Bir gün doğdu çığlık çığlığa veya sen vardın [14 Haziran 1999 Pazartesi]

Bir gün doğdu çığlık çığlığa veya sen vardın

Her şey… Her şey tersineydi. Ve her şey… Her şey durmuştu o an.
Hiçbir şey… Hiçbir şey kıpırdamıyordu o sıra; inanılmaz hızla çarpan kalbi ve ebeden başka…
Her şey… Her şey duruyorken kıpırtısız ve her şey, her şey tersineyken; tersine bir şaplak yapıştı…
Çığlık çığlığa bir gün doğdu!
Çırılçıplak, bakakaldım…

İçimde acılar dinince…
Çarçabuk temizlenince ve anneme verilince, sustu çığlıklar…
Bazı şeyler kıpırdıyordu artık, takip edemesem de. Ve artık her şey tersine de değildi.
Ama ben, bir gün doğumunda yoruldum;
İlk günümün doğumunda…
Uykuya daldım.

Seni gördüm, dersem yalan olur…
Ama; “görülecek rüyam bile yoktu” dersem de…
Yalan olur olmasına da belki… Yalan olabilirse bir şeyler, yalan olmayan pek çok şeyler de olabiliyor!
Öğrendim ki; bir “dünüm” bile yokken henüz… Tecrübem, hatıram yokken… Görülecek bir rüyam bile yokken, “görülecek rüyalarım” vardı…
Bir dünüm yoktu ama, yarınlarım vardı.
Yaşanmış dünüm yoktu ama, yaşanacak yarınlarım vardı.
Görülecek rüyalarım bile yokken henüz görülecek rüyalarım vardı.

Ve yarınlarımda bir rüyam vardı; benim rüyamı gören…
Sen vardın!

Gün doğarken bana çığlık çığlığa…
Yahut ben güne doğarken; çığlığın bile ne olduğunu bilmeden.
Solumayı, bakmayı ve görmeyi bilmeden…
Her şey ters olduğu halde, neden her şeyin ters olduğunu bilmeden…
Görülecek bir rüyam bile yokken, hatta rüyaların bile ne olduğunu bilmeden…
Biliyordum!

Biliyordum ki; bilmediğim bir şeyler vardı…
Yarınlar vardı…
Rüyalar vardı…
Sen vardın.

———————————————————

Öğrendim ki;
Nelere sahip olduğun değil, kiminle olduğun önemli…

Posta Kutusu
Merhaba;
Sizi çok seviyorum kalbimize ışık, yolumuza aydınlık veriyorsunuz. Kimi zaman hüzünlerimi, kimi zaman yalnızlığımı, kimi zaman da mutluluğu bulduğum köşenizin, kalbimde yeri çok özel.

Bizler aslında gizli yürekleriz. Sizin farkında olmadığınız milyonlarca yüreklerden biriyim. Evet evet milyonlarca. Kesinlikle gazetenizin tirajı ile sınırlı değil…

Ben yeni köşenizi çok beğendim.

Ama benim bahsetmek istediğim önemle şu ki; kalbimize açık olan yazılarınız, “üç kalple” gönlümüzü süslerken, neden tek Kalp’e düştü. Sadece bir kere köşenizde kalp kullanmamıştınız. Sebebi belliydi. Ama şimdi ne oldu da tek kalbe indi? Düşünüyorum bulamıyorum. Acaba diyorum üzülerek: “Bizlere olan sevginiz mi azaldı”, biz sizi bu kadar çok severken. Belki -üç kalp- küçük bir ayrıntı. Belki köşenizi takip etmeyenler için bir şey ifade etmiyordu. Ama benim için çok önemli ve özeldi… Üç kalbin üçüne de yakıştırma yapmıştım kendimce. Biri; seni, ikinci; biz yürekleri, üçüncü ise seni bizlere ulaştıran İhlas camiasındaki sevgili büyüklerimizdi. Şimdi ne oldu da böyle oldu anlayamadım. Ne olursa olsun ben ve gönül verenler seni ve sizleri çok seviyoruz.

İnşaallah kalplerimize kavuşmak dileğiyle, tüm kalplerde sevgiyle kalın.
SERDAR ORUÇ

Stop haber
Söztutan’lar; “kalemli süvari birliği” gibidir… Sanki hepsi elde kalem doğarlar…
Hani efsanede doğumunun üçüncü ayında “at”, beşinci ayında “pusat”, altıncı ayında da “avrat” demiş ya çocuk;
Bunlar da doğar doğmaz,”kalem, kâğıt” diye bağırmaya başlıyor olmalılar şekil M, şekil C, şekil S, şekil H, şekil Ö ve şekil diğerlerinde görüldüğü gibi!..
Şekil Hanefi’nin şeklini unuttuğunuzu biliyorum… O, kendi şeklini kendisi bile bilmez, yüzünü yıkarken; “aynaya gene kim girmiş böyle” der ve her gün başkasını tıraş ettiğini düşünüp kendini “berber” sanırmış!..
Çok yazmaktan (hikaye, roman, dizi film, şiir, mizah, şarkı sözü, pehlivan ve tosun tefrikaları) lapaya döndüğünden, yazdıklarını kendisinin yazmış olabileceğine de ihtimal veremez ve sadece “Söztutan” diye imza atarmış…
Ol rivâyet şudur ki; onun önündeki kâğıtları “dizgiye götürmek” bahanesiyle alan diğerleri, soyismin başına kendi isimlerini koyar, yazmaya bile lüzum kalmadan meşhur olurlarmış!..
Ben kuşların yalancısıyım.

Şiir
Yüreğimde türküsü

Ardımdan sakın ağlama, dedi giderken.
Sen kadınsın, sen anasın, sen güçlüsün…
Sakın incinme, kırılma,solma, dedi.
Sen açmayan bir güneşsin içimde…
Ellerimi tuttu, gözlerime baktı ve; Gül, dedi,
Bu hal sana yakışmaz.
Yüreğimde yanan ateşi biliyordu.
Ama yine de;
Sakın söndürme, o ateş yüreğinde hep yansın, dedi…
Bir türkü söyledi, uzakları çağırır gibi;
Bitecek bu hasret, dedi…
Artık o çok uzaklarda bir yıldız,
“Hasret” isminde…
Ve türküsü hâlâ yüreğimde…
¥¥¥
Ölüm bir kayıp mıydı,
Bilmiyorum!..
Onsekiz ay, demişti
Yani birbuçuk sene,
yani beşyüzkırkyedi gün…
Dönerim, dedi,
Dönmedi…
¥¥¥
Hasret, karanlık gecede bir yıldız,
Çok uzaklarda…
Ve sen, bir türküsün,
yüreğimde söylenen,
Her dakika…

Yıldız Seçen

Stop
Muammer Erkul
14 Haziran 1999 Pazartesi

 

 

 

1 Yorum

  1. Bu ne tatlı bir sayfa…
    Hele şu kuşların söylediği Söztutan’ların hikayesine bayıldım:)
    Hicran Seçkin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir