Hatıralar Sokağı (YAZILARINIZI BOŞUNA OKUMAMIŞIM... - İrfan Atasoy)


 
Biz küçükken hep derlerdi ‘nasipte ne varsa o olur, ötesi yalan.’
Pek anlamazdık. Ya da anlamak istemezdik. İllâ dediğimiz olacak, inat bu ya!
Sonra sonra anladık ki çeşmeden akan suyla, dağdan gürül gürül akıp gelen suyun bir olmadığını.
Bazı sular vardır insanı bir anlık kandırır, kimi şişkinlik yapar kiminden ise tat bile alamazsınız.

Ama pınarlardan akıp gelen o buz gibi sudan içmek nasip olunca anlamaya başlıyor insan.
Anlıyor ve kana kana içiyor.
Nereden nereye…

Nedense sizin yazdıklarınızı öyle içten, kendimdenmiş gibi okuyorum ki...
Hani derler ya, Sezai Karakoç yazsın, Sacit Onan seslendirsin…
Onun gibi bir şey aramızdaki iletişim. 
Bu iletişim 11 sene önceye dayanıyor.

Düşünün, ilk radyo yayınına başladığım Zeytin FM'de daha 2000 yılında sizin 'Sen İstanbul Olsaydın' yazınızı gazeteden kesmiş, radyoda döne döne okumuştum.
Ve daha birçok yazınızı teker teker kesip özenle dosyama koyup programda mutlaka iki tane okurdum... Murat Başaran abinin de o dönem yazıları vardı.
Hatta Sultanahmet avlusunda kurulan kitap fuarından onun ‘Kalbim Nerede Sanıyorsun’ kitabını almıştım.
Ne yalan söyleyeyim o dönem ya sizin kitabınız henüz basılmamıştı ya da ben fazla araştırmaya girişmemiştim.
Ne de olsa gazetede doya doya okuyordum : )
Bir sizden bir Murat abiden programı şahlandırıyordum.
Sen İstanbul Olsaydın yazınız programın favorisi olmuştu. Dinleyicilerden hep istek geliyordu.
Ben de mütemadiyen seslendiriyordum büyük bir zevkle.

Bölgesel yayın yapan radyoların dinleyicileri çok tutkuludur. Bir programı sahiplendi mi ondan biri olursunuz.
Ondan habersiz bir şey yapamazsınız. Garip ama öyle…

Tabii şimdi işin güzel bir yanı daha var.  Türkiye Gazetesi eve giriyordu iyi ki ve dahi kitaplar ama böyle bir nimetten haberimiz bile yoktu.
Bizim bölgeden sorumlu olan Seyfettin abi ve babası vardı. Devamlı babama, ‘abi, gel seni abone yapalım. Bak güzel hediyeler de var’ derdi.
Babam zaten emekli basın mensubu ve fotoğraf sanatçısı. Gazeteyi de yayın ahlâkını da beğeniyor.
Hatta kendisi anlatır. Tam ’79 yıllarının sonu. Türkiye Gazetesi’nin Cağaloğlu’ndaki binasına iş başvurusu için gidecek.
O sıralar anarşi ortamı, çekinceler vesaire… Kapısından dönüyor. Ama gelin görün ki sene 2001. Kendi elleriyle beni getiriyor TGRT FM’e.
Kimseyi tanımaz etmez. Çalıyor kapıyı, çıkıyor müdürün karşısına, ‘ben onu bunu bilmem, bu çocuk buraya girecek. Burada büyüyecek’ diyor.
Ne yalan söyleyeyim, ben olsam deli diye güvenliği çağırır attırırdım dışarı : )

Demek saatli bomba 22 sene önce böylece koyulmuştu. Fitil ateşlendi ve kendimizi burada bulduk. Zamanı geldi ki ancak varabildik.
Şükür ki Rabbim çekti aldı bizi oralardan, buralara, sizin yıllardır doya doya içtiğiniz bu âri suya, şu kirli aşağılık 'ben'i koydu.
Hâlâ düşünün 'ben' diyorum!..
Hâlâ derim ‘ben Muammer ve Murat abinin o yazılarını boşuna okumamışım. Okutmuşlar ve beni tozlardan arındırıp olmam gereken yere koymuşlar…

Sudaki balık gibiyim. Ama zerrelerine kadar hissediyorum bunu.
Farkında olmayarak değil, iliklerime kadar…

İrfan Atasoy



HEADER

Hicran Seçkin16-05-2011 05:23#1
:)
Bunlar ne güzel ve 'ne bizden' duygular böyle...
"Sudaki balık gibiyim" demişsin ya sevgili İrfan Atasoy, o sudaki balıklardan sadece biri'sin diyorum ben de...
Ama bunu "zerrelerine kadar hissetmek" de ayrı, apayrı bir güzellik. Hepimiz belki bu kadar farkında değiliz çünkü...

Her alanda günden güne çoğalmakta olan başarıların daimî olsun diliyorum...

Hicran Seçkin
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile