İnsanın sapacağı en kötü yollardan biri de ne, biliyor musunuz? Deneme yanılma yolu… Yani, dene’ME yanıl’MA yolu! Önceleri denememenin “korkaklık” olduğunu düşünüyordum. Sonra bu düşüncem değişmeye başladı. Sözünü ettiğimiz korkaklığın; denenecek işten veya işi denemekten korkmak değil de; “kibrin kırılma korkaklığı”na daha yakın olduğu yönünde değişmeye başladı… Aşağılanmış insanlar vardır.Devamı

Vicdanın elverip kazıklarsan birini göreceksin: Kazıklanan kişi, kimseye “ben kazıklandım” demeyecek. Peki ya ne diyecek? Ballandıra ballandıra aldığı malı övecek!.. Şaşırdınız mı? Bize de, gözümüze baka baka “hindi” diyor birileri… Bizler ne yapıyoruz? Bunun neden böyle olduğunun hikâyelerini yazıyor, okuyor, anlatıyoruz yıllardaaaan beri: Bir varmııış, bir yokmuş… Neymiş efendim, eskiDevamı

Az önce öylesine, raftaki kitapları karıştırıyorken; ummadığım bir kitapta “keramet” diye bir kelimeye rastladım. Merak edip okumaya başladım ki, zaten kısacık bir hikâyeydi… Vakti zamanında, bir ülkede iki kardeş yaşarmış. Biri çobanmış bunların, diğeriyse kunduracı. Çoban olan karar vererek bir gün, şöyle demiş kendine: “-Ermeden, nefsimin müştehâsına (iştahlarına) dizgin vurmadan,Devamı

Son iki yazımızın konusunu Yeşilay’a ayırdıktan, ve iyi de ettikten sonra… Sen şimdi nasıl, kalkıp ta; 70’li yılların bütün meyhanelerinin, bütün birahanelerinin, çoğu otobüs ve minibüslerinin bütün kapı ve bütün pencerelerinden sokaklara dökülen Esengül’e övgüler yağdırırsın?.. Ne derler adama?!. Ama biliyor musunuz, insan eski oltalarla çok daha kolay avlanıyor; heleDevamı

Ben şu kadarcıktım, ancak beline geliyorken; o koskocamandı… Ben kafası alabros tıraşlı gezerken onun bıyıkları vardı… Babası imamdı; sazı, darbukayı, defi soğuk odaya saklarlardı… Ben onların sadece sahnedeki fotoğraflarını gördüm; işte, ortada oturan oydu ve elindekinin adı dîvan sazıydı. Derlerdi ki; bu sazı çalabilmek her babayiğidin harcı değildir… Sazının ucunda,Devamı

Bizler yetmişli yıllarda büyüdük… Şimdi burdan, çocukluğuma doğru bakıyorum da; hafızamın en derinlerinde bulup zihnime serdiğim ve ipek gibi bir sevgiyle seyrettiğim o yılların duruluğu ve safiyeti sonraki yıllarda, bir daha olamadı!.. Kim inanabilirdi bu kadar değişebileceğine ki her şeyin, bilmiyorum! “Adile anne/Münir baba” filmlerinin otuz senedir sürekli seyrediliyor olmasınınDevamı

Bu erken saatte hepsi işinde gücünde olmalı ki; salonda benden başka erkek yoktu… Hanımlar ise sanki daha film başlamadan ağlamaya hazır gelmiş… Yani boşuna değil, kime söylesem bu filme gittiğimi; aynı şeyi sorup duruyor bana: “Ağladın mı, ağladın mı?..” Salondaki kadınlara ayıp olmayacağını bilsem, katıla katıla ağlardım… Ama kendimi tuttum.Devamı

Üzerinden zaman geçtiği için; hadi size de söyleyeyim ki beraber gülelim… O gün, yakınlarımdan birinin evindeydik… Konu konuyu açtı ve öyle bir noktaya geldi ki; artık “işkembeden” atılmaz! Peki ya ne olacak? Kaynağından okuyacaksın. Veya okutup dinleyeceksin ki; hem o konuda ve belki birkaç konuda daha, bilgileneceksiniz… Sağa sola bakındımDevamı

Eski Müslümanlar olmasa idi… Bizler, eski Müslümanlar olabilir mi idik? Dedemin notları bana çok tesir ediyor!.. Sanki tohum atılmış gibi içime, bir hareket başlıyor zihnimde… Sonra patlıyor tohum, yeşeriyor mânâ ve filizlenip büyüyor… Dal, budak salıyor; yaprak, çiçek açıyor… Tekrar ve tekrar, ve tekrar okuyorum elimdeki notu. Her okuyuşumda sulanıyorDevamı

Yazar, bir kalemdir; Zamanın içinde… Mekâna saplı! Kâğıt, kalemi emer; Beslenmek için! Üstündeki yazıdır çünkü; o kâğıdın ne olduğunu ve ne olacağını söyleyen… Kıymet; Mürekkebin döktüğü harflerde, şekillerdedir! Yazar, bir kalemdir zamanın içinde… Mekâna saplı; kalem serviler gibi!.. ….. Kalem serviler, durmaz ki öylesine; şadırvan, mescit, ve mezarların başında… KalemDevamı

Salabris diyor ki: “Fatih, bir miğferi koruduğu başla beraber ikiye bölecek kadar kol kuvvetine sahip olduğu gibi, dağ tepelerinde 13 kantar gülle atacak top döktürebilecek, karadan 70 kadar gemiyi yürütme kudreti gösterecek, en sıkışık anlarda savaş alanında yağlı paçavralı mermiyi icat edecek kadar buluşçu, 30 yıl kılıcı mermiyi bırakmadan idareDevamı

Damarları titreyen bir ihtiyar teyzeciğin, yorgun ve hassas kalbinin ritmini ölçen cihazlar elektrikle çalışır… Doğum yorgunu minicik bebeklerin konduğu kuvözlerin ısısı da elektrikle ayarlanır… Mayına basmış askerin saatler süren ameliyatı bol ışık altında yapılır, her sinir doğru yerine dikilebilsin diye… Ve yavukludan gelen mektup, yirmibeşinci defa okunur: Küçük bir odada…Devamı

İnsan, güle benzer; gülse insana!.. İnsanların çoğu, diken doludur; Isparta gülü gibi… İnsanların çoğu, az katmerlidir; Isparta gülü gibi… İnsanların çoğu, pembe çiçeklidir; Isparta gülü gibi… İnsan, güle benzer yani; Gülün insana benzediği kadar! İnsana benzeyen Isparta gülleri gülümserken bahçelerde; birer, onar, yüzer, biner toplanır yaprakları… Binlerce yaprağı bile birDevamı

Herkes, her kişiye söyleyebilir… Marifet; Kendine söyleyebilmektir! Herkes oturabilir… Oturduğu yerden ilerlemeyi teşvik edip, ilerlemenin erdemlerinden dem vurabilir. Ama hüner, oturmak değil; Yürüyebilmektir! Herkes durabilir yolun ortasında… Hakkıdır belki kim bilir, belki de yol onundur… Fakat karşıdan gelen de aynı şeyi söylüyor, hatta gerçekten aynı şeyi düşünüyor olabilir. Yiğitliğin büyüğü;Devamı

Çoğu arabanın dikiz aynasına küçük resimler takılıdır… Asker olmuş bir delikanlının resmi; iki üç dişiyle sırıtan bir bebeğin resmi; veya yavuklunun (mümkün olduğunca küçüğünden seçilmiş) resmi… Resimler, arabaların dikiz aynalarında takılıdır. Çünkü göğüs cebinde taşınan resimleri çıkartıp bakmak zordur, hele ki cüzdanda saklananları… Her şoför, her üç nefeste bir; dikizDevamı

Hatırla beni, hissederek; hissederek hatırla… ….. İçinde Bir ferahlık olarak hisset beni. Bir sevinç olarak ve bir akışkan ılık his… Hisset; bütün duygularının üzerinde, Okşar gibi dolaştığını; …ellerimin İçinde Bir çiçeğin filizi olarak hisset beni. Damarlarında Usul usul adımlarla Yürüyüşünü duyarak ürper; İncecik Ve yumuşacık köklerimin. İçinde Bir çiğdem soğanıDevamı

Karikatür, çizgi yoluyla; resim, renkler yoluyla; tiyatro, sahnelenen oyun yoluyla; edebiyat, yazı yoluyla bir şeyler anlatmaktır… Hadi biraz edebiyat yapalım! Cüneyt abimiz, süklüm püklüm bir halde yanına oturduğu Türkan ablamıza; kuyudan çekilen bir kovanın ıslak ipinin sarıldığı çıkrığınkine benzeyen sesiyle şöyle diyor: “-Gözlerimin parlaklığı yanıltmasın sizi… Körüm!..” Beyaz perdenin sultanıDevamı

Bazı bıçaklar… Kesemediklerine değil; Kesilmediğine kızarlar, dilimlenecek nesnelerin!.. Hâlbuki benim de, senin de, onun da… Her bıçağın bir bileyeni vardır; Daha iyi kessinler diye! Süslü tören kılıçları gibi gardırobun içinde asılmak; Darağacında asılı olmaktan farklı gelmez, diline kan değmiş kılıçlara! Görev, kulağı kesilmiş köpeklere, kabzası çentilmiş silahlara verilir; Gözler arkadaDevamı

Bazısı çapaya bakıp çabayı görür, derdi dedem… Bazısı da toprağa bakıp ekmeği görür!..” Sonra da eklerdi: “Bazısı koca bir süpürge arar; süpürmek için dünyadan dert ve tasayı… Bazısı da dünyadaki sıkıntılara bakıp Cenneti görür!…” Dedemin lafına benzer bir laf etmeye kalksaydım, derdim ki ben de: Ekmek; emeğin ardında… Emek hazırlıyorDevamı

Türk basketbol milli takımının en başarılı oyuncularından ve NBA kulüplerinden Orlando Magic’te forma giyen Hidayet Türkoğlu; İstanbul’un Eminönü ilçesinde eşiyle beraber dolaşıyordu. Dünyaca ünlü tarihi Kapalıçarşı’dan çıkıp Nûruosmaniye Camii’nin bahçesinden geçtiler; Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya ve Sultanahmet’i ziyaret ettiler; Topkapı Sarayı’nı gezdikten sonra Gülhane Parkı’na indiler ve Sirkeci istikametinde yürüyüp Yenicami’yeDevamı