Çay üstüne :) [09 Ocak 2011 Pazar]

(Yıllar geçti, unutanlar olmuştur. Kuzulukta’yız, çay içerken aklıma geldi, sizlere de tekrar hatırlatayım dedim.)

🙂 
Bilen bilir; Abdüllatif Uyan, dünya tatlısı abilerimden biridir. Hayatını evliya menkıbelerine vakfetmiştir. Bunları şiir veya nesir halinde gazetemizde yayınlar. Çoğu kitap olmuştur. Ayrıca (abdullatif.uyan@tg.com.tr) adresini yazanlara her gün bir kısa menkıbe gönderir ki aralarında ben de varım…
Abdüllatif abi 1966 yılını şöyle anlatıyor: “Kadıköy Müftülüğünde kâtibim. Müftümüz Ahmet Mekkî Efendi ki, derin âlim, kalb gözü açık bir velî. İkimiz de Fatih’te oturduğumuz için akşamları birlikte dönüyoruz… Vapurda bile boşa zaman geçirmiyor. Kendisi okurken bana bazı beyitler yazdırarak; ‘Bunları ezberle! Dost sohbetlerinde işe yarar’ diyor…

“Meclis-i erbâb-ı dil, bir lâhza sensiz
kalmasın,
Hürmetin inkâr eden, dünyâda hürmet
bulmasın.”

Yazdırdığı gün, Abdüllatif abi; “Bu övgüler acaba hangi mübarek zat için söylenmiş” diye sorunca, Ahmet Mekki efendi hazretleri gülümsüyor, ve;
“Çay için söylenmiş” diyor!..

O sabah kahvaltıda yine “çay” konusu açılınca;
“Şu demliğin altındaki çaydanlık, evdeki kaynana gibidir” diyor babam. “Çünkü devamlı kaynar durur!..”
Önce gözlerimizi açıp bakıyor, sonra da kahkahayı koyuveriyoruz… Meğer gençliğinde yaşlı bir teyzeden dinlemiş… Devam ediyor: “Çaydanlığın üstündeki demlik ise, gelindir. Altındaki kaynadıkça o olgunlaşıp, demlenir…” Bizler, hayretlerde ve “bu kadar olur” derken, babam anlatıyor: “Gelinin kocası ise bardağa benzer; birazı demlikten, birazı çaydanlıktan… Yani birazını kaynana doldurur, birazını gelin! Çocuklar ise çayın şekeridir; tad verir…
Ya görümce? O ise, çay kaşığıdır. Ara sıra girer eve; karıştırıp gider. Zaten kaşık bardakta kalsa insanın gözünü çıkarır!.. Kaynata mı? O garibimse çay tabağıdır; dökülenleri bir araya toplamaya çalışır!
Yani, çay bu, dile kolay. Öyle çay deyip geçmemek lazım!

Stop
Muammer Erkul
09 Ocak 2011 Pazar


5 yorum

  1. E başlık çay olunca yazmak şart oldu. Muhabbettir efendim kendileri. Dost sohbetlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir söylentiye göre, kansere de iyi gelir. Zindelik sağlar. Fazlası sakıncalı deseler de, kararı soğuk algınlığı ve benzeri bilumum hastalık için iyi gelir.
    Sabah mahmurluğunda ilk tadılandır. Simit’in, çöreğin ayrılmaz arkadaşıdır. Makbulü yurdumuzun kuzeyinde yetişendir. Ancak, kaçak diye tabir edilen, geniş yapraklı çaylar da özellikle memleketin doğusunda aşırı tüketilmektedir. Katkısız kaliteli olanlarından içilmesi tavsiye edilir. Zira denetimsiz gelen kaçak çaylarda içeriğinde değişik katkı maddeleri olduğundan şüphe edilmektedir.
    Peyami Safa’nın bir romanında ekmeğin üzerine tereyağ sürülmesini iki sayfada anlattığı gibi, çay içimi de, sayfalar dolusu anlatılabilir.
    Kaliteli sudan demlemek gerekir kendisini. Yani pırıl pırıl tavşan kanı çaylar, ancak kireçsiz sudan elde edilir. Sözün erbabı, yukarıda yeterince değinmiş. Bunlarsa, çayın çöpü niteliğindedir.

    Gökmavi / Samsun

  2. Muammer Bey,

    Öncelikle şiirlerinizi okumakla birlikte sitenizi yeni keşfetmiş bulunuyorum ve inanın bulduğum günden beridir de buradan ayrılamıyorum. Yazdıklarınızı okudukça kendimden bir şeyler buluyorum. Bunun için çok teşekkür ediyorum.

    Çay konusuna da gelmişken güzel bir benzetme paylaştığınız örnek.
    Benim için de çay tavşan kanı olunca ve bir de o vazgeçilmez bergamut aromalı tomurcuklardan eklendiğinde içmeye doyum olmayacak güzelliktedir. Bir de sabah simidimin yanına en güzel arkadaş…

    Saygılarımla…

    Mehpare

  3. Yalnızlığa dayanırım da,
    birbaşınalığa asla.

    Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka.

    Bir dost göz arayışıyla.
    Saat tıkırtısıyla…

    Korkmam, geçinip gideriz biz mutluluğuyla,
    Ama;
    ‘Günün aydın,
    akşamın iyi olsun’ diyen
    biri olmalı

    bir telefon sesi çalmalı arasıra da olsa
    kulağımda.

    Yoksa,
    Zor degil, hiç zor değil, demli çayı bardakta karıştırıp,
    bir başına yudumlamak doyasıya,

    Ama:
    ‘Çaya kaç şeker alırsın?’
    Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra…
    Çayı çok severim; bir bu şiiri, bir de sizi Muammer Abi

    Sibel

  4. Mevzu çay olunca, Murat Başaran’ın “Sohbeti Kim Demler?” başlıklı yazısını, o yazıdan da aşağıya alıntıladığım bu satırları hatırladım ben de…

    “Vakti vardır, Ve can çeker…
    Ama berrak ve demli bir çaydan daha iyi olan şey,
    o çaya sohbet katan, lezzet katan dostlardır…
    Çay da, dost da, teselli makamında bir talihtir.
    Yalnızlığa hüzün taşır çay… Sohbete ise muhabbet…
    Hayatın neresinde, ne şekil ve görüntüde olursak olalım;
    mesele şudur:
    Bir bardak demli çayın yanında ne kıymetimiz var?
    Hangi dostun bir bardak demli çayı için “hasretin adı”
    ve “katma değer” iyiz?
    Vakti vardır… Ve can çeker…
    Can, çayı bahane edip bir dost ister…”

    Serra

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir