Duygu Bahçemiz (HAYATI KARŞILAMAK – Yıldız Seçen)


Hayatı karşılayamıyoruz zannedersem; 
Ya da hayatı karşılamanın ne olduğunu bilmiyoruz.
Gelen güzellikleri yaşar mutlu olurken, zorlukların karşısında usanıyoruz. Hayatı karşılamak, yaşamak zorluklarada sabretmek, göğüs germeyide grektiriyor.
En büyük derdin bizim olduğunu düşünüyoruz ve idda ediyoruz "hayatı en ağır ben yaşıyorum" diye…
Ben böyle dara düştüğüm zamanlarda, Allah c.c karşıma, hep daha zor olan ve daha sıkntılı geçmiş başka hayatlardan örnekler çıkarmışır. Ben de bunlardan iradem yettiğince(aklım erdiğince) nasiplenmeye çalışırım…

Yine öyle kendimi darda hissettiğim bir günü yaşıyordum ki…
İki ayrı yerde iki ayrı kadınla karşılaştım…
Dolmuştaydım, yoksul olduğu her halinden belli olan bir kadın bindi, yanıma oturdu. Kucağında bal rengi gözleri, uzun kirpikleri olan dünya tatlısı bebeği vardı. Bana bakıp gülümsüyordu bebek.
İlk önce;
"Bebek hayat sana neler getirecek kim bilir şimdi ne olduğunu anlamadan gülümsüyorsun" dedim içimden. Ama sonra anne yavru başladılar oynamaya, soğuktan kızarmış burnunu bebeğinin burnuna sürüyordu ve onu güzel sözlerle nazlandırıyordu. Bebecik de annesinin bu güzelliğinin karşılığını ona gülücükler atarak veriyordu.
Kadın dışarıdaki soğuk ve üzerindeki incecik yeleğe rağmen, gözleri gecenin karanlığını aydınlatan yıldızlar gibi ışıl ışıldı mutluluktan…

İkinci kadının hikayesi çocukluğundandı. Ve beni daha çok üzdü, elbisesi olmasa da o ana çocuğuylaydı.
İkinci hanımın hikayesi çocukluğundan demiştim. Annesiyle babası yurt dışında çalışıyorlarmış, kardeşiyle bu küçük kız çocuğunu burada bırakmışlar. Üstelik kendisi annaneyle, kardeşi babanneyle kalıyormuş, biri ikisine de bakamayacağı için kardeşleri de ayırmışlar.

Ben annemim beni terkettiğini düşündüm yıllarca, her ne kadar öyle olmadığını bilsem de; annem, annecim" diyemedim anneme, dedi.
Bir gün annesi; seni istiyorlar kızım ne dersin, demiş telefonda. Cevabı; olur anne olur evlenirim, olmuş.
Küçük yaşına rağmen evlenmek istemesinin sebebi de, kendi evim olsun çocuklarım olsun ve ben onlarla orda yaşayayım imiş.
Babanne üst katta oturmasına rağmen yarım saat de olsa çocuklarını hiç yalnız bırakmamış. Onlar da kendi hissettiklerini hissetmesin ve yaşamasınlar diye…

Peki neydi herkesin hayatındaki katlanılmaz sandığı ve herkesinkinden zor olan.
Gelen kedere sıkıntıya sabırsızlık, elindekilere de şükürsüzlük sanırım… 

BÜTÜN KAPILAR SEVGİYLE AÇILIR VE BÜTÜN PENCERELER. 

Yıldız Seçen

4 yorum

  1. Sabahları işe giderken, emin ellere bıraktığmız halde, Asude öyle bir sarılıp öpüyor ki yanaklarımızdan; nasıl bir yürek ağırlığı yapıyor ya Rabbim, “kelimeler kifayetsiz kalır”. Biz sekiz saat için ‘sekiz’ oluyoruz, aylarca çocuklarını göremeyenlere sabır ver Allah’ım…
    Çok güzel yakalamışsın konuyu Yıldız, teşekkürler…

  2. Ay senin Asude’n mi var Allah bağışlasın…
    Ve yardımcınız olsun.

    YILDIZ

  3. Arkadaşım, yazıların da şiirlerin gibi çok güzel.

  4. Güzel bir yazı , yerinde bir değerlendirme olmuş Yıldız’ım.

    Maalesef ki kanaatkar olmayı ve hakkıyla şükretmeyi başaramıyoruz bir türlü. Başkalarının hayatları en fazla üç gün ibret oluyor bize. Üç gün kıymetini biliyoruz aldığımız nefesin. Sonrası ayakkabımızın arkası yeniden vurmaya başlıyor. Yeniden şikayet etmeye başlıyoruz çalan zilden, öten kuştan.
    Hatırlatman iyi oldu.Üç güne kalmasın yeni yazını okumak:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir