Ders, Çingeneden… [10 Eylül 2009 Perşembe]

İki Çingene, hiçbir kitabın öğretemeyeceği iki büyük ders verdi bana, unutmam mümkün değil.
(Çingeneler için kullanılan “Roman” lafı yakın zamanda çıktı.)

Yirmi seneyi geçti. Marmaris’e konmuş (geçici olarak konaklamış) kafile reisinin karısı falcı kadın; kumlardaki çıplaklara, üstsüzlere doğru elini uzatarak:
“Ben mi Çingeneyim yoksa onlar mı” demişti. Susup kalmıştım!

İkinci ders ise klarnet sanatçısı Romen’in dilinden:
“Düğünlerde çalıp, âlemlerde sarhoş eğlendirdik ama bir yandan da hep horlandık bugüne kadar. Çingene dediler, çalgıcı dediler, zurnacı dediler. Hâlbuki bir klarnetçi, ömrünün bütün nefeslerinin en azından yarısını o delikten üflemiş olmalı ki, ona sanatçı densin!.. Yine de iki şişe şarap ve üç beş kuruşa günlerce, sabahlara kadar üfler dururdu bizim komşularımız…
Artık düğün dernek koşturmuyor bizim şoparlar; Romenler artık; “kızancığım zurnacı olsun da bari karıncığı doysun” hayaliyle yaşamıyor. Artık moda değişti, para başka tarafta. İnsanların “Çingene Mahallesi” diye aşağıladığı sokaklardan çıkan kızanlarımız ney kurslarına gidiyor her sabah ve gece yarılarına kadar üflenen neylerin nağmeleri yükseliyor sokaklarımızdan… Artık cümbüş, darbuka, klarnet yok; tambur, kudüm ve ney var…
Yaz aylarına gelen üç beş aylık düğün dernek döneminde kazandığımız cukkadan daha fazlasını, bir aylık ramazanda cebe indiriyoruz çünkü!..

Eskiden camilerin sokağından bile geçemezdik elimizde çalgı varsa.
Şimdiyse cami kapılarında çalıp söylüyoruz.
Düne kadar, en azından ramazanlarda bizi susturmaya çalışanlar; artık özellikle de ramazanlarda bizleri paraya boğuyor!..
Bu elbette bizim işimize geliyor, ama şunu anlayamıyorum kendi adıma:
Müslümanlık değişmeyeceğine göre, ne oldu son yıllarda bu Müslümanlara?”

Stop
Muammer Erkul
10 Eylül 2009 Perşembe

19 yorum

  1. Müziğin, çalgının, eğlenmenin, Ramazan ayında bile “vur patlasın çal oynasın” durumlarının…
    Eğer yapılanın “ADINA İLAHİ DENİNCA” CAİZ OLACAĞINI SANANLARI vurgulayan çarpıcı yazı…
    Elinize sağlık.
    Bu Ramazan ayı bereketli geçiyor, bu (son zamanlardaki) yazılara ihtiyacımız vardı…

    ŞAHİKA ATEŞ

  2. Bir de ne diyeciğimi bilebilsem?
    Dilim tutuluyor ve nefesim kesiliyor bu yazıları okurken.
    Rabbim doğru yolu bulmamıza yardım eyle ve de sabit kıl bizleri inşallah.

    Bu yazdıklarınızın sevabına nail olasınız inşallah Muammer Erkul.

    Elimdem geldiğince çevremdekilere de göndermeye devam edeceğim bu yazılarınızı inşallah.

    Esenlik dileklerimle…

    SULTAN YÜRÜK

  3. Author

    Allahü teala razı olsun canım kardeşim…

    RAGIP KARADAYI

  4. Author

    İnsanı yüzüne övmeyi beceremem ben.
    Ama bu günkü gibi yazılar, bazı gayet önemli konuların daha iyi anlaşılmasını sağlıyor.
    Dua ediyoruz bunları okurken hem size ve hem bu yazıları okuyanlara…

    HAKKI DİNÇ / Tekirdağ

  5. Doğru söze ne denir efendim.
    Böyle önemsizmiş gibi gözüken, fakat çok öenmli konuları hatırlamak, işlemek ne güzel.
    Ağzınıza sağlık abicim…

    ÜNSAL CENAY – Çorlu

  6. Author

    Alimlerin sözünden (kitaplarından) anlamak istemeyenler, çingenelerin sözünden anlar belki !!!..

    Fakat helal olsun o Romen vatandaşlarımıza, çünkü doğru olanı dosdoğru söylemek de büyük meziyettir. Bu itiraf bile mertlik ister, delikanlılık ister, adam olmak ister…

    Marmaris’teki kadıncağız bunun cevabını vermiş ya çok önceden, yazıdan anlaşıldığı üzere.
    Diyor ya;
    “Cıscıbıl soyunup kumlara yatanlar mı çingene, yoksa fistanlı şalvarlı olan ben mi çingeneyim” diye…

    Keşke bu zurnacı da şöyle sorsaydı:
    “DOĞRUYU BİLİP DE SÖYLEMEYEN HOCALAR (hoca denen adamlar)MI ÇİNGENE,
    YOKSA KLARNETÇİLER Mİ ÇİNGENE) diye…

    Sizi bütün kalbimle tebrik ediyorum…
    Bazıları böyle konuları (yazmak bir yana) tebrik etmekten bile korkuyor…
    Altını çize çize tebrik ediyorum.
    Allah razı olsun…

    CELALEDDİN

  7. Düşünüp durmuşumdur bu eğlencenin kaynağı nerden geliyor diye.
    Gerçi anlam da vermiş değilim bu anlatılanlara, yaşananlara.
    İnsanlığımız nasıl dipteki kuyu gibi köreldi, gözleri görmez oldu.
    Bu ne rahatlık.
    Müslümanlık aynı olabilir ama sorulması gereken soru şu:
    “Bizler ne kadar müslümanız…”

    Yazılarınız çok güzel.
    Değer verdiğim bir öğretmenim söyledi bu siteyi. İyiki de söylemiş.
    Yazılarınızın devamını dilerim.

    İLKAY TAŞKIRAN

  8. Allah razı olsun.
    Nasiplenenler bol olsun duası ile…

    GÖLÇİÇEĞİ

  9. Author

    Sayın Muammer Erkul,
    Sizden Allahu Teala katında şikayetçi olacağım. Bunca samimi müslümanın kalbini inciten siz değil misiniz? Hakkımı helal etmiyorum ve dilerim Allahu Teala’dan, samimi olarak iftar ve sahurunu yapan yani samimi olarak orucunu tutan kalplerini incittiğiniz samimi müslümanların ‘ah’ ları üzerinizden kalkmasın.

    İSİMSİZ

  10. Ne kalbi, ne incinmesi sayın İSİMSİZ?! O incindi sandığın şey odun gibi olmuş NEFSİN!

    “Samimi… samimi… samimi…” diyorsun da, en başta SEN dinini öğrenme konusunda samimi olsaydın eğer, bozuk plak gibi hâlâ burda tıngırdamazdın! MERTÇE, ADAM GİBİ gider araştırır, soruşturur, öğrenirdin şimdiye kadar.

    “Samimi” olan insan (samimi olduğunu “zanneden” değil ama!) yanlışında böyle ısrarcı olmaz. İbadetinde eksiklik, yanlışlık olduğunu öğrendiğinde hemen yanlışını düzeltir ve kaza etmenin yollarını arar “samimi insan”.

    Ve bırak burda atmosfere âh savurmayı, kendisini ve bütün müslümanları ikaz eden gönlü güzel insana TEŞKKÜRÜ borç bilir!
    Yani boşuna burda “samimi… samimi… samimi…” deyip durma, şu hareketinle kendi samimiyetinin kaç kıratlık olduğunu ispatlıyorsun sen! Samimiyetin “S”si yok sende inan bana!
    Yukarda bir büyüğümüz ne güzel nasihat etmiş, hiç değilse onu kââle almanı diliyorum.

    Bir de, nasıl bu kadar korkusuzca âh ediyorsun? Hadisi şerifte, “Bir kimse lanet edince, lanet edilen buna müstahak değilse, kendine döner” buyuruluyor….
    (http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1259)

    İSİMLİ

    ………………..
    SİTENİN NOTU:

    İsimsiz ismiyle yazılan yorumlar eğer isimli olsaydı, bu son cümleler okunmaya açılmayacaktı!
    Kimin yazdığı bilinmediği için, bu öfke bir anlamda boşluğa uçtuğu için (İSİMSİZ’e karşı söylenen bu sözleri) açtık.

    Kızmayalım. Kızılacak şey değil bu konu.
    Yapanlar, elbette bilmeden yapıyor…
    “Hiç bilmeyene kızılır mı” buyurulmuş…

    Bizim işimiz, hep birlikte DOĞRU OLAN BUDUR demek.
    Bazısı durur dinler, bazısı tercihini başka türlü kullanır.
    Bu da bizi, hepimizi aşar…

    İşte SEL SULARI altındayız!
    Gerçekten sel suları altındayız.
    Tutacak bir el bulamayan, durabiliyor mu (veya kaç dakika durabiliyor) bu çamurlu suların önünde?..

    Biz, bazı hakikatleri bize daha önce göstermiş olanlara teşekkür etmek, bunu nasip edene şükretmek durumundayız.

    Sen de, ben de, bir başkası da tam tersi bir pozisyonda olabilirdik…

    Neticede; TEMKİN VAKTİ YOKTUR TAKVİMLERE BÖYLE YAZALIM diyenlerin bile (BÜYÜK BİR KISMI) iyi niyetlidir, ama yanılmışlardır.
    Öyle düşünürüz…

    Şükür ki biz TEMKİN’li davranıp, çukurun 15-20 dakika dışından geçmeyi tercih edenlerdeniz…
    Kızmayalam…
    Bilmeyene kızılır mı?
    BAK DOĞRUSU BU OLABİLİR, BİR DE BU AÇIDAN İNCELE, denir…

  11. Author

    Müslüman olmak isteyen bu müslüman geçinenlere bakınca ne yapsın Allah aşkına?
    Her tarafımız dökülüyor.
    Yalan dolan, hile hurda, cehalet, hiyanet, şımarıklık, beceriksizlik ve hepsinden de öte bozuk itikatlar, sapık inanışlar adeta birbirleriyle yarışıyor memleketimizde.
    Bu müslüman geçinen dinden çıkmış haberi olmayanlarla mı numune olunacak dünyaya?.
    Vah vah ki ne…
    Cenabı Allah razı olsun Muammer abim. Kanayan yaralarımıza tuz biber eksen de gerçekleri bu edepsizlerin yüzüne karşı haykırmanız yeter artar bile…
    Muhabbetlerimle

    RAGIP

  12. AYŞE ÇELİK
    ESKİŞEHİR’DEN YAZIYORUM.
    …..

    Kim kimden şikayetçi olacak inşallah göreceğiz ahirette!..
    ……..
    Hürmetsizliktir bu…
    Emir ve yasakları hafife almak ise çok, çok kötüdür.

    Dar gönüllere ancak beddualar sığıyor, yazık!
    Karşılığında aldıkları ise yine hayır dualar…
    Elhamdülillah.

    ALLAHU TEALA ISLAH EYLESİN. AMİN.

  13. Bir kere ben bu siteye yorum felan yazmadım. adını yazar diye andığınız kişiye mail attım ve durumu bildirdim. belliki eleştiri ve ah larımızdan da faydalanmak istemiş ve kendisine attığım maili burada yorum diye yayınlamış. Adı anılan kişi bir hakka daha gasbetmiştir. Ayrıca burda boş konuşuyorsun diyenler bizim için ölçü Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Bunun dışındakiler kendileri istediği gibi hareket ederler. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın konuyla ilgili açıklamalarını okuyun. Adıma atfedilen yazılardan Muammer Erkul dediğiniz şahıs sorumludur.

  14. Author

    Canım kardeşim,
    En kolay olan;
    burada ismini bile söylemek istemeyen seni YOK SAYMAK idi…
    Yapamadık!..

    Çünkü herkes bir insandır, herkesin bir gönlü vardır.

    “Çok mu zamanın var? Hiç mi vaktinin kıymeti yok da burada çene yarıştırıyorsun”, diye merak edenler için de cevap şudur:
    “Benzer şekilde düşünen başkaları da bizi okuyorsa” ihtimalidir…

    Biz bir yazı yazdık, sizin adresinizi bulduk, onu size gönderdik, sonra da siz ona cevap yazdınız biz de sizden gelen cevabı (yorum olarak altına koyarak) o yazıyı yayınladık…
    ..acaba böyle mi oldu? 🙂
    Bu yazıya (ilk yorumunuzu) posta ile göndermiştiniz, biz de siteye ekledik.

    İşte bu yazının altında da sizin yorumunuz var!

    Ne yazacağımı merak edip buraya tekrar bakacağınızı bildiğim için bu satırları yazıyorum…
    Şunu söylemek için yazıyorum:
    Diyanet bir resmi kurumdur. Bu resmi kurum şu anki devletimizin bir organıdır. Misal ki; bir kanun çıkar, bu kurum kaldırılabilir, değiştirilebilir, veya Allah korusun (misal olarak söylüyorum) devletin başına bir hal gelebilir, kurum murum kalmaz…
    Yani dinin ölçüsü kurumlar, bakanlıklar, rejimler değildir!
    Etrafımızdaki her devletin yönetimi, rejimi, devlet yapısı değişti bu güne kadar, on elli, yüz sene içinde…

    Ayrıca, başörtüsü dahil pek çok tutumunu beğenmediğiniz halde, sadece (15 dakika fazla yiyebilirsiniz) sözünün mü savunucususunuz diyanetin?..
    Misal; 10 sene sonra bir ekip gelse başına ve deseler ki (yazın günler çok uzun, kış saati kadar zamana, yani 11 buçuk saate indirelim orucu!..) ne yapacaksınız?
    Böyle deseler ne diyeceksiniz?
    Dinin ölçüsü bir devlet değildir, bir devletin bir kurumu, memurluğu değildir!..
    Gürcistan’da da Müslümanlar var, Bulgaristan’da da, İran’da da, Türkiye’de de…

    Ayrıca, diyanet hiçbir zaman (diğer takvim yanlıştır) demedi ki, yaşın küçük olduğu için bilmiyorsun, genç olduğun için inat ediyorsun veya sana böyle öğretiyor birileri!..
    Diyanet diyor ki:
    (O temkinli takvimler de doğru, saatlerini değiştirdiğimiz bu yeni takvim de doğru…)
    İnsanların da bazısı YÜZDE YÜZ DOĞRU olanı, temkinli olanı, yüzyıllardır kullanılan saatlere uymayı tercih ediyor, biz de onlardanız…

    Yukarıda da belirttim:
    Senin burada kötü söz duymana mani oluyoruz, aleyhte yazılanları engelliyoruz…
    Senin için dua edenler var, her birimize ettikleri gibi…
    Senin (ve bunları okuyanların) burada bizim cevaplarımızı okurken,
    en azından (doğru olanın ne olduğundan haberim olmadı d-i-y-e-m-e-y-e-c-e-k kadar) bu mevzu hakkında bilgi sahibi olman/ız için yazıyoruz bu satırları…

    Ama sonsuza kadar vaktimiz yok!
    Tartışmaya lüzum yok…
    Hala (acaba bu konuda yanılıyor olamaz mıyım) demeyenlere ise artık sözümüz yok!

    Seni YOK SAYMADIK…
    Var bildik, kardeş bildik…
    Doğru olanı görmen için, senin için zamanızımı verdik…

    Şimdi, bu konuyu da burada kapatıyorum, sana başka cevap yazmayacağım. Çünkü anlayan anladı; anlamak istemeyenler ise (gözleri kapanıncaya yani açılıncaya kadar anlamayacak!..)

    Demiş ya büyükler:
    “İçeride kimse varsa bir seslenmek yetişir!”

    Okuyanlarımızdan ve site müdavimlerinden helallik diliyoruz…

    M:-)

  15. “Adıma atfedilen” miii?
    İyi de “adın” yok ki yavvv :-)))))
    Neyine “atfedilen”, “isimsiz” ismine mi?
    :-)))

    Madem sana ait değil bu yazılanlar, nerden bildin sana ait olduğunu, pardon, yani “atfedildiğini”?
    İsim yok ki ortada, İSİMSİZ var :-)))
    Yani herkes olabiliiir, değil mi ama?!
    Niye üstüne aldın?
    “Yarası olan” gocunuuuuur…

    Bak: Yukardaki yazıda iki çingeneden iki şey öğrenmiş ya Muammer abi, şimdi üçüncü dersi […………….]
    ..çünkü günümüzde çoğu kişinin yoksun olduğu MERTLİK onlarda varmış..
    [……..]
    ..ister misin şimdi onlar da senin gibi “hakkım gasbedildi” diye koşa koşa gelsinler…
    Gör o zaman cümbüşü :-)))))

    Hiiiiiç boşuna bahane düzme burda; zaten sen yazmadın ki bunları, kimsin ki, ismin ne ki, yoksun ki, niye düşünüyorsun?
    Ama bi de vardıysaaan, yazdıysaaan…
    Her “harfinden” sorumlusun! Ve indi ilâhide hesabını vereceksin!

    [İLK YAZDIĞIN YORUMU KENDİN EKLEMEYİP, POSTA İLE GÖNDERDİĞİN] yazının (herkesin yazıları gibi) ortaya konmasından neden rahatsız oluyorsun? Yayınlanmasaydı da (VAAAY, KORKTULAR YAYINLAMADILAR) diyecektin!
    [Bizler de bazen posta ile veya msg ile yorum yazdırıyoruz siteye, bu tuhaf bir şey değil ki. Bu fikrimize saygının göstergesi!..]
    Ayrıca sen, görülmesinden rahatsız olacağın şeyi niye yazıyorsun kardeeeş? Hadi biz görmedik, Cenab-ı Hakk da mı görmüyor?

    Bir de, hiç düşündün mü; hangi yazar senin gibi (aslı olmayan, bir kitaba dayanmayan, çürük iddiları için) karanlığa saklanıp, özelden, gizli atış yapanları veya kendi özel sitesine gelip de şudur budur diye tehditler savuranları “insan” yerine koyup, cevap vermeye tenezzül eder?..
    İnan bana HİÇBİRİ!

    Muammer abinin tenezzül edip cevap vermesinin kıymetini bilmeni, sana (ve her insana) ne çok değer verdiğini anlamaya çalışmanı tavsiye ediyorum.
    İnsana değer veren yazar tablosu görüyoruz burda.
    Yoksa, senin gibileri de, benim gibileri de, SALLLA GİTSİN!

    NOT:
    Yine de en azından bundan sonraki oruçların için dikkat edeceğinden eminim. Kabul etsen de etmesen de bir şeyler öğrendin burada. Artık duydun, öğrendin artık!..
    Hem zaten bilmemek ayıp değildir. Duyduktan sonra duymamıyş gibi yapmak ayıptır!
    İnan seni sevdik, seviyoruz da onun için yazıyoruz bunları. Sende EN AZINDAN BİZİM KADAR kendi kıymetini bil!..

    İSİMLİ

  16. Din konusunda ne açıklamalar yapılıyor, hem de “kimler” tarafından; bir bilseniz!.. Din konusunda artık sadece “dinini seven gerçek din adamları” konuşmuyor ki… İlâhiyat fakültelerinden mezun olup diplomasıyla çeşitli kurumlarda görev alan ama oruç tutmayan, namaz kılmayan hatta bunları vazife tanımayan pek çok vazifeli var. Bunlar hep “din” konuşuyor…

    Yanıbaşımızda bir 6. sınıf öğrencisi kızımız vardı. Geçen sene din kültürü dersinde oruç konusunu işlerken İlâhiyat fakültesi mezunu hocaları, “13-14 yaşlarında bir-iki oruç tutabilirsiniz… 6-17 yaşlarında 5-6…” diyerek devam etmiş ve “30 yaşında tamamını tutabilirsiniz” demiş!
    Kızımız bilgiliydi Allah’tan; “Ama öğretmenim büluğ çağına 30 yaşında ermiyoruz ki!..” diye cevap vermiş.

    Adı “din kültürü öğretmeni” ve çocuklarımıza dinlerini öğretiyor güyâ… Gel de güven!..
    Şimdi bizler de çıkıp, “bu din kültürü hocasından daha iyi mi bileceğiz, 30 demişse, 30 yaşında tutulur demek ki…” mi diyelim?

    Bu zaman ahir zaman, “şap’la şeker” birbirine karışmış durumda… Bu zamanda (kim ne açıklama yaparsa yapsın) ne kadar tedbirli, ne kadar temkinli olunsa o kadar iyi olur.
    Zaten temkinli olmanın kimseye bir zararı da olmaz.
    Hazreti Ali efendimizin mübârek sözleri geliyor aklıma. Hani buyurmuşlar ya;
    (Öldükden sonra tekrâr dirilmeğe inanmıyan birini görürsen, ona de ki: Ben inanıyorum. Senin dediğin doğru çıkarsa, benim hiç zararım olmaz. Benim dediğim doğru olunca, sen sonsuz olarak ateşde yanacaksın!).

    Yani temkinli vakitlere göre ibadetini yapanların ibadeti her halükârda sahih oluyor. Ama temkinsiz yapanlarınki şüpheli. Hatta öyle oluyor ki temkinsiz yapanlar işi abartıp ezan bitinceye kadar da yemeye devam ediyorlar ki, temkinsiz olan takvimlerdeki vakitleri bile çoktan geçiyorlar.
    Derler ya; “araba yoldan çıkınca nerede duracağı belli olmuyor…”

    Mehmet Oruç beyefendinin Dinlerarası Diyalog tuzağı ve Dinde Reform isimli kitabı bu konuda “belgeleriyle” bilgiler veren bir kitap. Önemle tavsiye ediyorum, nasibi olan okur…

    KARANFİL

  17. İnsanlara bir konuyu anlatmak, benimsetmek ne kadar zor değilmi? Bidattler hayatımıza o denli sokulmuş ki normali, olması gerekeni oymuş sanılmış, artık doğrular göze batar hâle gelmiş. Bazen haklı olmak değildir önemli olan, sürü psikolojisi misâli çok olmak ya da kendini iyi savunmaktır.
    Eksi pozisyonundaki bir kişiyi(burdan kastım yanlış bilen ve bilmediğini kabul etmeyendir)artıya çekmek sıfır konumundakini çekmekten daha zordur. Bir gün bir köy öğretmenine iki çocuk getirmişler özel ilgilensin diye, demişler ki; bu iki çocuktan biri harfleri tanıyor çat pat da olsa, öbürü hiçbir şey bilmiyor, ücret ne istersiniz? Öğretmen; bilmeyen için bir lira ise öbürüne üç lira demiş. Şaşırmışlar niye diye…
    Öğretmen; önce bildiğini sananın kafasındaki yanlışları silmek, silinenlerin yerini doğru ile doldurmak gerek de ondan demiş. Yanlışı düzeltmeye çalışmak daha çok emek ister elbette. Ramazanda iftar açmak için rezervasyon yaptırırken kimse mescidi var mı, namazı ne yapacağız demiyor, fasıl varmı, yerken aynı zamanda eğlenip hoşça vakit de geçirelim, hiç oruç tutmasak da iftarmış ramazanmış bu kavramların tadına biz de varalım diyorlar.
    Daha ne söylenir ki…

    DR. ANESTEZİ

  18. Author

    (İSİMSİZ ismiyle yazan ve “Kalpleri incittiniz” diyen evladıma…)
    …..
    Yavrum, burada yazdığın yorumlarını okuyoruz. Daha önce “15 Saat Aç Kalmak” yazısına cevap yazmıştın. Samimi olduğuna inanıyorum ama belli oluyor ki en fazla 20-25 yaşındasın! Çünkü belli, o “TEMKİN VAKTİ” ayrılığının başladığını hatırlamayacak yaştasın…

    Ama bunu araştıramayacak, anlamayacak yaşta değilsin!..

    Bir insana (BURADA TEHLİKELİ KUYU VAR 20 METRE KENARDAN GEÇ, ÇÜNKÜ BELKİ DÜŞEBİLİRSİN. DİKKATLİ, TEMKİNLİ OL) denilince neden kızar da ah eder ki?

    Birileri de aynı adama (BURADA KUYU VAR AMA SEN KENARINI SIFIRLA, BİR İHTİMAL BELKİ DÜŞMEZSİN) diyor…
    İstar ona uuuy, ister buna.
    Buna neden kızılır ki?

    Hazret-i Mevla sana da, bana da, her birimize en doğru olan ne ise onu buldursun, onu göstersin. Amin…

    HÜSEYİN M.

  19. [Yazılanları anlamaya çalışmak lazım…]

    Rabbim Muammer Erkul’a hayırlı uzun ömür versin ve de bize hep böyle güzel yazabilmeyi nasip etsin…

    GÜLİSTAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir