Toprağa saplanmış kuru odunlar (!) Almanya’daki fabrikalarda çalışan bütün Türk işçileri bile Adolf Hitler’in konuştuklarını anlayabiliyor… Amerika’daki okullarda Washington’ın kaleme aldıkları okutuluyor. Japonlar’ın ellerinde eski imparatorlarının yazdıkları var. Bizler, her sabah okuduğumuz “İstiklal Marşı”mızı anlamaktan aciziz! Mustafa Kemal öleli altmış yıl oldu henüz. Elli yıl, bir milletin hayatında nedir ki?..Devamı

Çirkin Postacı Bazen hakikaten saçmalıyoruz, değil mi?.. İhtiyacımız olanı alıp almadığımızdan çok; bunu kimden aldığımız, hatta buna kimlerin aracı olduğu bile daha önemli olabiliyor. Hakikaten bu çok mühim mi sizce?.. Yani öğretmeninizin kısa boylu olması; öğrenmenize, doktorunuzun şişman olması; tedavi olmanıza… Ne bileyim, manavınızın esmer olması; beslenmenize mani oluyor mu?..Devamı

Bir turna kadar bağlıysak birbirimize Ve siz aklıma geldiğinizde; Üzülmemeye çalıştım, orda olanlar hissetmesinler diye… Orda olanları gördükçe, düşündüm; Ne kadar kalabalık olduğumuzu. Ve her göz bana hatırlatıyordu; Ne kadar çok “yapılacak işimiz” olduğunu. Beraber olmadığımızda da “yaşıyoruz” elbette… Ama, “dağların” arasında! Dağlar… Vallahi delinebilir; Delinebileceğini düşündüğümüzde omuz omuza… BirDevamı

Gölgelenme çocuk Bugün size hakikaten güzel bir yazı okutacağım Ve bu yazıyı yazan arkadaşa da bilmem kaç yıl boyunca okulda öğretmenlerinin, bu yaşa kadar okuduğu kitapların, üstelik beş altı yıldır da maalesef benim öğretemediğimi, siz bu yazıyı okuduğunuz kadarcık zamanda “şıppadanak” öğreteceğim!.. Herkesin her şeyi bilme mecburiyeti yok… Ama bazıDevamı

Sevmenin kuytusunda sensiz yaşamak Sevda; Sanki bir coğrafî harita gibi önümde!.. Hiç denilmemiş sözler misali, Hiç değilmemiş “köz”leriyle! Tepeleriyle, dereleriyle; çölleriyle, ormanlarıyla; körfezleriyle, yarımadalarıyla… Ve “ada”larıyla! Yalnızım… Yar; sızım! Bunun adı; Sevmenin kuytularında sessiz yaşamak. Veya; Sevmenin kuytularında sensiz yaşamak! Gün karardı… Gün karardı bir daha. Yıldızlar beklendi… Yıldız beklendiDevamı

Tembel (!) -Hadi, dedi. İnat etme şimdiye kadar gelecektin… -Olmaz… O gitsin! -Yahu niye böyle yapıyorsun ki şimdi?.. Çocuk ne zamandan beri mutfakta uğraşıp duruyor. -Öyleyse sen git! -Bak arkadaşım, görüyorsun ki dersim var. Boş boş oturacağına git işte bakkala. -Siz gitmezseniz ben de gitmem!.. Gitmedi de… İş biraz daDevamı

Konu çocuk ise… Zig Ziglar, “Ebeveynler için bazı ipuçları” diyerek, (aslında değişik yerlerde fıkra olarak da anlatılan) bir hadiseyi anlatıyor: Bayan Johnson, küçük Billy’nin odasına girdiğinde onun parmağını sarmakta olduğunu görmüş. “Ne oldu?” diye sormuş. “Ona çekiçle vurdum.” “Ama ben senin ağladığını duymadım.” “Senin evde olmadığını düşünmüştüm!” A.H. Berzen BuDevamı

AKUT ve umut Dişlerimiz ve tırnaklarımız “yarın için” bilenmişti çoktan, o gece yatağa girdiğimizde… O geceyi önceki gece, sonraki günü de önceki gün gibi geçireceğimizi umuyorduk; Olmadı. Hayatımızın ve ilişkilerimizin ortasına bir pislik yığını gibi doldurduğumuz bütün öfkeler, kinler, entrikalar, yalan dolanlar, düzenbazlık, sahtekarlık ve yalanlarla doymak bilmez hırslar ansızınDevamı

Yarınlar büyük düşünenlere sevdalı Şimdi ayağa kalkmanın… Ve Brillant Millenium Home Collection isimli özel katalog için Baydemirler A.Ş.’yi alkışlamanın vaktidir. Brillan Millenium Home Collection’ın çıkacağını duymuştum… Ama şimdi perdelerin; Çam kokulu lacivert bir gecede hasrete seslenişine dokunuyorum… Şimdi perdelerin; Dalgalarla oynaşan bir yalı penceresinde yeni bitmiş sıcacık şiirini içiyorum… Perdelerin;Devamı

Bebeğin kulakları -Bebeğimi görebilir miyim? dedi halsiz bir sesle. Kucağına yumuşak bir bohça verildi yeni annenin. Bu mutlu kadın, bebeğinin minik yüzünü görmek için heyecanla kundağı açtı ve… Şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Manzarayı seyreden doktor arkasını döndü ve camdan bakmaya basladı. Bebeğin kulakları yoktu… Muayenelerde, bebeğin duyma kabiliyetinde eksiklik olmadığı,Devamı

Gökkuşağım Gökkuşağım… Neden zamansız yağmurların arkasında mekanın? Ve neden hep tutamayacağım kadar yakın, tutacağım kadar uzaksın?.. Neden hep nefes nefeseyim?.. Gökkuşağım… Her renginden taç yapıyorum saçlarıma. Ve her rengin yepyeni renklere dönüşüyor başımda… Dönüyor başım. Gökkuşağım… İsimler veriyorum ışıltılarına… Biliyorum, gözlerin işte böyle parlıyor. Biliyorum, gözlerin işte böyle rengarenk kokuyor!..Devamı

Günaydın Günaydın Günün, günaydınımla başlasın; Günaydın. Pencerenden, günün aydınlığından önce dolsun günaydınım odana. Saçını günaydınım okşasın sevgiden parmaklarıyla, sonra alnını, yüzünün bir yanını… Günaydınım dolanıversin boynuna ve sarsın seni, öpsün seni, koklasın. Açılmamış bir goncanın üzerine konan kelebek gibi konsun dudağına; Günaydın. Günaydınım gün boyu yoldaşın olsun senin, sırdaşın olsun…Devamı

Kelebek olmayı seçmek Yırt dışına ördüğün ve değerli “denen” ne varsa… Yırt onları, parçala onları… Kurtul onlardan; Kelebeğim… Veya, mahpus bir tırtıl olarak öl… Paha biçilmez duvarlarının içinde! Yırt dışına ördüğün ve değerli bildiğin ne varsa… Çünkü, değerli olan; İnancını gezdiren sensin. Değerli olan; Kendinsin… Milyarlarca böcek bir parça ipekDevamı

Belki sırası değil ama, meraklısı için bir adet “KARA” MİZAH!.. Adama böyle çark ettirirler, Adapazarı’ndaki Çark Caddesi’ne çevirirler işte… Oh olsun sana “işi kara!..” İstanbul’a depremi, İstanbulluya yıkımı-ölümü yakıştırmak?.. Adamın işte böyle anasından emdiğini burnundan getirirler de, televizyon ekranlarında; “Ben manyak mıyım” diye bağarttırırlar!.. Profesör, profesööör; Çek şu fay hattınıDevamı

Psikolojik katliam Televizyonların ne halt etmeye “televizyon” olduklarını sormak pek çok kişi gibi benim de hakkım. Bu soruyu soruyorum diye şimdi insanlar “bana” soracaklar aynı soruyu. Hangi insanlar mı?.. Belli; televizyonlara, ne halt etmeye televizyon oldukları sorusunu (arayarak, faks çekerek, mektup yazarak, e-mail yollayarak) sormaya ürken-korkan-üşenen insanlar. Çünkü televizyonların karşısındaDevamı

İstanbul depremi! İstanbul’un kuzeyi ile güneyi arasında kuş uçumu 40-50 kilometre, hele Şile ile Silivri arasında gene kuş uçumu 120 kilometre mesafe var… Bahsedilen (Şarköy’e doğru uzayan) fay hattı ise İstanbul’un 15-20 kilometre güneyinden geçip Marmara’yı uzunlamasına çiziyor. Burda duralım şimdi… Gölcük, Adapazarı’na da Yalova’ya da yine kuş uçumu 40-50Devamı

Panik yok Pazartesi günü doktora varmak üzereyken bir mesaj geldi. Saat 17:39’da. Diyordu ki: “Telaşlandırmak istemem, ama Marmara Denizi ısınmış. Bazı hastaneler ve Avcılar boşaltılmış. Araştırın ve önleminizi alın!.. İyi akşamlar.” Yirmi dakika sonra, beni hakikaten sevdiğine inandığım bu kişi (Y.D.) tekrar mesaj yolladı: “50 saat içinde İstanbul’da yıkıcı depremDevamı

  Düzce -iki- (Dünden devam) Yıkıntılar daha şehrin girişinde karşıladı bizi. Çarpılmış çatılar, patlamış duvarlar ve arada bir yere kapanmış evler. Şu ev beş katlıymış, bu bina yedi katlıymış… Hemen hemen her göçen evin başında insanlar ve kurtarma ekipleri var. Bu, şu demek oluyor ki; orada da canlı veya cansızDevamı

Düzce Bu yazı nasıl yazılır şimdi, bilmiyorum… Aslında düşünmek bile istemediklerimi nasıl anlatabilirim size!.. Bu yazı beni rahatlatır mı, veya size birşeyler kazandırır mı, bilmiyorum… İnsanların “kara yazı”sını aktaran bu yazı yazılmalı mı, onu da bilmiyorum… Bildiğim şu; henüz botlarımda enkazların tozu var… Henüz üzerimden kabanımı bile çıkarmadım… Henüz… HenüzDevamı

Hayatı ayakta karşıla! ‘Şu an dışarı çıkın. Yola yüzükoyun yatın ve ne gördüğünüzü bana anlatın’ desem ne yapardınız? Buna mecbur değil kimse, ama; yola çıkıp yüzükoyun yatamayanlar da en azından hayalen yapsın bu işi. Evet, ne gördünüz? Görülecek şeyler besbelli: Tozlar… Ayakkabılardan dökülmüş kuru çamur kalıpları… Çakıl taşları… Üzerine basılmışDevamı