Hiroşima, ve… [16 Temmuz 2009 Perşembe]

Bir çakıl taşını insanın gözü önüne yaklaştırdığın ölçüde; arkada kalan kayaları, hatta dağları göremez olur!
Bir zamanlar o kadar gözümüze sokuluyordu ki; sanki Hiroşima’yı bilmemek, insanın düşebileceği en büyük ayıplardan biridir, sanıyorduk.
Aslında, evet; Hiroşima, insanoğlunun büyük utançlarındandır. Fakat bir insanın bombayla öldürülmesi ile aç bırakılarak öldürülmesi yahut süngüyle, kılıçla, gaz odalarında öldürülmesi arasında pek fark yoktur. Ölen için hayat bitmiştir. O dehşeti tahayyül yaşayanların meşgalesidir!..

Neredeyse bütün ansiklopediler bütün detaylarını yazar Japon kenti Hiroşima’nın:
“… 6 ağustos 1945’te saat 8.15’te Amerikan Enola Gay uçankalesinin attığı atom bombasıyla 80 bini hemen olmak üzere 130 bin kişi öldü…” (Bu ay sonunda gösteriler, protestolar başlar, işitiriz. Bizler de üzülürüz bu insanlık ayıbı için.) Fakat… Ha bire gözümüze sokulan o uzak “çakıl taşı” bizlere; kendimizle ilgili, soydaşlarımızla, dindaşlarımızla ilgili “acı dağlarını” nasıl olur da unutturur ve bizler bunu nasıl görmeyiz?
Sorum işte budur…

Hâlbuki… Japon Denizi, Büyük Okyanus’un değil, şurada; Karadeniz’in kıyısındaki Kırım’da, bir gece içinde, hayvan vagonlarına doldurulup ansızın ölüme sürülen kardeşlerimizden 200 bini şehit olmuştu!.. İşte, Amerikan düşmanı sosyalistlerimizin Hiroşima’yı böyle dillerine dolamalarının ardındaki bir gerçek de şuydu: Sovyet Sosyalizminin zulmünü kamufle etmeye çalışmak…

Karl Marx; sosyalizmin fikir babası!
1924’te ölen Lenin ise (Sovyet Rusya’daki tek siyasi parti olan) Komünist Parti’nin kurucusu… Stalin ile birlikte ihtilal çıkarıp komünist idare kurdular. “Yalan söylediğin ölçüde başarılı olabilirsin” iddiasında ve “bütün dinleri tamamen yok etmek” çabasındaydı Lenin… 7 senelik iktidarı boyunca 80 bin değil, 130 bin değil, 200 bin değil, tam 32 milyon insanın (şu anki Türkiye 70 milyon) canına kıydı…

(Yarın devam edeceğiz)

Stop
Muammer Erkul
16 Temmuz 2009 Perşembe

——————————————————————-


Hiroşima, ve… – 2-

1952’de ölen Josef Cugaşvilî Stalin (ismi “Yahudi oğlu” anlamına gelir) ise Lenin’in yerine, Komünist Parti’nin başına geçti. Şehirlere kendi ismini verdi, her yere heykellerini diktirdi, resimlerini astı, milleti kendine tapındırdı. Rus milletini ve hele Rusya’daki Müslümanları işkence altında inletti. Yirmisekiz sene içinde ellibeş milyon (55.000.000) insanın canına kıydı…

Nedense bu isimler, şu güzel ülkemizdeki bazılarının diliyle/kalemiyle asla kötülenmedi, hatta eleştirilmedi bile!.. Bazıları, Rusya’ya karşı Amerikan düşmanlığı pompalamak; dinlere karşı ateizmi, hürriyete karşı komünizmi savunma gayretiyle, Hiroşima katliamını anlatıp durdular…

Bir çocuk romanı okumuştum, tekrar elime geçti: Hiroşima’da (sonradan ölenlerden) bir kız çocuğunun hikâyesini anlatıyordu. Gayet de başarılıydı, milyonlarca satmış olan bu kitap.
Karıştırdım gene. “Bu bizim yalvarışımız, bu bizim duamız, dünyada barış istiyoruz” diyerek bitiyor. Ne kadar iyi diyor. Biz de dünyada barış istiyoruz. Ama bizim bahsettiğimiz dünyanın içine; Türklerin yaşadığı topraklar ve Müslümanların nefeslendiği coğrafyalar da giriyor!..
Bizler de çocuk katillerini lanetliyoruz. Ama bizim tel’inimiz içine Sovyet sosyalizminin başındaki komünistler de giriyor…

Bir çakıl taşını, insanın gözü önüne yaklaştırdığın ölçüde; arkada kalan kayaları, hatta dağları göremez olur! Fakat bizim işimiz çakılları gördüğümüz gibi/kadar, ardındaki kayaları da görmek, dağları da görmek…
Hiroşima’nın yıl dönümü yine geliyor…
Çinlilerin katlettiği Uygur Türklerinin kanı kurumadan ve Kırım’da ve Kafkaslar’da ve Balkanlar’da ve Orta Asya’da kanı dökülen sayısız Türk ve Müslümanı insandan saymayıp; gene ve gene ve gene Hiroşima’da ölenler için nutuklar çekenleri, yazılar yazanları ve bunu bir hedef/çıkar uğruna, kasten yapanları, gelecek nesillere şikâyet ediyorum!

Stop
Muammer Erkul
17 Temmuz 2009 Cuma

5 yorum

  1. Doğu Türkistan’da zulüm

    Uygur kızlarının fuhşa sürüklenmesi ve İslam dinine ve esaslarına savaş açılması üzerine protesto gösterileri yapan Uygur gençlerinin 26 Haziran 2009 tarihinden itibaren katledilmesiyle başlayan olaylarda Çin ordusu yargısız infaz yapmaktadır. Şu anda Çin’de yaşananlar tam bir vahşettir.

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bunun vahşet olduğunu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin geçici üyesi olan Türkiye’nin bu vahşet ve soykırımı Birleşmiş Milletlere getireceğini açıklamıştır. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin her köşesinde bu katliama tepkiler çığ gibi artmaktadır. Çin yetkililerinin ilan ettiği 156 ölü gerçek dışıdır. Ölü sayısı 1000’i aşmıştır.

    Çin’in Doğu Türkistan’da Müslüman Türklere yaptığı soykırım ne ilk ne de sondur. Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi kan deryasına dönmüştür. Dünya ordularının en acımasızlarından olan komünist Çin ordusu protestolara katılmayan genç erkekleri evlerden toplayarak vahşice katletmiştir…
    Zalimin hasmı Allahü teâlâdır. Ve zulüm payidar olmaz. Çin’in Sovyetler Birliği gibi parçalanacağı ve komünist rejimin çökeceği günleri göreceğiz. Doğu Türkistan işgal altındadır. Çin, ordusuna, ekonomik gücüne güvenmesin. Allahü teâlâya karşı savaş açanların hepsi yok olmuşlardır. Sıra Çin’e gelmiştir.
    Yaralıların üzerine yaylım ateşi açılarak üzerlerinden tanklar geçirildiği Uygur kaynaklarının ifadesidir. Kaldı ki tanklar altında ezilenler ellerinde Çin bayrakları ile gösteri yapmışlardır.

    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Çin ziyaretinde Türk ve Müslümanlar son derece sıcak ilgi göstermişlerdir. Komünist Çin Türkiye’nin Çin’de yaşayan 100 milyon Müslüman ve 30 milyon Müslüman Türk’e ilgi göstermesinin intikamını almıştır. Bu katliamın Türkiye Cumhurbaşkanının Doğu Türkistan ziyaretinden sonra yapılması manidardır. Doğu Türkistan’ın Müslümanları Ehl-i Sünnet ve Hanefidir. Osmanlının zayıflaması ve yıkılışından sonra sayısız katliamlar yapılmıştır. Çin- Rusya- Balkanlar- İngiliz- Fransız ve diğerlerinin müşterek özelliği Ehl-i Sünnet-Türk ya da Türkler ve Osmanlıyı sevenlere katliam yapmalarıdır. Şiilere asla katliam yapılmamıştır.

    Doğu Türkistan bizim canımız ve bir parçamızdır. Ayrıca Kaşgar başkenti Doğu Türkistan 1866-1877 arasında 11 yıl Osmanlının bir eyaleti idi. Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin Çin işgali ve zulmünden kurtulması için dua edelim. Unutmayın “Dua müminin silahıdır.”

    M.Necati Özfatura – 14 Temmuz 2009 / Türkiye Gazetesi

    ESK.AYSE

  2. Gözümüze sokulan küçük taşlarla çok az görebildik bunca zaman. Şükür ki saygıdeğer Mustafa Necati Özfatura ve sizin gibi değerli, geniş görüşlü kalem sahipleri var. Gözümüzle birlikte ufkumuz da açılıyor gün geçtikçe. Bilinçli ve hayırlı nesiller diliyorum İslâm alemine. Kaleminize ve yüreğinize sağlık…

    ŞAHİKA ATEŞ

  3. Author

    Canım kardeşim,
    Yazılarını zevkle okuyorum.
    Can-ü gönülden de dua ediyorum.
    Cumanız mübarek olsun…
    Sağlık afiyette olmanız, dünya ve ahiret seâdetiniz, hizmetlerinizin artarak devamı için, hayırlı ve uzun ömürler diliyoruz.
    Gece ve gündüzün şerrinden sizi emaneti en güzel muhafaza eden Allah-ü teâlâya emanet ediyoruz.
    Allah-ü teâlâ razı olsun, hoşnut olsun her iki cihanda sizden ve sevdiklerinizden…
    [Ve okuyanlarınızdan…]
    Muhabbetlerimle…

    RAGIP

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir