Bu çay demsiz mi ne!.. Yoksa, şekeri mi az gelmiş? Alıştığım bardağın içinde değil belki de yudumlamaya çalıştığım çay… Bu ne hâl ki sanki hep bir şeyler eksik; ..çayımın demi, pastamın kreması, simidimin susamı! Bir şeyler eksik başlayınca, bir şeyler eksik gidiyor hep… İyi de, eksik işte bir şeyler; haniDevamı

Uzun süre düşünmüştüm; komik miydi, korkunç mu? İşte, upuzun yatıyordu yerde… Herkes başına toplanmıştı… Kocaman bir odunu diklemesine koymuşlardı iki çenesi arasına… Ağzıysa nah şu kadar açık, öylesine bakıyordu… Sadece bakıyordu, cansız gözlerle! -Yer mi beni bu? Demiştim… -Korkma yiyemez, demişlerdi… Baksana, hiç hayat belirtisi yok… Sonraki gece. Yazlık sinemadanDevamı

Bebekler neden güzeldir, biliyor musun” diye sormuştu bir zamanlar Hazret-i Yunus… Ve sonra şöyle devam etmişti: “Çünkü bebekler günahsızdır. Günahsız olan güzel olur!..” ….. Bu güzel kitaplar hakkında merak edenler sormuştu da, konuşmuştuk: ŞEHRİYÂRÂN demek; “sevgililer şehri” demektir. Şehriyârân isimli kitapların içinde evliya menkıbeleri vardır… Evliya demek; Allahü teala’nın sevdiğiDevamı

Yazdan sonra koca bir sonbahar geçti, kış da geçmek üzere; yağış yok… Gerçekten, bu kimin umurunda? Rahmet incecik dökülürken; yağmur lüzum ettiği yere lazım olduğu kadar yağarken… Berrak göller gülümser, temiz dereler şırıldarken kimse farkında değildi. Zaman geçti ve pişmanlıklar duymaya başladık… Dileyelim de bu kadarla kalsın! Yağış olunca havaDevamı

Yoktun ki baktığım hiçbir yönde… Hiç dolanmadı bir kuşak gibi, aynı anda aynı rüzgâr; ikimizin beline… Hiç… Ama hiç tuzu karışmadı; Gözyaşlarımızın!.. Hiç sıvazlamadım kaşının kuyruğunu… Zülfünü yatırmadım hiç; ıslatılmış parmağımla… Ve hiiç, hiç silmedin terimi! .. Olmadık hiç aynı anda, aynı göğün altında… Aynı ufku bile aynı yerden görmedik…Devamı

Ve bir gün fark edersin ki; Toprağın ölü karanlığı içine atılmış filizlerden bazısı kaldırmış başını… Güneşi görmüş… Ve görülmeyi istemiş… Kör tohum, kara toprağın içinde, bilir bir şeylere ihtiyacı olduğunu… Duyar senin ayak sesini… Bu ses bir ninni gibi gelir ona; sanır ki hava sensin, su sensin ve güneş sen…Devamı

Her gün… Her gün yeni bir hayaldir peşinden koştuğum. Yeni bir hayal. Peki ne? Veya kim?.. Hangi uzaklıkta yahut bana ne kadar “yakın” olduğunu bilmesem de; şu an yazdıklarımı yepyeni bir insan okuyacak. Onun bir insan oluşu bile heyecanıma tercümedir… Son hayalim konmak için yeni bir dal bulacak. O insan;Devamı

Avrasya Maratonunun her sene bir birincisi oluyor… Bir ikincisi, bir de üçüncüsü… Sen kaçıncısın? Avrasya Maratonu için; “ben de, ben de katılmak istiyorum, ben de” diyerek binlerce insan toplanıyor her yıl… Her birine birer numara veriyorlar bu insanların… Hepsi yakından ve uzaktan takip ediliyor kameralarla ve üstelik kayda alınıyor herkesinDevamı

(Biri bir yazı okur… Tekrar okur, sonra tekrar ve tekrar okur; her seferinde ayrı şeyler anlar… Biri bir yazı okur… Sonra bir başka ve bir başka yazı okur; her yazıda hep aynı şeyi anlar… Hangisi sana daha yakındır? Veya ikinci okuduğunda acaba ne anlayacaksın aşağıdaki yazıdan?) ……. Uzaklar, vardır… Ama,Devamı

Küçük kutular içinde fide yetiştirirdi ninem; menekşeler, mineler, karanfiller… Sonra bunları, kendi bildiği bir zamanda duvar üstünden indirip, uygun yerlere dikerdi. Okuyup yazma bilecek kadar büyümüştüm. Bir yaz günüydü. Dedemin seslendiği tarafa gittim. Elinde iki küçük kutu, ikisinin de içinde birer fesleğen vardı. Birini bana uzatarak; “Al bakalım bu senin”Devamı

Sabah, henüz, kapağı açılmamış bir gazoz kadar sakin dururken; çayın canı ‘beni’ çeker!.. Çayın demi; demliğin ağzından bardağın içine, bardağın ağzından içime dökülür… Ben, fısıldarım; içine!.. Duyuyor musun?.. ….. Kim duyar, kimbilir; ben konuştukça! Susmak; Dağlar gibi konuşmaktır!.. Sabah, henüz, kapağı açılmamış bir gazoz kadar sakin dururken; çayın canı ‘ben’Devamı

Tahtımı insanların gönlüne kurardım. Aramazdım havası en güzel tepeler… Güneşi en güzel alan yamaçlar… Suyu en bol olan ovalar… Sultan olsam, tahtımı insanların gönlüne kurardım. İnsanları “yıkmadığım” sürece yıkılmazdı sarayım. En sağlam, en yüksek ve en asılmaz duvarlar benim sarayımda olurdu. İnsanlar, yüreklerine kurulmuş sarayımın tek tek muhafızı olurdu. BenDevamı

Hani, titrer içi bir çocuğun… Hani, bir kedinin kaptığını görür ya,, yerdeki ekmek kırıntısının peşindeki sevdiceğini; daldaki kumru!.. Göğsünün ak tüyleri savrulan yârine son bakışı titrer o kuşun senin de gözlerinde… Ve hani… Ve hani; bitmiş bir yıldız, parlasa da bilirsin ya; sönmüştür artık feri, ışıktan gözlerinin!.. Bilirsin, uyusan; yorgunDevamı