Bugün gibi, dün ve her gün birer “harf”ti üstümde… Bir avuç gün bir hafta; Ve her o kadar harf ise, birer “kelime” idi… Beyazdı zemin… Tenim, bembeyazdı… Gün gün diziliyordu harfler yan yana… Haftalar kelimelerde beliriyor; Ve cümleler aylardan süzülüyordu… ….. Bir adım geriye çekildiğinde; yılları görüyordun her paragrafta!.. BeyazdıDevamı

(…orda, yerde, bir el vardı; tutulmamış bir el!..) Tut elimi. Hadi, tut elimi… Öyle ki, seni; parmak uçlarımla, parmak izlerinden tanıyayım… ….. Tut, elimi; Yüreğindeki sıcaklığı duyayım… Elim, bir gün tutulacaksa; işte bugün tutulmalı… Ve elim, biri tarafından tutulacaksa, bu kim olmalı?.. ….. Tut elimi… Elimi tutacaksan şimdi tut; CanımDevamı

Her çeşit rüzgâr, her çeşit çiçek, her çeşit ağaç, ve her çeşit hayvan bulmak mümkündü; ama her çeşit insan bulmak mümkün değildi… Orda, aynen onun o zamanki haline benzeyen biri dedi ki: -Aha, bak şurdan ineceksin. Dere yatağını bulacaksın. Suyun akışını takip edeceksin; karşına bir köprü gelecek. Üstüne çıkıp bekleyeceksin…Devamı

Adamın biri yoldan geçerken, ağacın tepesine doğru; "Hocaaam, diye seslenmiş. Oturduğun dalı kesiyorsun. Düşeceksin!.." Nasreddin Hoca adamı duymazdan gelip işine devam etmiş. Ama az sonra da "gümmbürrrrr" diye toprağı boylamış!.. Hemen kalkmış düştüğü yerden ve koşup yakalamış adamı. "Dur, demiş. Madem düşeceğim zamanı söyledin, öleceğim zamanı da söyleyeceksin bana!.." DoğruDevamı

Büyük çınarın gölgelediği meydana geldik. Dedemin elleri her zamanki gibi sıcacıktı, ve elimi; sanki incinmeyeyim diye usulcacık tutuyordu.. Kapı ve pencere tahtaları mavi boyalı berber dükkanına geldik. Sinekler girmesin diye asılmış renkli şeritlerden, yüksek sesle konuşan adamların sesleri çıkıyordu dışarı… Yüksek perdeden seslendi dedem: -Selamünaleyküm, ağalar. Nedir böyle çözemediğiniz?.. BenimDevamı

Şaşarım; Beykoz hep bekler. Bilirim, beni bekler; buna şaşarım! O güzel koyun koynuna sokulmuştur ve sırtında yükselen kayaların kuytusuna bağdaş kurup oturmuştur… Bilirim, beni beklemiştir hep; doğacağım zamanı. Ve şimdi, beni beklemektedir yine; döneceğim zamanı… Bu, nasıl aşk! Bir kocamış insanın delikanlı duyguları vardır hani ve hani koca koca ağaçlarınDevamı

(Bugünkü yazıyı okumadan evvel dün çıkan ilk kısmını da okumanızı tavsiye ederim..) Aklı başında olan herkes bilir ki; iki ayrı takvim var, ve yine herkes bilir ki; bunlardan biri 15 sene kadar önce değiştirilerek (olduğu gibi korunan) diğerinden ayrılmış… Acaba insanlar niye anlamıyorlar; (1)güneşin TAM doğduğu an, (2)günün TAM öğleDevamı

(Peşin peşin anlaşalım. Bu yazı iki günlüktür. Bugün okuyup yarın okumazsanız, eksik kalır…) Tilki kurnazı, ormanda gezinirken, birden durur; o da ne?.. Aman Allah’ım!.. İşte bir ağaç, ve ağaçta bir dal ve de dalda bir but… Hem de bir geyiğin budu… Burası dağın başıdır, hava soğuktur, ve tilkinin karnı daDevamı

Bir gün, bir deniz kıyısından, bir şişe salmıştık suya; ağzına mantar tıkalı… İçinde mesajımız vardı… Ve sonra buldu onu birisi, aradı bizi. Çocuk sayılırdı yaşımız. Ama mesajımız Karadeniz’in Boğaz’a dönen köşesinden, şehrin yakınlarına kadar ulaşmıştı… Çocuk sayılırdı yaşımız, ama hatıralarımız bizi büyütecekti… Büyüdükçe sevdim, ve öğrendim bu işi; Yıllar sonra,Devamı

Bütün imkanlar var elinde; alet edevat, cihaz makine, araç gereç, dilediğin kadar yardımcı, kılavuz ve bu güne kadar yazılmış, saklanmış bütün bilgi ve tecrübeler… Üstelik gözün açık, ve aklın başında… Var mı daha başka da istediğin?.. Şimdi, elinde bunca bilgi ve tecrübe ve donanım varken; istediğin vasıtalara binip seyahat etmenDevamı

Yıllardır sana bu yazıları yazmasaydım düzeltebilecek miydin kendini?.. Yöneleceğin, döneceğin, bakacağın istikameti bilebilecek miydin, ve hatta aynalarla yüzleşmeyi akıl edebilecek miydin?.. Sanırım, bir de, şu âna kadar sen; Kırk yılın başında bana yazdığın eciş bücüş o bir kaç satır ve doğrultmaya çalıştığın o bir iki topal cümleyle, beni,,, beni düzelttiğiniDevamı

Vapur, mahallenin hizasına geldiğinde, sanki bizim için, mutlaka uzun bir düdük öttürürdü: "Ffvvvvvvvp!.." Bu, insanın içinden gelen sıcacık duygular gibi, vapurun da içinden çıkan sıcak buharlarla; "aman kimse kalmasın" gibisinden üflenmiş bir sesti, ve başka zamanlar çıkan "v’ooort!" sesine benzemezdi… Sanırım ki kaptan, mavi suda iskeleye doğru kayan vapurun tepesindekiDevamı

Soğuk bir İstanbul günü, saat on bir suları, sabah… İmza gününüzün olduğunu bir gün önce Ekrem Abi’yle (Kaftan) hasbihâl ederken öğrenmiştim. Evet, saat birdeydi… On bir civarında Beylikdüzü’ne geldim, kitap standlarını dolaşmaya başladım… On iki oldu saat, ardından ‘yarım…’ Ve orada durdu sanki zaman, geçmek-tükenmek bilmedi. Birdeydi ya sizin imzaDevamı

İçinde odun kömür değil de, sanki başka bi’şeyler yanardı o zamanlar sobaların, değil mi?.. Hani sanki sobalar; konuşurdu bizimle, söyleşirdi… Ninniler anlatır, masallar dinletir, bilmediğimiz sırları fısıldarlardı kulaklarımıza… Değil mi?.. Aynı minderin bir kenarında gözleri kısılmış kedimiz mırıldanırdı, diğer kenarında biz… -Yanacak bir gün bu kedi, derdi annem… Yakacak kendini,Devamı

Demiştik ya; acaba bazıları “ancak böyle önemsendiklerini” zannettikleri için mi çürük bir sakız gibi çiğneyip dururlar ağızlarında, “intihar” kelimesini; ortalığı leş gibi kokuta kokuta!.. Çürümüş sakızları çiğnemek ve onlardan medet ummak neye benziyor biliyor musun?.. Bir pireli eniğin, zehirlenmiş anasının soğuk memelerinden sıcak süt çıkarma çabasına!.. Köpek yavrusu bilmiyor ki;Devamı

(Böyle bir kelime duymamış mıydınız daha önce?.. Öyleyse size bir masal anlatayım…) ….. Vakti zamanında bir kadıncağız, 25 yıldır evli olduğu kocasıyla birlikte 60’ıncı doğum gününü kutlamakta iken,,, aniden bir peri peyda olmuş… Kadına hayırlı yaşlar ve mutluluklar dileyerek; -Son 25 yıldır sevgi dolu, anlayışlı, fedakar, örnek bir eş oldunuz,Devamı

Bir gün sizler yazmaya başlayacaksınız, ve benim yazmama lüzum kalmayacak, diyordum bir zamanlar. Ve hatta şöyle diyordum: Yazın ki, ben yazmayabileyim!.. Tam 9 sene sonra. Pek kalabalık olmayan konferans salonun ortalarındaki koltuklardan birinde, karşımda oturuyordu. Biliyordum ki; o “biri” idi ama bilmiyordum kimdi. Fakat, deselerdi ki; “filan kim bu salonda”,Devamı

Acaba bazıları "ancak böyle önemsendiklerini" düşündükleri için mi çürük bir sakız gibi çiğneyip dururlar ağızlarında "intihar" kelimesini; Ortalığı leş gibi kokuta kokuta!.. Hayat zaman zaman ağır imtihan soruları da koyabilir insanın önüne. Hakikaten ciddi bir şey olur, ve bakarsın ki; yürür kişi ölümün gözüne doğru. Anlayamazsın, intihar teşebbüsü müydü bu,Devamı

Merhaba, ebru güzeli!.. ….. Ödüm koptu; göreceksin sandığımdan içimi… Duruyordun ya karşımda; öd karışmış suda yüzen gül gibi!.. Bir teknede kardılar; zamk, ve kola, ve "kopartılmış" ödleri kıvâmı-ı kesîf mayi ile. İşte bu suya çizildi resmin… Neft yağıyla incelmişti boyalar ve damla damla aktı, çizgi çizgi uzadı su üstünde duygular…Devamı

Köroğlu’nun kayıp atını duymayanınız var mı?.. Hani peşine düşer de aramadık yer bırakmaz. Sonunda bir pazarda satılık olduğunu görür ve kendisini bekleyen hayvanının üstüne atladığı gibi birlikte uçup giderler… Peki Hâtim-i Tâî’nin rüzgâr kanatlı, meşhur siyah atını duymamış olanınız var mı? Ki Sâ’dî-i Şîrâzî bile, cömertler cömerti bu şairi atıylaDevamı