Doğum ve kasılmak [07 Haziran 2013 Cuma]


Mayısın son günlerinde haberini aldık. Ablam aramış ve “bebeğin doğduğunu” söylemişti.
O an annesi geldi gözümün önüne. Üç gün önce görmüştüm. Şişirilmiş bir plastik eldiven gibi, kollarına kadar geriliydi!Yengeç misali parmak uçlarına basarak yürümüş, bana doğru yaklaşmıştı. Aydınlık yüzü gülümsüyordu. Annesinden önce karnına bakıp: “Hoş geldiin, yeğenim” dedim!..
Bu selamlayışım annenin de hoşuna gitti, yanımızdakilerin de.
Bu bebek sevgiyle gelecekti, şefkatli ellere doğacaktı; şimdi, hakkında konuşanların yarınını ve kendi istikbalini yaşayacaktı.

Böyle aşikâr, “karnı burnunda” bir annenin, dünyaya bebek getireceğini göremeyenlere, sanırım “burnu karnında” denir!

Peki, ona bakıp da:“Ben senin tipini beğenmiyorum çünkü şeklin deforme olmuş!”, “Terlemişsin, ıslaksın, kıyafetlerin de dar geliyor!” benzeri sığ görüşleri… Veya “Şimdi sen bağırıp ortalığı da ayağa kaldırırsın” benzeri sayıklamaları olanlara ne denir?

Manzarayı iyi okumak lazım…

Doğum sancıları başlamış bir anneye yardım etmek yerine, onu rahatlatıp terini silmek yerine… Ve hatta gelmek üzere olan bebeğe su, zıbın, yatak hazırlamak yerine; bahçede gül dibi dolaşanın, tarlada lahana göbeği arayanın yahut havada leylek gözleyenin yaşını sormazlar mı?
Veya zekâ yaşını!..

Her sancı; bir doğumun habercisi, müjdesidir.

Sancı başlamışsa, bu hâlin nedenini nasılını sorgulamak zamanı değildir; şimdi artık yarınları, uzakları, öteleri görme vaktidir…
Başlamış doğum geri alınmaz!
Anneye kasteden bebeğe de sahip olamaz!
Erdemli olan, irfan sahibi; bu ve benzeri inleyişlerin, terleyişlerin, derin kasılmaların ardından, yüzünü gösterecek “nur topunu” görebilen kişidir!

Stop
Muammer Erkul 
07 Haziran 2013 Cuma

.