(Bu ya­zı Mus­ta­fa Ke­mal Ata­türk’e açık mek­tup­tur) Benim ço­cuk­lu­ğu­mun 10 Ka­sım’la­rın­da si­zin için ağ­la­ma tö­ren­le­ri ya­par­dık ve gö­zü­müz ku­ru ise tö­ren­ler­de şi­ir bi­le oku­ya­maz­dık… İs­mi­niz her geç­ti­ğin­de, ye­tiş­kin­ler ara­sın­dan aya­ğa kal­kıp önü­nü ilik­le­yen­ler olur­du… Hat­ta her kim ne yap­tır­mak is­ter­se “si­zin em­ri­niz” ol­du­ğu­nu söy­ler ve böy­le­ce uy­dur­ma söz­le­ri bi­le ka­nunDevamı

Bütün film­le­ri sey­ret­ti; kal­kan­la­rın ar­dın­da­ki si­lah­lı po­lis­ler, uzun cop­la­rıy­la in­san­la­ra vu­ru­yor­lar­dı! Kah­ve­ha­ne­ye gir­di. Ga­ze­te­ye tam boy ba­sı­lan po­lis res­mi­ni kes­miş bi­ri, kı­ya­fe­tin taş ve­ya so­pay­la vu­ru­la­bi­le­cek za­yıf nok­ta­la­rı­nı an­la­tı­yor… Si­ga­ra­sı­nı res­min üs­tü­ne değ­di­ri­yor; “iş­te kâ­ğı­dın bu ya­nan yer­le­rin­de gö­rü­len can alı­cı nok­ta­lar­dan, po­li­sin de ca­nı­nın ya­na­ca­ğı­nı” söy­lü­yor­du! Bir gün an­sı­zınDevamı

Kene­ler bi­le in­sa­nı bı­ra­kıp do­mu­za tır­man­maz ve on­dan dü­şüp ko­yu­na, onu terk edip kö­pe­ğe, de­ve­ye, bey­gi­re ya­pış­maz! Bit ka­dar­dın; cüs­sem ce­sa­me­ti­ne va­rın­ca­ya ka­dar sır­tım­da ta­şı­dım se­ni! Sık­sa­lar, için­den ben çı­ka­rım san­dım ve se­nin her di­şi­nin, bi­rer di­şi siv­ri­si­nek gi­bi baş­ka­la­rı­nı em­me he­ve­si­ni gör­mek is­te­me­dim; vahhh ba­na!.. Şim­di sen; ben­den son­raDevamı

Tek­rar iz­le­ye­ce­ğim. Sa­tı­şa çık­tı­ğın­da dvd’si­ni de a­lı­rım. Yo­rum yap­ma­ya­ca­ğım, a­ma “Mus­ta­fa” hak­kın­da şu­nu söy­le­me­sem ol­maz: Bu film bir dö­nüm nok­ta­sı­dır! Hem de si­ne­ma de­ğil, komp­le ya­kın ta­ri­hi­mi­ze ba­kı­şı­mız a­çı­sın­dan… ­Film, cum­hu­ri­ye­ti­mi­zin 85. yı­lın­da viz­yo­na gir­di. İlk gös­te­rim­den çı­kan­la­rın su­rat­la­rı­na ba­kın­ca i­yi­ce me­rak et­tim fil­mi. Kim­di pe­ki böy­le şa­şı­ran­lar? Bir­kaç sos­yalDevamı

İnkâ­rın ik­ra­rı­nın (açık­ça söy­le­me­nin) özel­lik­le de okul­lar­da mo­da ol­du­ğu yıl­lar­da; bir öğ­ren­ci aya­ğa kal­ka­rak, ders için he­nüz sı­nı­fa gir­miş olan öğ­ret­me­ne; -Efen­dim, bir so­ru so­ra­bi­lir mi­yim, di­yor. -Sor, di­yor öğ­ret­men. -Al­lah var mı? Di­yor öğ­ren­ci, doğ­ru­dan… Di­yor ama bel­li ki az ev­vel sı­nıf­ta bu ko­nu tar­tı­şıl­mış ve bel­li ki ka­fa­la­rınDevamı

Biri­ni dü­şün ki işi yok, mes­le­ği yok; ge­li­ri, ma­lı, evi ve eş­ya­sı yok. So­kak­ta kal­sa gi­de­cek ye­ri, sı­ğı­na­cak ka­pı­sı yok… Fa­kat bi­ri var ki onu se­vi­yor; ko­ru­yor, kol­lu­yor. Onun için de ça­lı­şı­yor; ken­di ka­zan­cın­dan ilk pa­yı ona ayı­rı­yor. Ken­din­den ön­ce ona kı­ya­fet alı­yor, ken­din­den ön­ce onun ye­me­si­ni is­ti­yor. Bir ih­ti­ya­cıDevamı

(Kü­çük­de­dem­den…) Tam za­ma­nı, bil­men şart o­la­nı bil­dir­me­nin; do­ğum gü­nü­nü kut­lu­yor­sun: İn­san i­çin en ö­lüm­cül has­ta­lı­ğa ya­ka­lan­mış ol­mak; doğ­muş ol­mak­tır! Ey be­nim ah­mak oğ­lum! Şim­di se­vinç­le tit­ri­yor mu i­çin? Di­yor mu­sun; be­ni ne ka­dar da çok se­vi­yor­lar?.. ­Kırk say­fa sev­gi ye­ri­ne kırk say­fa söv­gü ol­say­dı şu­ra­da; kırk ki­şi se­vi­yor o­la­ca­ğı­na kırkDevamı

(Not: Bu ya­zı 2000 se­ne­sin­de ya­zı­lıp, aka­bin­de 29 Ma­yıs Pa­zar­te­si gü­nü bu kö­şe­de ya­yın­lan­mış­tı. İki se­ne son­ra ba­sı­lan ki­ta­bı­mı­zın is­mi de yi­ne bu ya­zı­dan alın­mış­tı… Şim­di in­ter­net­te “Sen İs­tan­bul ol­say­dın” yaz­dı­ğı­nız­da yüz­den faz­la si­te çı­kı­yor kar­şı­nı­za, için­de bu ya­zı­mız bu­lu­nan… 26 Ekim be­nim için, ha­ya­tı­mın en özel gün­ler­den bi­ri­dir; do­ğumDevamı

İngi­liz­ce gör­dü­ğü­müz ilk se­ne­nin ilk ders­le­rin­den bi­rin­de, öğ­ret­me­ni­miz; tah­ta­ya çiz­di­ği yu­var­la­ğın or­ta­sı­na nok­ta­dan bir göz koy­du, son­ra uzun bir ga­ga yap­tı… Ar­dın­dan boy­nu­nu, göv­de­si­ni ve göv­de­ye ya­pı­şık du­ran ka­nat­la­rı­nı yap­tı. Da­ha son­ra da upu­zun bir ba­cak çi­zer­ken; “bu ne­dir” di­ye sor­du. Biz­ler “ley­lek” de­dik. Öğ­ret­men ilk ba­ca­ğın üze­ri­ne “LEG” yaz­dıDevamı

Han­gi has­ta­ne­ye git­sen de bi­lir­sin ki; has­ta­sın! Ken­di­ne ya­pış­tır­dı­ğın “has­ta” eti­ke­tiy­le gö­rüp, gös­te­rir­sin bu­nu. Ait ol­du­ğun şeh­rin sim­ge­si­ni ta­şı­yan bir pla­ka gi­bi­dir ki bu “has­ta”lık; çu­va­la sığ­ma­yan mız­rak gi­bi sa­na da, et­ra­fı­na da ba­tar! Bu­gün, aku­punk­tur­dan bah­se­de­ce­ğim. Çün­kü aku­punk­tur; bir ağa­cın sa­de­ce has­ta da­lı­na ilaç sık­mak ye­ri­ne, kö­kün­den ener­ji­yi ver­mek,Devamı

Balık yakalamaktan hoşlanan adam ile, yanına aldığı küçük oğlunun; çıktıkları kısa tatilin hikâyesini anlatmamı ister misiniz?.. Dinleyin bakalım: Baba ve oğlu oltalarını göle atıp bırakmışlar. Bir iki saat sonra, kaldıkları otelden tekrar kıyıya yürüdüklerinde; dört beş tane balığın yakalanmış olduğunu görmüşler… “Baba, demiş çocuk heyecan içinde. Ben, bu balıkların oltayaDevamı

Onun hikâyesi; “Ağustos böceği çaldı saz, bütün yaz. Derken kış da geldi çattı, bizimkinde şafak attı!..” diye uzar gider ya… Peki özeti nedir bu şiirin? Bir sonuç elde etmek istiyorsan, onun için çalışman gerekir. Hiçbir şey yapmadığın konudan hangi gelişmeyi bekleyebilirsin ki?.. “-Karınca kardeeeş, üşüyorum ve karnım aaaç!..” Buraya kadarıDevamı

“1860’tan beri hayal edilen tünelin son tüpleri de birleşti. Başbakan 60 metre derinde Boğaz altından yürüdü.” Bunları okurken gazetelerde dedik ki; “Hüdayi yolundan tekrar bahsetmenin zamanıdır!” “Okuyacağınız yazıdaki konu, acaba Hüdâyî hazretlerinin bir kerametinin günümüzde ortaya çıkması mı?” Sorusuyla başlayan ilk yazımızı 27.07.2006 günü yayınlamıştık. “Hüdayi yolu” ve ismimizi yazarsanız,Devamı

İnsan katli gibi büyük suç sayılmalı mana katli de! Çünkü bir “anlamı” öldürmek de; bir adamı öldürmek gibi, istikbale zarar vermek demektir! Şimdi bunun bir acayip örneğini yaşıyoruz ki; köklerimizdeki çürümenin vesikası, hatta vesikalık fotoğrafıdır: -Ergenekon ne demek? Diye sorarsanız şimdiki öğrencilere, konuşma şöyle devam ediyor: -Terör örgütüymüş!.. Ergenekon bütünDevamı

Karanlıkta mumlar, toprakta kökler gibiydiler. Arkalarında musibet, önlerinde meçhul vardı. Eshab-ı kiramı örnek alıp kapkara dünyanın dört yanına yürüdüler… Aydınlığı tanıyorlardı ve aydınlığı taşıyorlardı. Birer meş’ale gibiydiler. Ateşi almışlardı ve geceye ışık, soğuğa sıcak götürüyorlardı. Delilik; gözün deliği kadar olduğunu sanmaktır gerçeği! Göz; ampulü görür, bir de kabloyu. Kablolardaki lambalarDevamı

Saraylarda neden mutsuz insanlar da olur veya çöplüklerde yaşayanlardan bir kısmı neden emsalsiz mutluluklar içindedirler? Hâlbuki mutluluğun ve mutsuzluğun sınırları çoktaan ana hatlarla, kalın çizgilerle belirtilmiştir: “Mahrum olmak mutsuzluk… Sahip olmak mutluluk!..” Herkese, hepimize ezberletilen bu temel, bu genel prensip neden her zaman çalışmaz peki? Öyle ya; neden en karamsarDevamı

-Demek isminiz Musa, diye gülümsedi Hıristiyan misyoner… Siz çok akıllı ve aydın bir beyefendiye benziyorsunuz. Yanılmıyorum değil mi? -Yanılmıyorsun da, sen önce dilinin altındaki baklayı çıkar bakalım, dedi Musa Dayı. -Hah! Ben de dinler arası diyalogdan bahsedecektim size: Hani, her dine mensup insanların kendi aralarında kaynaşmalarından… Bazı liderlerin, bu alışverişiDevamı

Cümle âlem biliyor; sen gidiyorsun diye değil, senin ikram ettiklerin için, senin ihsan ettiklerin için bu çocuklara benzer sevincimiz… Sen ki; sayılı günler boyunca misafirimiz oldun… Biz de yatışımızı sana, yiyişimizi sana ve davranışlarımızı sana uydurmaya çalıştık; erken kalktık, geç yedik, bazen de uyku mahmuru dolaştık; umduk ki hizmet edenlerininDevamı

Bir radyoevi düşünün. Pek çok kişinin de bu radyonun yaptığı yayınları dinlediğini düşünün. Ve sonra düşünün ki, her radyonun; vericisinden yaptığı yayınları insanların dinleyebilmesi için radyo alıcıları lazım. Çünkü farklı frekanstaki titreşimlerin, önce; insan kulağının duyacağı sesler haline dönüşmesi lazım… Programlar hazırlanacak… Radyodan yayınlanacak… Verici antenden çıkan dalgalar havadan alıcılaraDevamı

Dikkatli bakmak… Ve iyi görmek lazım: Dünya, bir öbek mezar toprağıdır esasen! Dünyanın bir mezar toprağı öbeği olduğunu anlamak; hayatın lezzetini daha da arttırır, değil mi? Ve sohbetlerin ve oruçların ve hatta bayramların! Topraktır şu dünya, evet. Hem de mezar toprağıdır; durmadan aktarılan, aktarılan, tekrar tekrar aktarılan… Şimdi, bunları “anlaşılsın”Devamı