Ezanı duyan çiçek [15 Haziran 1999 Salı]

Ezanı duyan çiçek

Çorlu’da oldukça eski camiler var. Şehir de zaten bunların çevresinde vücud bulmuş ve sonradan bugünkü haline gelmiş.
Şehir, Osmanlı’da stratejik bir öneme haiz. Çünkü başkent Edirne ile gönüllerin başkenti İstanbul’un yolu üzerinde… Neticede Fatih’in fetih ordusunun son konaklama yeri de Çorlu bağlığı… Edirne’den yola çıkan ordu burada dinlenmiş, son hazırlıklar tamamlanmış, son dualar burada edilmiş..

Fethin ardından; başkent İstanbul’dan başlayıp, “kızılelma”ya uzanan yol hep Çorlu’dan geçmiş…
Yavuz… O demir pençeli padişah, şirpençe (aslan pençesi) denilen hastalığa, bir sefer yolunda yine Çorlu’da kurulan otağında yenik düşmüş (1520).

Koca Sinan “aynı yol üstüne” Çorlu deresine köprü kurmuş…
Ve Muhteşem Süleyman, ak sakallı bir pir-i fânî iken bile, at üstünde, hep aynı yoldan “en uzaklara” ordusunun başında geçmiş, geçmiş…

Osmanlı; elinin dokunduğu her toprağa altın öpücükler ve gülücükler konduran medeniyet… Elbette yolu üstündeki bu şehri de ihmal etmemiş.
Fatih, kendi ismiyle anılan bir cami inşa ettirmiş buraya, çarşısıyla birlikte… Ardından Süleymaniye Camii kurulmuş, Yavuz’un burada vefatından bir yıl sonra… Yani cami yaklaşık 480 yaşında ve mükemmel bir akustiğe sahip.
Ve bunca yılın ardından en ciddi değişim hareketi rahmetli Özal’ın işaret parmağından gelmiş…

Önceki gün akşam ezanı vakti…
Omurtak Caddesi (E-5) ile Süleymaniye Camii’nin şadırvanı arasındaki çiçek dolu bahçe yolunda bir kalabalık…
Yanlarına yaklaştık. Bu insanlar, iki üç kökte bir adam boyu yükselmiş, gür dalları olan bir çiçeğin başındalar..
Küçük bir çocuk tomurcuklara dokunmaya çalıştıkça babası elini tutup çekiyor. Diğerleri mırıltıyla konuşuyorlar… Ve uzak camilerden okunan akşam ezanları duyulmaya başladığında, çiçek de sanki bu sesi işitmiş gibi harekete geçiyor; gün boyu oluşmuş olan tomurcuklar titriyor ve hepsi aynı vakitte, bir ezan okunuşu süresinde, dört kelebek kanadı gibi ve büyüklüğünde sapsarı açılıveriyor sevinçle…
Soruyorum; “Ezan çiçeği” diyorlar…
Her gören hayretler içinde kalıyor ki hakikatten görmeye değer.

Bugün de Çorlu’da olmamam için hiçbir sebep yok. Daha doğrusu olmam için bir sebep daha var… Ticaret Odasında saat 21.00’de bir “çiçek” açacak.
Yanlış hatırlamıyorsam Türkiye’nin en genç profesörü; hafızasına ve zekâsına (ama daha da önemlisi çalışma azmi ve gayretine) her zaman hayran olduğum ağabeyim, tarihçi ve araştırmacı Ahmet Akgündüz hocam bilgi ve tecrübelerini paylaşmak için seminer verecek…
Bu duyulur da kaçırılır mı?..
Bölgeye yakın olanlar bu fırsatı değerlendirmeli;
Ezanı duyuyor olan çiçeğin açılışını görmeli ve söylediklerini işitmeli!..

—————————————————

Sensizlik ve sessizlik
Durun kelimeler, işleme zaman, uyan sessizlik, ağla sensizlik.
Nereden çıktı bu gözyaşları, gülümserken?
Bu satırlara hep yalnızlık ve sessizlik eşlik ederdi.
Şimdi sen, sensizlik ve birkaç damla gözyaşı.
Bir yanım, bir çocuğun bayrama kavuşması sanki heyecanlı, neşeli, sen…
Diğer yanımda bir şeyler kopuyor.
İki damla gözyaşı ile süslenen hüzün, geride bırakmak seni, yani kendimi…
Her sözün bir ben çünkü!
Beni anlayan bir sen kalıyorsun geride.
Bilirsin, biz konuşmadan bile anlaşabiliyorduk. O halde uzakta bile olsak her gülüşümde seni hatırlayacağım…
Sen de gülümsemene beni arkadaş eder misin?

Mustafa

………………….

Unutma
Gözümün gördüğü
her insan,
bana tebessüm edebilmek için kendilerine gülümsememi bekliyor!

……………

Çocuğun semti

Senin semtinden geçiyorum şu anda…
Bir çocuk beliriyor ansızın, dalgın;
İçim cız ediyor!
Ağaçlara, sokaklara birer birer bakıyorum,
Bir çocuk bakıyor zeki ve düşünceli.
Ve bir çocuk bakıyor ürkek ve masum
Uzanıp yanağından öpüyorum…
Bu ağaçları, bu gül kokularını,
Bu caddeyi, sokakları ve hatta
Şu denizi
O bırakmıştır buralara, diyorum…
O çocuk kaç kez düşmüştür
Bu kaldırımlarda?
Kaç kez kanamıştır dizleri?
Köyüm geliyor aklıma, büyüdüğüm…
Hangi bahçededir geleceğin hayalleri?
Buralarda mıydı bir zamanlar
Cin gözlü Çetin?
İzleri var mıdır buralarda?
Hangisidir,
Dalından koparmadan yediği elma?
Büyümüş müdür kimbilir, bilmiyorum…
Yoksa kesip biçip,
Apartman mı kondurdular yerine?
Ağaçlara, sokaklara ondan haber veriyorum.
Öyle bir sual geliyor ki bu semtten;
Cevap veremiyorum!
Bilmiyorum, bilmiyorum…
Yeşil yanıyor trafik lambaları;
Ve ben yavaş yavaş,
Uzaklaşıp gidiyorum…

Sultan Yürük

Stop
Muammer Erkul
15 Haziran 1999 Salı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir