Duygu Bahçemiz (GEL[MEY]EN TREN – Hicran Seçkin)

 

 

Bir gün…
Bir istasyonda… 
"O" istasyonda… 

Trenler kalkıııp kalkıp giderken, içlerine doldurdukları mesut yolcularıyla…
Her gelen tren kendi yolcusunu; "benim" dediği yolcusunu alıp içine… Giderken saadet yurduna doğru; mesut, bahtiyâr… İçinden sevinç çığlıkları yüksele yüksele… Yanındaki, seninle birlikte istasyona gelmiş yolcular üçer-beşer, onar-yirmişer eksilirken, her gelen ve sonra giden trenle birlikte…
Ve nihayet bitmişken… Son yolcuyu alan son tren de ufukta kaybolmuş, sesi duyulmaz olmuştur artık…
İşte o anda…
Yalnız… Yapayalnız…
Şaşkın, çaresiz, bitkin… Çömelip olduğun yere… Sırtını değdirip hafifçe, bulabilirsen bir soğuk duvara…
..Onun da şimdi sırtından çekilivereceğinden korka çekine…Solgun yüzünü alıp avuçlarının içine… Yaş bile çıkamayan çaresiz gözlerini dikip yere… Sanki biraz sonra bastığın şu zemin de ayaklarının altından kayıverecekmiş hissiyle… Günlerce, aylarca yıllarca, asırlarca beklemek öylece… Zerrece bilmeden neyi beklediğini hâlâ…

***

İyice artan harâretin ardından kararan gökyüzünden sağanak sağanak yağmurların boşandığı gibi…Son haddine ulaştığında çaresizlik ve ümitsizlik hissin…
Sonra koca bir düğüm olup o çaresizlik ve ümitsizlik, gelip boğazına oturduğunda… Ve çözüldüğünde aniden; tıpkı, zabtetmeye çalıştığı suyun basıncına dayanamayıp yerinden fırlayan bir baraj kapağı gibi!
Gözlerine hücum eden yaşlar… Ve boğazından gayr-i ihtiyâri fırlayan hıçkırıklar… 

***

Gözyaşların seni alıp uzaklara taşıyacak bir nehir olamamışken henüz…
Trenlerin geliş istikametinden bir ses duyar gibi olmak… Başını doğrultmak yavaşça, inanamayan gözlerinde öylece donup kalmış yaşlar…
Uzaklarda görülen bir karartı ve yavaş yavaş yükselen tren sesi…  Nihayet kanaat getirirsin bunun bir tren olduğuna… Gerçekten bir tren olduğuna!
Heyecan, ümit, sevinç… Fakat bir de, "ya değilse" şüphesiyle faltaşı gibi açılmış… Ve bilmem ne kadar zaman öylece açık kalmış gözlerini kırpıştırmak gayr-i ihtiyâri… Göz kapaklarının arasından sıyrılıp kucağına düşen koca bir damla yaş… Son bir damla yaş… 
Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm…

***

Yaklaşan, yaklaşan; yaklaştıkça büyüyen karartı, yahut "ağartı"…
Tren sesi yükseliiir, yükselir… İçinde heyecan büyüüür, büyür…
Yaklaşır, iyice yaklaşır… Yavaşlar ve kapısı gözünün hizasında durur… Yorgun kalbin de sanki onunla birlikte durur!
Kapı açılır… Tanıdık yüzler, tanıdık tebessümler görürsün hayal meyal… Ve sıcacık, tanıdık bir davet…
Kendin mi binersin, yoksa mecâlin tükenip yere yığılırsın da, trendekiler mi taşırlar, bilmem… Ama binersin…
Bu… İşte bu!
Bu senin trenindir…
Ve gelmiştir… 

Hicran Seçkin

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir