Bendeki “şans” [07 Haziran 1999 Pazartesi]

Bendeki “şans”

Bendeki şans kimsede olmaz… Ciddi söylüyorum.
Birincisi; her gün yazarak, sesimi her gün sizlere (duyurulacak ne sesim var onu da anlamadım ya bugüne kadar) duyurma şansına sahibim…
İkincisi; elinizde tuttuğunuz (ve gerçekten çok sevdiğim) Türkiye Gazetesi’nde yazma şansına sahibim…
Üçüncüsü; belki de en mühimi, madalyonun arka yüzü! Çevirin, bakın… Hadi!
Gördünüz mü?..
Paranın “tura” tarafında biz sırıtıp dursak da; “değer ifade eden, yazı tarafı” öbür yanda!

Stop köşesini kesseniz arka sayfadakı yazılardan dolayı yere atamazsınız!.. Arkadaki sayfayı saklasanız da stop köşesini saklamış olursunuz!..
Hah hahhaa!..
Bendeki şans kimselerde olmaz!

Söyledim; bendeki şans kimselerde olmaz.
“Müftü efendi”nin yazılarının basılmış olduğu kağıdın öbür yüzünde olmak, başımıza konmuş devlet kuşudur…
Kâğıt ince, varsa ışık bizden değil, arka yüzden geçiyor…
Yüce Mevlâ’m, inşaallah ahirette de bizleri sırtımızı dayayabileceğimiz sevgili kullarına yakın eylesin… Cennetinde bizleri onlara komşu eylesin… Amiiin. (Amin, deyin.)


 
İnanın, eski ismiyle “Bizim Sayfa”daki özellikle de “Sohbet” yazısını okumadan, en azından (işim aceleyse) şöyle bir göz atmadan, arka sayfayı çevirmeye, kendi yazımı okumaya hakkım yokmuş gibi düşünürüm…
Bu, ne demek?
Size elbette; “şöyle yapın” deme salahiyetim ve gücüm yok…
Ama madem bu köşede “hasbelkader” buluşmuşuz, ve madem okumaktasınız yazdıklarımı; tavsiyelerime önem vereceğinizi düşünmekteyim. Doğru mu?

Nerden girmiştik biz bu mevzuya?..
Hiiç, paldır-küldür bununla başlamışız. İyi de etmişiz… Bazen insan neyi ve neden yazdığını bilmez. Kağıt önünde durur, kalem elinde; birşeyler oluverir, kağıt doluverir sanki kendiliğinden… Basılırsa; “böyle olmalıymış” der kurtuluruz!
Oh be, rahatladım…
Çoktandır yapmamıştım galiba bu tavsiyeyi. Hem de, bunca mühim olduğunu bildiğim halde…

Şimdi diyor ki birileri;
Muammer efendiii… Biz o “sohbet sofrasından” her gün gıdamızı almaktayız… Sen yeni mi uyanıyorsun yoksa?..
Ve benim aklımdan; “mumun dibinde” bulunduğum geçiyor!..
Gerçekten de; incecik, zar gibi bir “duvar” olduğu halde aramızda, böyle bir sohbetten nasiplenemediğim günlere üzülüyorum.
O zaman da diyorum ki; dostlarım, benim size tavsiye ettiğim gibi neden siz de beni uyarmadınız? Bizim elbette birbirimize karşı mes’uliyetimiz var. Öyle değil mi?

Bu yazıyı böyle bırakıyorum, çünkü yazdıkça aynı konu devam edip gidiyor… Halbuki iki satır bahsedip başka mevzuya geçecektim, olmadı.
Vardır bunda da elbet bir hayır…
Sevgileriniz daim;
Ve doğru istikamette olsun.

—————————————————–

Köşemiz GAZİLERİMİZE açık
İş bulmakta zorluk çeken pekçok gazimiz, hatta şehit eşi var.
Bunlar, aramızda yaşıyor ama farkında olamıyoruz.
Vatan hainlerinin kurşunlarına hedef olan bu kardeşlerimiz veya eşleri bize yazsınlar. Burada onları tanıtalım ve telefonlarını yayınlayalım.
İnanıyorum ki kendi bölgelerinde onlara iş verecek kişiler olacaktır.
Ayrıca haberimiz oldukça bu işyerlerini de duyuracağız.
Böylece, elimizden geldiği kadar acıları hafifletmeye çalışacağız.
NOT: Bu “MEMLEKET DAVASI”nda bütün gazete, televizyon, radyo gibi kuruluşlarda çalışan duyarlı arkadaşları bana destek olmaya çağırıyorum.
Lütfen… Lütfen ses verin!
Bizim Vatanımız için toprağa düşen bu insanlarımıza elbirliğiyle birer iş bulalım.


Posta Kutusu

Merhaba Muammer Abi;
Bursa’dan yazıyorum ve seni “Gökkuşağı Fırlatmak” adlı yazından beri takip ediyorum, her gün. Ve hepsini biriktiriyorum yazdıklarının.
İmam hatip lisesi son sınıfta okuyorum.

Yazmıştım, kaç seneden beri biriktiriyorum yazılarını. Ve bir gün “Hangi Problemin Çözümü Yok ki” diye bir yazı yazmıştın. Okumuştum, ağlamıştım, hem de çok…

Ve sen biraz daha sabır, diyorsun…

Ben hâlâ biriktiriyorum yazılarını ve yazdığın sürece de biriktireceğim. Çünkü seni çok seviyorum.
Sana ve Sevgi Ailesi’ne selâmlar.
Fatma Dağlı-Bursa

Cevap: Şu an önümde yanan bir mum, yanımda ısınmış ve kaynayan bir su var…
Bu mum, “bitinceye kadar” yanacak!
Bu su; kaynayıp buharlaşacak…
Sen suyun, kabından çıktığında yok olduğunu mu zannediyorsun? Yoksa su arınmış olarak mekân mı değiştiriyor?..
…Ve ben sana biraz daha sabır, diyorum!
Bana beş yıl, on yıl sonradan bahsediyorsun, çok güzel…
Rahatlamak için; 1420 yıl öncesini oku ve 1420 yıl sonrasını düşün!..
Bizden de size selâmlar.

Ne Dediler
Stop, stop, stop, stop… Nereye baksam “stop” görüyorum.
Bunca Türkiye Gazetesi ve her sokağın, her caddenin başında bana Türkiye Gazetesi’ndeki malum köşeyi hatırlatan “STOP” levhası varken, kara harekatının start alması daha çook sürer brother!..
BILL CLINTON

Stop
Muammer Erkul
07 Haziran 1999 Pazartesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir