Biblo gibi bir genç kız, renkli tülden eteklerini uçura uçura geldi… Kayarak bir kavis yaparken dönüp hızlandıktan sonra, hızlı bacak hareketleriyle buz zeminin pürüzsüz yüzeyine çizdiği imzasının noktasını; pateninin burnunu buza batırarak koydu!.. O zaman büyük bir alkış koptu. Çünkü ayağının ucu son noktadaydı ve işte ardında, buza yazdığı adınıDevamı

Bazıları 13 rakamını görünce veya “on üç” lafını işitince tüyleri dikeliyor, kirpi gibi oluyor: “Eyvah, diyor. Kim bilir şimdi başıma neler gelecek!” Gâvuristan’da bir de buna Cuma gününü ekliyorlar. Hele ki ayın 13’üncü günü Cuma’ya denk gelirse; evlerinden dışarı bile çıkmıyor, korkudan mumlar yakıyorlar… Sokaklarının pek çoğunda 13 numaralı kapıDevamı

Var olmak mühim değil; Mühim olan yâr olmak!.. Kaç “var” var şu yeryüzünde… Var mı bilen?.. ….. Peki ya, kaç “yâr” var? Gönül; “Varlar yâr olsa”, derken… Bir de; “Yârlar var olsa”, diyor!.. Söz, uzaar gider; Yel olur!.. ….. Sel basar içimin sensizliğini, ufuktaan ufka; Kesilir sesler!.. ….. Nefesler kalırDevamı

Biliyor musun; Seni, rüyada gördüm… ….. Rüyamdaydın… Rüyamda; rüyalarındaydın!.. Gülüyordun… Gülüyordun rüyamda, ve ben; senin zaten gülmek istediğini, yani gülmenin “rüyan” olduğunu biliyordum… Gülüyordun rüyamda; Yani, “rüyandaydın” rüyamda… Seni rüyada gördüm… Sana çok yakışan pahalı elbiseler giymiştin. Renkleri uyumluydu, ve sen içinde; vazoya konmuş taze bir çiçek gibi diriydin… …..Devamı

Bir kuş, bir camı tıklatır; ardında kim olduğunu bilmeden… Kalbin, kuş yüreciği gibi “tıp tıp” yapar; “ulaşılmaza” dokunmak istersin!.. Bir kuş camını tıklatır; Canın tıklar!.. Bilirsin ki; açsan pencereni, bu kuş uçup gidecek. Umutların yitecek… İçin sızlar; beklerken tül ardında hareketsiiz, nefessiz!.. Bundan sonra, ya sevgilerini ufalarsın pencerenin pervazına… YaDevamı

Ben, senin gönlünde büyürüm ancak… Çünkü ancak, ben senin gönlünde büyürsem, bu büyüme; ot gibi büyümek, dal gibi büyümek, mal gibi büyümek olmaz!.. Ben, senin gönlünde büyürüm… Ve ben zaten; Senin gönlünde büyümek isterim ancak!.. Bilirim, göz göze olduğumu seninle; bakışlarımız bile bir hizadadır çünkü… Konuşsam, karşımdadır işte kulakların… VeDevamı

Her yaratılmışın kabiliyeti ayrıdır, öyle değil mi?.. Mesela, bir kedi eğer derse: “Karanlığın içinde tuhaf şeyler oluyor!..” Veya bir çoban köpeği; “Şu istikametten filan kimse geliyor. Kokusunu duyuyorum, yarım saat sonra burada olur” diye mırıldansa… Yahut bir kör yarasa, elinden tutmuş ve seni büyük bir hızla havada uçururken, aniden dönüp:Devamı

Sokulmadan kollarımın arasına, nereden bileceksin ki sen; sıcağı?.. Ve dokunmadan dudaklarıma; Yumuşağı?.. Yüreğimde; gözyaşların, gözyaşlarımla kucaklaşmış yatıyor!.. Kalbimi dinle!.. Kalbimi dinle!.. Kalbimi dinle; “ne” diyerek atıyor?.. Sokulmadan kollarımın arasına, nereden bileceksin ki sen, sıcağı?.. Ve belli mi; Bir rulo gibi önümde yuvarladığın yolumun, nerede duracağı?.. Üflesen, savrulacağım… Kuşunu yitirmiş birDevamı

Hangi mahluk hiç fırça yememiştir? Dağdaki ayılar! Ayıların “hata yapma” ihtimali hiç yoktur ve olamaz. Çünkü ayılar için, alternatifsiz tek yol; o an “akıl”larına gelendir! Peki ikinci bir ihtimal yoksa “yanlış” nasıl olabilir ki? Ayı bir arı kovanı görür, canı bal ister ve kovanı devirir; çünkü içinde bal vardır… AyılarDevamı

Çoğumuzun yolu üzerinde, fakat kim bilir kaçımız ondan habersiziz. Hâlbuki İhlas Kolej o kadar büyük ve o kadar özel ki… Kim bilir kaç ülke böyle bir okul görmüş değil ve kim bilir kaç şehrimizdeki üniversiteler bu ayarda değil… Kültür, sanat, spor, bilim ve her konudaki başarıları parmakla gösterilen İhlas Koleji’ninDevamı

İçin ağlıyor olabilir. Ama, gülümse… Gülümse ve aynaya bak; çünkü hissettiğin perişanlığı bir de kendi yüzünde görmüş olmak, sana ne kazandıracak? Aynalar; senin başkalarına gösterdiğini gösterecek sana! İçinde bir güneş var ama, biliyorsun; gökteki güneş gibi… Peki ya arada rüzgâr ve fırtınalar, bulutlar, şimşekler, yağmurlar varsa? Ortalık yıkılırken, kopup savrulurken,Devamı

Köşe yazarı Muammer Erkul olmadan önce, çizgi romancıydım. Bilgehan isimli bir kahramanım vardı. Dağların kızı Nergis, Kahraman Üçler ile köpekleri, Turuncu ayı Pof Pof ve çoğu kimsenin gerçek oğlum sandığı Çekirge Çetin. Hatta öyle ki, bir gün komşunun çocuğu zile basmış ve; “Çetin’i biraz bahçeye göndersene, bizimle oynasın” diye seslenmiştiDevamı

Belki de sen hiç fark etmedin; katrana kesmiş gecelerin kayıp zamanlarında, yolunu şaşırmış bir minik yıldızı arar gibi gözlerinde ışık aradığımı… ….. Ve hiç fark etmedin belki; Umuda koktuğunu!.. Yoo, bilmen gerekmiyordu aslında… Belki güzelliği de işte buydu geçen zamanın!.. ….. Belki bilseydin veya ben söyleseydim; bozulacaktı bişeyler… Eğer bilinseydi;Devamı

Bir konu gündeme gelir, herkes konuşmaya başlar. Bunları sebep bilerek Hürrem Sultan’ı hatırlayalım mı? Kanuni Sultan Süleyman Hanın zevcesidir. Haseki ve Hürrem Sultan ismiyle meşhur oldu. 1558 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Süleymaniye Camii avlusuna defnedildi. Kanuni sonradan bu saliha zevcesinin kabri üzerine bir türbe yaptırdı. Türbe, Mimar Sinan’ın eseri olup,Devamı

Evvel zaman içinde, öyle bir memlekete vardık ki; kralın çocuğu olmuş… Lakin biz ziyafet, mutluluk beklerken baktık ki ağızları bıçak açmıyor. Sorduk… “Kralımız çok üzgün, dediler. Çünkü bir çocuğu oldu. Bizde adettir, o da bebeğini kâhine götürdü. Fakat söylediklerini beğenmedi, bir başkasına götürdü, sonra uzak diyarlardan başka kâhinler getirdi. FakatDevamı

(Yıllar geçti, unutanlar olmuştur. Kuzulukta’yız, çay içerken aklıma geldi, sizlere de tekrar hatırlatayım dedim.) 🙂  Bilen bilir; Abdüllatif Uyan, dünya tatlısı abilerimden biridir. Hayatını evliya menkıbelerine vakfetmiştir. Bunları şiir veya nesir halinde gazetemizde yayınlar. Çoğu kitap olmuştur. Ayrıca (abdullatif.uyan@tg.com.tr) adresini yazanlara her gün bir kısa menkıbe gönderir ki aralarında benDevamı

Halil Delice, önemli romancıdır, yazacağı her satıra ihtiyacımız var. Binlerce insan Kırkpınar’ı, Balkanları onunla sevdi ve milletimizin ortak acılarına birlikte ağladı. Dün konuştuk onunla. Öyle güzel şeyler (haberkusagi.com’da var) anlattı ki: Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri (Tasavvufun birçok tarifi vardır, benim en çok hoşuma gideni “Zamanını en kıymetli olana harcamaktır” şeklindeDevamı

Bir büyüüük bahçe… Öyle ki; dev çınar ağaçlarının dalları gökyüzünün, kökleri yeryüzünün içine doğru uzanmış. Kestanelerin parmaklı yaprakları, akasyaların salkımları; subaşlarını tutmuş söğütlerin gelin teli gibi süzülüşleri… Koyu ve geniş gölgelerin üstünü kapatmış ceviz ağaçlarının ferahlık kokan filizleri… Fidanlıklar, meyvelikler, güllükler, meyvelikler, sebzelikler ve çayırlıklar… Göz alabildiğine uzanan ve yeryüzününDevamı

Şu, aşağıdakileri konuşmak hoşuma gidiyor: Bir yıl veya on yıl geride kaldı; her şeyiyle!.. Senleriyle, benleriyle… Çünkü bu yılların içinde bizler de vardık. Yıllar iki avucumuzda kalıyor hep; bir avuç akide şekeri veya bir avuç saksı biberi! İster şeker olsun ister biber “hangi avuçta” kaldığımız önemli değil… Mühim değil hatırlanıpDevamı