Mübarek olsun; bugün bayram. Büyüklerin ellerinden öperim, küçüklerin ise gözlerinden… Bugün bayram. Büyüklerden şeker alır, küçüklere dağıtır; nasiplenirim işte aradan!.. Bugün bayram… Yıllardan beri bakışırız buradan. Bu köşeden göz göze bakışır ama gönül gönüle görüşürüz… Değil mi? Uzatmayayım, işiniz çoktur; edebiyata zaman var, bugün bayram. Benimle vakit harcamayın hadi, benDevamı

Beklemeyi… Ve özlemeyi kim bilir?.. Seni anlamadığını sanarak bakarsın gözlerine… Halbuki o, bakar sana; kendisini anlamadığını bilerek! Ve hatta bundan emin olarak… ….. Kim anlar,,, kimi?.. Beklemeyi… Kim bilebilir, ve özlemeyi; Kara gözlü bir kurbanlıktan iyi?.. Ayrılığa kaç gün var?.. Ya kavuşmaya?.. İlk önce gözlerine bakın gördüğünüz ilk kurbanlık hayvanın…Devamı

Ben daha önceki bayramlarda da yazmıştım, bunu. Sözümü tutmuş(!) adam ve saksıda kurban kesmeye çalışmamış. Peki ne yapmış? Banyoda kesmeye çalışmış! Haydaaa!.. Kimse görmesin diye gecenin köründe getirmiş zavallı hayvanı apartmana. Saat 03 suları bir ses: "Bbbeee eee ee!.." Şimdi bunun ağzını bağlasa, olmaz… Erkenden kesse, o hiç olmaz… "BbeeDevamı

(Özellikle de şehirlerde yaşayan dostlar; Bu soru geçen senelerde de kafanızı karıştırıyordu, değil mi? Halbuki ben, daha önce de aynı şeyleri söylemiştim…) Kurban işini ne yapacağız?.. ….. Hakikaten yahu, şu kurban işini ne yapacağız? Nerden alacağız? Nasıl ve neye göre pazarlık yapacağız?.. Aldık diyelim, hangi vasıta ile nereye getireceğiz? GetirdikDevamı

Kendini bir masal âleminde kabul et… Bilinmez zamanlardan bu güne uçan sahipsiz kâğıtlardan mı okunacak masallar?.. Hadi aç avuçlarını; Melekler konacak!.. Yoksa bilmiyor muydun; Her yağmur ve kar tanesini, birer meleğin indirdiğini gökten… Ve öyle çok olduklarını ki bu meleklerin, ne kadar yağarsa yağsın yağmur veya kar; sıra hiç birineDevamı

Bulutlar, yeri özlemiş… Ben, yâri!.. Bulutlar, yerin koynuna sokulmuş… Ben, yarin!.. Bulutlar çökmüş; omuzlarında sevdâ yüküyle de, ya ben?.. ….. Bulutları çökmüş içimin; Önünde!.. Ben, yâri özlemişken… Yeri özleyen bulutlardan, çiy yağar… Yumuşacık çiy yağar ve üstüne sevdâ yağar, yumuşacık… ….. Yağmur yağar. Yumuşacık yağmur yağar ve üstüne sevdâ yağar,Devamı

(…dünyamsın!) Sımsıkı sarılıydık birbirimize, ikimiz… ….. Sımsıkı sarılmıştık birbirimize,,, ama; Benim kollarımla!.. Sen, işte bunun için dünyaya benziyorsun; ve ben ise sıradan, herhangi bir insana… Sanıyordum ki; Sen, benden de çok seviyorsun beni. Sanıyordum ki; Sen, benden de sıkı sarılmaktasın bana… Sanıyordum ki; sen benim canımda olduğun gibi, ben deDevamı

Bugünlerde bir doğum günü yapıldı. Kime mi?.. Churchill’in papağanlarından Charlie’ye… Kaçıncı yaşını kutladılar bu hayvanın, biliyor musunuz?.. Tam, yüz dördüncü yaşını. Winston Churchill öldükten sonra, geride kalan papağanlarından Charlie (Çarli)’yi, deney hayvanı yetiştiren bir yerin sahibi olan Peter Oram satın alıyor. Papağanlar, uzun yaşayan hayvanlar ya; Çarli de işte 104Devamı

Pamuk Prenses’in parmakları ile taşınan bir gümüş tepsideki cam bardağa benzer ya bulutlar… Bulutlar, içimde uçar da,, bil bakalım; Kime doğru?.. Bir anne, çocuğunu hep hisseder; başına bir hal gelse sanki ondan önce çığlık atacak gibi.. Bir bebek, kendi uyurken bile kokusundan takip eder annesini… Telefonu açtım. Sadece: "Dinle" dedi!Devamı

(Her insanın "yakıtı" başkadır!) Bütün insanlar, dedi yaşadığı romanda, binalara benziyor… Küçük veya büyük her evin, her apartmanın kurulu sistemleri var. Bu sistemle ısınıp hayat barındırıyorlar içlerinde… Bak, dokunuyorsun şu peteğe, sıcacık… Bu sıcak, çünkü vanası açık; sıcak, çünkü sisteme bağlı; sıcak, çünkü kazan dairesinin fırını yanmakta; sıcak, çünkü deposundaDevamı

Ben de senin deden gibi bir dedeye sahip olsaydım; şunu yapmış, böyle olmuş olurdum, lafını anlamaya çalışsam da, olmuyor!.. Bu nedir, biliyor musunuz? Sırtı yerde mindere çıkmaktır… Çünkü dedeler birimizin değil, hepimizindir!.. Dedeler ölür; eserler ölmez… Dedeler ölür; misaller ölmez… Dedeler ölür; masallar ölmez… Ve dedeler; kendilerine "dede" diyen dedelereDevamı

Çocukken gülerdik, anlamadığımızdan… Sanırdık ki Nasrettin Hoca merhum, saflığından çıkmış da vurmuş baltayı, üzerinde oturduğu ağacın dalına. Değilmiş… Hoca’nın böyle yapmasının sebebi “anlayalım” diyeymiş! Seyrettiğim bir filmde, dişi kaşınan fareler ne yaptı, biliyor musunuz?.. Kırt kırt, kırt kırt, kırt kırt tahtalarını kemirdiler; hem de, içinde bulundukları geminin!.. Sonra bir fısıltıdırDevamı

Asmalı kahvenin gölgeliğinde oturmuş sohbet ediyorlar bir yaz ikindisinde… Hoşsohbet ya dedem; bazen güldürerek, bazen korkutarak anlatıyor etrafındakilere… Dinleyen gençlerden (yaşı şimdi yetmişten fazla) biri; -Çavuş dede, diyor. Ne güzel anlatıyorsun. İşte böyle doğru şeyler anlattığın için insanlar seni çok seviyor… En az on kişi var dinleyen. Bu, belki iyiDevamı

(veya sopası, pamuk şekerinin) Kendime bayılıyorum!.. Ama, pek çok kimsenin kavrayamayacağı anlamda!.. Şimdi bir insan durup dururken kendine neden mi bayılır? Hadi anlatayım bari… …………… Allah korusun ama, sarsıntı hisseden insanlarımız ile Kandilli rasathanesinin telefonu ve Deprem Dede bağlantısı ne ise; bulundukları şehre kar yağmaya başlayan okuyucularımız ile bir anlamdaDevamı

(İnsan, savaşmak için yaratılmıştır. Savaşa; elbette evet!..) ….. İnsan, ılık güneş altında gerinen tarlalar gibi hep aydınlık kalmıyor… Kâbuslar çökmeye başlıyor bir süre sonra toprağın üstüne ve karanlıklar; insanların üstüne!.. İnsan; savaşmadan olmuyor… İnsan, savaştıkça var… İnsan; savaştıkça güçlü… İnsan; ayakta durdukça ispat halinde kendini… Dedik ya; insan "savaşmak için"Devamı

TGRT’de her sabah 09’da başlayan programın içinde, gazetemizdeki yazar ağabeylerimizden İsmail Yağcı beyin sunduğu bir bölüm var ya, bayılıyorum… Yaşı, ordudan emekli olması, özel merakları, derin bilgisi ve üstüne üstlük bir de tatlı sohbetiyle yapıştırıyor sanki benim gibi daha nice insanları ekranın karşısına… Osmanlı padişahları için; (Beşiktaş yolundaki 3’üncü ağaçtanDevamı

(Göreceksiniz ki, bu yazı bittiğinde bazı yazar dostlar "OHH" çekecek, bazı okur dostlar ise "YAA" diyecekler…) ….. asında çıkan imza günü haberlerini takip ettiğini söylemişti. Ertesi gün de bir kitap fuarı olduğu için: "Geleceksin, değil mi" dedi yazar ama, demez olaydı. Çünkü karşısındaki kişi: "Benim ne işim var abi ya,Devamı

İşte 2004 senesinin ilk satırları… “Bin, ve dokuz yüz, ve doksan, ve dokuz”u ardı ardına dizip söylemek öyle “çok” gelirdi ki bana seksenli yıllarda, o kadar olur! Sonra, yakınlaştıkça küçüldü sanki; karanlık arazide “öcü” sanılan çalılar gibi!.. Boşuna heveslenmeyin, başka şeyler ümit etmeyin. Bugünkü konumuz işte budur: Yıllar,,, ve rakamlar…Devamı

Buna benzer özel günlerde biraz daha özel yazılar yazmaya çalışıyorum… Ama; “ne”, diye soruyorum kendime… Özel günlerin özel yazısı ne olmalı?.. Hakikaten, özel günlerde ne okumak isterdiniz, veya ben özel bir günümde bana ne yazılmış olmasını isterdim?.. Bilemediğimi çok kolay sorabilirim ben, yakınımda olsaydınız size de sorardım; Özel bir gündeDevamı