Enver Abi’li hatıralar (T. Akdemir – Ardınızdan Efendim…)

 

“Artık … Geceleri ağlama sıra bizde” 

 .

Siz, evimize hiç gelmemiştiniz ama her zaman ailemizin en önemli ferdiydiniz.
Sizi görmekle şereflendiğimde henüz sekiz yaşındaydım.
Yıl olarak ya 93 ya da 94 yılıydı. Aylardan Nisan günlerden ayın yirmisi…
 

O gün, doğum günümdü. Annem, doğum günümde beni ve ağabeyimi alıp Mecidiyeköy’de yapılan ve Türkiye’de her zamanki gibi ilklerden olan, öncülüğünü sizin yaptığınız Çocuk Fuarı’na götürecekti. Hediyem ise paha biçilmezdi. Hediyem, sizi görmek olacaktı Efendim! Komşumuz olan ve TGRT’de çalışan bir ağabeyimiz vardı, Allahü teala ondan ve ailesinden razı olsun. O ağabeye ve ailesine her zaman dua ediyoruz ve son nefesimizi kadar dua edeceğiz.  Çünkü, onun vesile ile oraya gelebilmiştik.

Siz, fuar ile ilgili konuşmanızdan sonra, etrafınızda sizi bekleyen miniklere sevgi saçmaya başlamıştınız. Sıra bana gelmişti. Heyecandan nasıl da titriyordum. Sanki, içimde bir şey vardı da beni zangır zangır titretiyordu. Dışarıdan yüzüm kırmızımıydı bilemiyorum ama içten içe yanıyordum. Ufakcıktım, cılız sesimi duymak için eğilmiş dinliyordunuz. “ Bugün benim doğum günüm. Annem hediye olarak sizi görmem için beni buraya getirdi” diyebilmiştim. “Maşâallah” deyip gülmüştünüz. Yüzümü, ellerinizin arasına alıp alnımdan öpmüştünüz. Ne şeref! Ve dâhi bizi de elinizi öpmekle şereflendirmiştiniz. Yanınızda bulunan, protokoldan birkaç kişiyi çağırıp “Bakın, bakın bu minik kız ne diyor” diye zar zor söyleyebildiğim cümleyi tekrarlatmıştınız. Hayırlı bir ömür için dua buyurmuştunuz.

Sizi tanıdım, ömrüm hayroldu Efendim.



Ardınızdan Efendim, dualardan başka iki kelime daha döküldü dudaklarımızdan.
Bir tanesi “Biraz daha”ydı…
Biraz daha yakın olabilseydim, biraz daha hizmet edebilseydim, biraz daha tanıyabilseydim,  sevebilseydim, görebilseydim, erken tanıyabilseydim… Dim, dim, dim…
Ardınızdan yanan milyonlarca kalp kadar “biraz daha”…
Diğeri ise Efendim “ Çok şükür!”dü…

Çok şükür ki tanımakla şereflenmişiz, görmekle şereflenmişiz, ellerinizi  öpmekle, emirlerini yapmakla, hizmetlerinde bulunmakla, acı ama ahrete teşrifinizle ağlayan, üzülen safta olmakla şereflenmişiz…
Çok şükür.

Şefaatinizi umarak, ayrılık olmayan gündeki vuslatımızı bekliyoruz,
dilimizden sizi anlatmak için dökülen kırıntılarla…


KIRINTI


Düğümlenen nefesler, bir Şubat gecesinde,
Çıkamadı boğazdan, o ‘vefat’ hecesinde.

Dünya durmuş, söz bitmiş, kalan sessiz hıçkırık
Canlı kalan bir tek kalp, o da kırık ve yıkık!

Dokuzun yarısında, nefesin avazını
Bir yıldızlar duymuştu, gecenin ayazında.
(Saat dokuz yarısı, gece zemheri ayazı…
Bir yıldızlar duymuştu, nefesin avazını.)

Titreyen gök kubbe, ayakaltında toprak,
Sizsiz hepimiz dalda üşüyen birer yaprak!

Siz giderken Efendim, gülün boynu bükülür,
Göğe eren hüzünle, yıldız toz toz dökülür.

Dizilmiş de Efendim, yolunuzu gözlüyor.
Yıldızlar ki yıllarca nurunuzu özlüyor.

Paramparça yıldızlar, toplaşırken avuçta
Yetim Dünya sızlanır, âlem ağlar bir uçta!

Gül kokulu sofrada, bize de yer var mıdır?
Ümidimiz şefaat, kırıntı artar mıdır?

T. Akdemir

22 Rebî’ul- âhır 1434/ 04.03.2013 Pazartesi- 18.16

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir