Enver Abi'li hatıralar (Hüseyin Tanrıkulu - Enver Ağabeyimizin ardından... (5))

 

Rahmetli Enver Ören Ağabeyimizle 20 yıl boyunca aynı ideal ve aynı gaye için mesai yaptık. 1994 yılında TGRT Dış Haberler Müdürü ve Açık oturum programları yapımcısı ve sunucusu olarak çalışmakta iken, kurum bünyesinde Enver Ağabeyimizin arzu etmediği bazı yapılanmalardan rahatsız olmaya başladık. Maalesef o zamanki şartlar içinde İhlas'ın asıl kadrosu yanına dışarıdan  bazı yeni elemanlar da alınmıştı. Bizler için sadece inandığımız dava ve Enver Ağabeyimizin misyonuna hizmet esastı. 
Dışarıdan gelen arkadaşlarımızın ise belli amaçları olabiliyordu. Kimi şöhret, kimi para pul için vardı. Ama İhlas Camiasının fertleri asla şöhret, para pul sevdalısı değildi. Sadece Enver Ağabeyimizin sağlığı, hizmetlerin sağlıklı devamı ve varılmak istenen hedefe doğru çizilen istikameti terk etmemek hepimizin şiarı olmuştu.
TGRT kolay kurulmamıştı. Para isteyen bir iş idi. Hâlen de öyledir. Gazete gibi değildir. Gazetenin iadesi bile para eder. Ama televizyonculuk para öğüten bir dev gibidir. Her üretim çuvalla paraya mal olur. Bir de teknik zaruretler, uydu kiralama bedelleri, teknik cihaz, alet edevat temini  o tarihlerde milyarlarca Liraya ihtiyaç gösteriyordu. Enver Ağabeyimiz bu çok zor işe Türkiye'nin önde gelen şuurlu zenginleriyle girmek istemişti. Yapılan bir seri toplantı ve temastan netice alınamamış, âdeta havanda su dövülmüştü. Bizim zenginler, iyi bir televizyon kurulsun ve toplumun milli ve manevi değerlerine katkıda bulunsun, toplumsal refaha ve huzura yardımcı olunsun istiyordu. İş sermaye koymaya gelince, bizim zenginlerimizin hepsi kıvırmaya başlıyordu. Her şeyin kendiliğinden olmasını ve birilerinin tüm fedakârlığı üstlenip iyi bir televizyon yayını yapmaya başlamasını istiyorlardı.
İşte O yiğit Rahmetli Enver Ağabeyimizdi.
Bir sabah bendenizi çağırdı. Dedi ki: "Allah'ın Kulu, televizyon kuracağız. Rahim Er'in TGRT'sini gerçek televizyon olarak hayata geçireceğiz."
Hemen itiraz edecek oldum; "Efendim iyi de TGRT ismi uzun değil mi? Kısa bir ad koysanız." 
Güzel nurlu yüzüne ayrı bir güzellik geldi. Kahkahayla gülmeye başladılar. 
Sonra da şöyle dediler: "Tıpkı bizim Milliyetçi muhafazakâr zenginlerimiz gibi konuştun. Onlar da televizyonu sadece ve yalnızca ben kuracağım dediğimde, bu sefer bayan spiker çalışacak mı? Bağları açık mı olacak? dediler. Onlara da böyle gülmüştüm. Şimdi televizyonu kuracağım deyince sen de ismi uzun diye itiraz ediyorsu. Hayır TGRT olacak. Rahim Er'in hatırası olarak bu isim yaşayacak." 
O sıralar Rahim Er Bey, bir odalı yazıhanesinde TGRT ismini kulllanarak kasetler üretiyordu. O kasetleri promosyon olarak gazeteyle birlikte okuyucumuza veriyorduk. Enver Ağabeyimiz bu hizmetin hakkını vermek için Rahim Er'in TGRT'sine dokunmamış ve televizyonun ismini TGRT olarak yaşatmaya başlamıştı.
Rahmetli Enver Ören Ağabeyimizle olan binlerce hatıramı burada nasıl sığdırabilirim? Onunla yurt dışına sayısız seyahatlerimiz oldu. Bir otelin iki yataklı odasında sabahlara kadar sohbetiyle müstefid olduk.
Muhterem Hocamız ve Enver Ağabeyimizin muhterem kayınpederleri Hüseyin Hilmi Işık rahmetli ile bendenizi tanıştıran da Enver Ağabeyimiz olmuştur.
İhlas Holding Başkan Vekili Zeki Celep Ağabeyin evinde bir Kurban Bayramı sabah kahvaltısından öğle yemeğine kadar Mübareklerin sohbetinde bulunmak nasip oldu. İşte o tarihten sonra yüreğimizde bu fâni dünyaya dair sevilebilecek ne varsa silinip çıktı. Mal mülk, ev bark, çoluk çocuk ne varsa hep Allahü teâlânın takdiri ölçüsünde ve Onun arzu ettiği ve murad ettiği şekilde vardı.
Hocamızın o günkü sohbetlerinde kalp kırmanın ne kadar büyük bir günah olduğunu öğrendik. Yine o tarihten beri bu sohbetin bereketi sayesinde insanlara onun ve Enver Ağabeyimizin verdiği manevi terbiye sebebiyle iyi davranmayı ilke edinmeye çalıştık. Becerebildiğimizce onları örnek almaya gayret sarf ettik.
1993 yılının son ayı idi. TGRT içindeki rahatsızlıklarım arttı. Başarılı çalışmalarıma hasetlik edildiğini fark ettim. Akla gelmeyecek işlerle karşılaşıyordum. Şikâyet etmeyi sevmezdim. Bunları Enver Ağabeyimize aktaramazdım. Çünkü çok üzüleceklerini biliyordum. İyice düşündüm.
Kararım, kurumdaki görevimden affımı istemekti. Bunu Genel Müdür Resul İzmirli Bey'e bildirdim. O da "Ayrılıp gitmen olmaz. Nereye gideceksin? Ne yapacaksın?" diye sordu. Mahallî seçimlere çok az bir zaman kalmıştı. Gidip doğduğum topraklara hizmet edeceğim. Belediye Başkanı olacağım dedim. Kararlı olduğumu da anlattım. Sonra da şunu söyledim: "Bana haset edenler benim çalışmalarımdan rahatsızlık duyanlar rahat etsinler. Bu konuda Enver Ağabeyimizin eli rahat olsun istiyorum" dedim.
Resul Bey, Enver Ağabeyimize benim ayrılmayı arzu ettiğimi telefonla bildirdi. Telefonu bana verdiler, Enver Ağabeyimiz, hemen yanına gelmemi istedi. Gittim, hiçbir şey sormadı ve şunları söyledi:
"Sevgili Allah'ın Kulu, seninle bu müesseseye çok hizmet etmeye çalıştık. Bir yere kadar geldik. Senin emeklerin Allah katında asla zayi olmaz. Sen bizim dünya ve ahiret en kıymetli kardeşlerimizden birisi olarak hep dualarımızla anılacaksın. Halka hizmet Hakk'a hizmettir. Git memleketine Belediye Başkanı ol. Oralara ağaçlar dik. Eserler yap. İnsanlara dinini ve dünyasını mamur hâle getirebilecekleri şuuru aşılamaya çalış. Sen bu işi iyi yaparsın. Belediye Başkanı olursan maaş alma. Maaşını biz vermeye devam edeceğiz. Bu senin hakkındır. Başkan olamazsan zaten bizimsin. Gel istediğin işi yapmaya başla. Biz her zaman yanında olacağız. İhlas'ın hangi ünitesinde görev almak istersen işin hazırdır."
Ben Belediye Başkanı oldum. Doğduğum topraklara binlerce ağaç diktim. Kasabamı, Türkiye'nin yıldız gibi parlayan modern bir kasaba hâline getirdim. Ödüller aldım. Çalıştım gayret sarf ettim. Maddi fedakârlıklarda bulundum. Ama sonunda bu işin bana bir iki numara küçük geldiğini gördüm.
İstanbul'a ne zaman gelsem Enver Ağabeyimizi ziyaret ettim. İhlas, mali sıkıntılar içinde idi!.. Enver Ağabeyimizin şahsında Türkiye'nin milliyetçi ve muhafazakâr kesimine ağır darbeler indiriliyordu.  28 Şubat hadisesinin hedefi Enver Ağabeyimizin hizmetlerini engellemekti. Türkiye'nin en aydın, en modern düşünceli toplum önderine moda olan "İrticacı!" damgası vurulmaya çalışılıyordu.
Enver Ağabeyimiz, ağır rahatsızlıklarına; iflas etmiş bulunan böbreklerinin verdiği ızdıraba, etrafına çöreklenmeye çalışan kimi ruhsuz ve onun asıl davasıyla alakası olmayanların ihanetlerine ve nice çilelere göğüs geriyordu!
Onu
her gördüğümde "Allah'ın Kulu! Vallahi öleceğiz, billahi öleceğiz" derdi. Ben de kendilerine "Allah, size hayırlı ve sağlıklı ömür versin efendim" derdim. O sağlıklı bir ömür yaşamadı. Ama hiç şüphesiz imanı, ihlası ve muhteşem manevi cihazları bünyesinde bulunduran eşsiz bir şahsiyetti. Nerede görülse güler yüzü ile etrafa nur saçardı âdeta... Kimse bilmezdi ki o sadece kendisine yakınlığı olan bir grubun Enver Ağabeyi değildi. O, tüm Türkiye insanının Enver Ağabeyi idi. Onu, hayatında değişik insanlarla, fikir adamlarıyla, gazetecilerle, siyaset adamlarıyla, sanatçılarla yan yana görenler, hakkında yanlış da düşünmüş olabilirlerdi. Ama biz onu çok iyi tanıyan kardeşleri olarak Enver Ağabeyimizin ideal bir Müslüman ve Yüce Yaradanımızın; dünyaya hep vermek için yaratılmış değerli ve sevgili bir kulu olduğunu biliyoruz.
Hatıraları gün geçtikçe tazelenecek, dualarımız her vakit onlara olacaktır.
İnşaallah sevenleriyle cennet-i âlâda buluşmak nasip olur.

Hüseyin Tanrıkulu
(Haberkuşağı / 4 Mart 2013 Pazartesi )


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile