayı sonundan kesmek ileDevamı

(…ya da “satır araları”) Bir tren, işte, şu yana gider… Binsen de, binmesen de; ona akıl versen de vermesen de!.. ….. (Sadece bunu bile; dinlemek de, anlamak da, anlatmak da ve tam kalbinden kabul etmek de zor… Değil mi?) Al bakalım, bir mermi sana… Koy bunu silahına, ve tek tekDevamı

Yazamadığım, şimdilik bitiremediğim veya devamını size bıraktığım her biri bir diğerinden bağımsız olan konular… …………… …..ALTI Arkadaşlarımızı bile dövüyoruz kızdığımız zaman!.. Büyüklerin, evliyanın durumunu anlamaya çalışmak lazım; Biliyor, ama bilmediği için yapanı köprüden geçirmeye çalışıyor, düşmesin diye düşmanlık edenin bile elinden tutmaya çalışıyor sabırla… …..YEDİ Ve roman; “-Kendi hayatımı SENDevamı

(Çok kişi anlamayacak. Anlamasın! Bu satırlar, anlayacak olan o birkaç kişi için yazıldı…) ……………………… …..BİR Ben bunların doğru olduğuna inandığım için yazıyorum. Baban, söylediklerinin doğru olduğuna inandığı için öyle davranıyor… Ve sen, on beş yaşında düşündüklerinin tabii ki doğru olduğuna inandığın için ona kızıyorsun… ….. Yine de sana bir şeyDevamı

Bugüne kadar benim yapmış olduğum, ya da benimle yapılmış olan röportajlar arasında en hoşuma gideni; Türkiye Çocuk Dergisi’nin (şu an bayilerde satılan) Ağustos sayısında çıkmış olan röportaj… Aslını isterseniz ben de şaşıp kaldım; bu fakîre ayrılan sayfalara ve kullanılan resimlerin büyüklüğüne… Böyle, köşe yazısı boyunda köşe yazarı resimleri kullanmak; bizimDevamı

Kahvaltımı yapmış, üstüne içtiğim keyif çayımla birlikte sigaramı yakmış, gazetemi okuyordum. Bir Cumartesi günü olduğunu elimdeki ilaveden hatırlıyorum… Sayfada “ters” bir haber vardı. Ters, yani her zaman okuduklarıma benzemeyen, başka yönden, pozitif bakan ve baktıran… Şöyle diyordu: Sen, sigarayı bıraktıktan 20 dakika sonra; kan basıncın düzelecek… El ve ayak ısınDevamı

Uzaklar, vardır… Ama, görünmez; yolcular tarafından!.. Kaptan, bilir gideceği yeri. Geçeceği denizleri, aşacağı okyanusları bilir… Rastlayacağı adaları, göreceği kıtaları bilir… Uğrayacağı limanları, ve… Varmak için bunca hayal, emek ve ter döktüğü şehri bilir! ….. Bilir ve işte bu bilmenin ardına takılmaları için çağırır yolcularını! Kaptanlar en temiz ve tertipli kimselerDevamı

Öğrenci diyor ki: Bu hoca da gene bana soruyor… Evlat diyor ki: Babam, gene bana söylüyor… Hanım diyor ki: Kocam gene beni uyarıyor… Sınırlı bir dünyada yaşadığımızı hatırlasaydık; yaşadığımız sinirli bir dünya olmazdı!.. Öğrenci, derdi ki hocasına; “Niye bana sormuyorsunuz?” Evlat, derdi ki babasına; “Niye bana söylemiyorsunuz?” Hanım derdi kiDevamı

Leyla; Mecnun eli değmemiş ve değmeyecek bir kitaptı. Bunu biliyordu Mecnun… Sayfaları açılmamış “Leyla” kitabının… Kaçıncı sayfasını okuyor olduğuna bakıp, ona göre “deli” diyordu Mecnun’a; müstehzî, deli avcıları!.. Yaşa sen ey sevgili delilik… Yaşasın “Mecnun” olmak! Çünkü Mecnun, rüyalara bile sığmayan… Üstelik yiyip eksilttikçe yeniden bütünlenen, tekrar tamamlanan “anka kuşu”Devamı

Yârinin söylediklerini kendisine duyuran telefona “Leyla” diyordu ya Mecnun… Ve onu yanından ayırmıyordu ya… Bunun için. Yani bir telefona “Leyla” dediği için, “deli” diyordu insanlar ona… Mecnun, kendisine, yârinin suretini gösteren fotoğraf makinesine de “Leyla” diyordu… Sanki Leyla’nın babasını görmüş gibi hürmet ediyordu, elinde fotoğraf makinesi olan bir adam görse…Devamı