…Yüzonbir [04 Eylül 2005 Pazar]

Eskiden, yokluk zamanıydı… Teyzelerden, sadece birinin adını “şekerli teyze” olarak söylerdi çocuklar. Mahallede, oyun oynanan sokaktan geçerken; zaman zaman bizleri sevindirmekten hoşlanan amcalar, dedeler ne kadar çok sevilirdi hepimiz tarafından… Gözlerindeki ışık bile başka olurdu böyle insanların; bir hareket veya nidayla herkesi çevresine toplar, ellerini ceplerine daldırırlardı… Avuçlarımız açık, gözlerimiz meraklı ve dirseklerimizle, küçük kuzular […]

YÜZON [02 Eylül 2005 Cuma]

Önce babalar oğullarını eğitmeye çalışıyor, sonra oğullar babalarını düzeltmeye çalışıyor… Anneler kızlarına, kızlar annelerine, ninelerine… Öğretmenler öğrencilerine… Müdürler emri altındakilere… Arkadaşlar biri birlerine sürekli müdahale ediyor… Herkes bir diğerini yontmaya, eğitmeye, düzeltmeye çalışıyor hep… Peki herkes her söylenene inanıyor mu, yolunu değiştiriyor mu, hatasını kabul ederek kendine çeki düzen veriyor mu? İnsan mı kolay şekil […]

Otuziki [01 Eylül 2005 Perşembe]

Emekleyen bebeklerin iki adım, üç karış, beş hamle sonra nereye varacağını bilir, onları gözleyen… Biraz yukarıdan bakan kimse, görür şu yolun nereye vardığını… Daha da yukarıdan bakabilen biri; Memleketin ortasında akan şu suyun… Akdeniz’e mi… Yoksa Karadeniz’e mi döküleceğini söyleyebilir, öyle değil mi?.. ….. İyi düşünmek lazım; Acaba, gidilmemesi gereken yöne doğru giden mi suçludur… […]

Air bag [28 Ağustos 2005 Pazar]

Uzun yıllar beraberdik onunla… Yüz yüzeydik, göz gözeydik, göğüs göğse ve can cana… Gece ve gündüz beraberdik onunla… Uzun mesafeler aştık, sayısız kilometreler yaptık; nice yollardan geçip birlikte kavuştuk ve yine onunla beraber ayrıldık… Sabahın en erken saatlerinde, gözlerimin uykusuzluktan kızardığını çok gördü, biliyorum… Yine biliyorum ki; gecenin en geç saatlerinde, kendi kendime mırıldanırken, yaşardığını […]

Yirmialtı [26 Ağustos 2005 Cuma]

Sorar durur ya içimdeki çocuk: “İhtiyarların mı hep uzakta özledikleri olur; yoksa uzak özledikleri olanlar mı ihtiyarlardır?..” ….. Dedi ki biri: -Sen, ağlıyorsun?.. Öksürdü önce diğeri… Sonra durdu… Sonra söze başladı. Ve şöyle bitirdi konuşmasını: -Sen ağlıyorsun!.. ….. Hakkında konuşulansa, uzakta idi. Gülüyordu… Ve gülmeye devam edecekti; …özleyeceği birilerinin, uzaklara gideceği zamana kadar! ….. Sorar […]

Teldeki yavru köpek [25 Ağustos 2005 Perşembe]

-Bu kedi de ne biçim miyavlıyor bugün, dedim. -Nasıl miyavlıyor ki, dedi annem. Zaten birkaç gündür tırmıklıyor herkesi, yoksa başına bir hal mi geldi?.. Hep beraber sundurmanın altına çıkıp dinledik; aslında ses, miyavlamadan çok bir sızlanmaya benziyordu… -Kedi değil bu, dedi babam. Galiba köpek yavrusu… Beş basamaklı merdivenden bahçeye inip; ileride, sebze ekili kısmın kenarına […]

Yirmi [21 Ağustos 2005 Pazar]

Peynir kalıbındaki fare delikleri gibi… Ökçesi kaçmış çoraplar, güve yemiş kazaklar gibi… Camı kırılmış pencereler gibi… Hatta, yolda giderken kurşunlanmış vasıtalar gibi; Gözükecek “ömrümüzün delikleri” hesap gününde!.. Aynen; Bu peyniri kim oydu, der gibi… Bu çorabı kim deldi, bu kazağı kim kemirdi, bu camı kim kırdı, bu vasıtayı kim vurdu, der gibi soracaklar herkese, hepimize: […]

Onbeş [19 Ağustos 2005 Cuma]

Göze batmak için ısrarla uğraşmak, çoğu zaman iyi değil… ….. Birine görev verilmesi farklıdır; yapamazsa başkasını koyarlar yerine… Ama, kimseyi beğenmeyip, dümen tutma kavgası yapan güverte kalafatçısını, hırsından dolayı bir gün atarlar denize!.. …..ONALTI Padişahın nazarı bir kere değmiş (yönelmişse) sana, yeter. Her an bakışlarını (dikkatini) hapsetmeye çabalamak iyi olmaz!.. Senin hallerin gibi onun da […]

Rendelenme hikâyesi [18 Ağustos 2005 Perşembe]

(…ya ateşe veya baş köşeye) işçilerin kullandığı makinelerin gıyırtısına dayanamazdım; İnsanın ta kafasının içinde… Büyük bir gürültüyle… Titreyerek ve titreterek… Oyarak, delerek, sürtünerek… Ve kendine has yanık bir aşındırma kokusu yayarak… Sanki insanın canından can kopararak!.. Fakat bir gün dediler ki; “Dişin içindeki bu siyah leke oyulup temizlenmediği ve onarılmadığı takdirde çürük büyür ve açılan […]

Köprüler durmak için değil geçmek için… [14 Ağustos 2005 Pazar]

– I – Hadi, al sazı eline; anlat beni, öv beni… Ohh, bayılıyorum!.. Ustaysan; Övgü yağmurun sağanak olmasın; kaçar insanlar… Ahmakıslatan olsun! İnce ince, toz gibi girsin ki suyun ahmakların içine, anlamasınlar; iliklerinin kemiklerinin ıslandığını, hasta olmadan sezemesinler hasta olacaklarını… İkinci adımı, beni iyice gevşettiğin zaman at… Öyle ki; sen “aferin” bekleyen cümleleri soktukça iki […]