O & Ben (..Bir yılan gibi soyun artık pörsük derinden!)



Ben:
(Sıkı ise yaz bakalım buraya da aynılarını, yeşillik olur! :)
Yani gece yazdıklarını...
O: Benim yazdıklarım yanlış ve haksız mı?
Ben: Oraya yani tlf.na mesaj olarak yazınca ben bilgisayara yazmak ihtiyacı hissediyorum, ve kızıyorum sonra.
Yorumlara kendim eklesem sana, eklemesem kendime kızıyorum :)))
Yanlış ve haksız demedim, herkesin düşüncesi var, genel (bilinen, açık) zararı görülmezse yayınlarız!
O: O yazdığım şeyler buralarda olan şeyler ki, oralarda haydi haydi olur...
...
Gittin mi?
Fenalık mı geçirdin yoksa
:(
Ben: Dur azıcık...
Telefon gelmişti, okuyacağım şimdi.
Okudum...
E iyi.
Fenalık geçirecek bir şey yok...
O: :) Hâlâ cedelleşiyorsun diye düşünüp kızdın sandım da...
Ben: Sen şu etrafından kurtulsan neler olacak, ama beceremiyorsun...
Aklın ve dünyan ve bütün ufkun sizin ev, sizin mahalle!
Bilmem anlayabiliyor musun sözlerimi?
O: Anlıyorum...
Ben: Anla artııık: Sen, yakınındaki insanların gözünde hiç bir ... değilsiiiiiiiin!
Bunu da anlıyor musun?..
Bizim akrabalar arasında bizim gazeteyi alan HİİİİİÇ KİMSE yok biliyor musun?
Çünkü Muammer diye bir yazar tanımıyorlar!
Sadece bunu anlarsan on yaş büyürsün!
Bunu da anlıyor musun?
O: Galiba...
Ben: Bak nasıl ipin ucu aynı yere geliyor!
Ben ne diyebilirim ki (tanıdığım) birine ve benden ne alabilir ne öğrenebilir?..

Hiç!
Peki neden?
Çünkü onlar benim altımı değiştirmiş, ağladığımı görmüş, kavga etmişler benimle...
Sen ne diyebilirsin ki, üç kuruşluk aklınla, ne görebilirsin ki çipil gözlerinle, ne söyleyebilirsin ki şom ağzınla; benim söylediklerimden fazla?..
Aklına şaşarım senin!
Benden erken akıllan, bunu anla; eğer tavsiye kabul edecek kadar akıllı isen!
Orda mısın, Allahın delisi?..
O: Evet...
Ben: Ağlyor musun?
Yoksa, gözlerin ışıl ışıl parlamaya mı başladı?
Umarım güneşin yükselmeye başlamıştır göğünde!
Bu gün, senin için ders günü olsun!
Bahar geldi...
Bir yılan gibi soyun artık pörsük derinden!
Kendin ol...
Sen, ve ben hep aynısını yapıyoruz...
Aslında hepimiz öyleyiz...
Düştüğümüz yerde, burnumuzun önünde duran çakıl taşlarını Ağrı dağı olarak görüyoruz...
Ve her taşımızı, Ağrı dağı kadar ağrılar olarak taşıyoruz ciğerimizde!
Günah kendimize, yazık kendimize...
O: Ben ne yapayım?..
.......
Ben: Senin takıntın da bu işte!
Bunlar ne zenginliktir senin için zaman içinde göreceksin... Yıllar sonra aç kaldığım, ölüyor gibi olduğum ve benzeri uç noktaların benim için ana çizgiler olduğunu gördüm... Bir tomar kağıt senin için yeterli malzemedir veya eski bir ajanda!
Her olaya ve her şahsa; bir gün seni yazacağım, anlatacağım, sen benim malzememsin gözüyle baktığımı farkettim...
Beni yazar kılan belki de bu idi!
O: Haklısın...
Peki...
Ben: Senin...
En önemli engelin...
Nerede biliyor musun?
İki kulağının arasında!
Beyninin içinde.
Düşünceni değiştir!
O: Ne zormuş orayı değiştirmek...
Ben: Bunları söylemenin zamanı da şimdi imiş!
Düşünsene aynılarını beş sene evvel sana yazmış olsaydım bana ne derdin?
O zaman başka şeyler yazıyordum.

B
en bunları öğrenmek için milyarlar verdim. En az yüz seminer izledim...
Peki sana anlatmak için kaç para istiyorum senden? HİÇÇ!
En ucuz tecrübe başkalarının tecrübesini almaktır!
Bedava!
Al işte, kullan!
Benden çooook genç yaşta, çooook daha az bedele hatta parasız olarak benim tecrübeme sahip olabilirsin ama almıyorsun!
O: Alacağım...
Ben: Sanırım yeter bu kadar :)
Sen bu yazışmayı Mektuplar'a ayarlasana...
Hoşuna gitti ise...
Benim işim var, çıkıyorum artık...
O: Tamam...
Ama dönünce yapayım.
Ben: Tamam.
Ne zaman gidiyorsun?
O: Sabah olur herhalde...
Ben: Hiç aklına gelmiyor, bir yere gidiyorsun yarın; bütün ordaki manzara ve konuşma ve pek çok hoş hatıra, görüntü, tecrübe, iş güç, HER ŞEYİ bulunduran bir GÜNLÜK yazmak!
Belki bir daha gidemeyeceksin, belki oradaki bazıları ölecek, belki bugün duyabileceklerin yarın unutulacak!
Ve önemli olan şu:
ORAYI SENDEN BAŞKA HİÇ BİRİMİZ GÖRMÜYORUZ
VE SEN YAZMAZSAN ORASI VE İNSANLAR VE KONUŞMALARIN HEPSİ TARİHE GÖMÜLECEK VE SONSUZA KADAR SİLİNİP Gİ-DE-CEK!
O: Not ediyorum zaten bazı şeyleri...
Ben: Tamam, ben gittim.
Müsaade şimdilik :)
O: Yayınlanmamak üzere yazayım,
yani o düşünceyi hiç hatırlamadan ve de yayınlamadan...
Ben: Allah Allaaaah... Yayınlanmamak üzere diyor hâlâ... Ben Çetin'i yazdım geçen sene bir yıldır bekliyor. Tam 12 ay oldu, belki 5 sene daha duracak...
Beş sene sonra kimin garantisi var, belki başbakana gelin olursun, belli mi olur belki yazarlar birliğine başkan :)
Sen yap işini, gerisine karışma...
O: Tamam...
Ben: :)
Hoşçakal :) şimdilik...
O: :,,,,,,,(
Hoşçakal...
Ben: Ne bu ya?
Ağlamak mı?
O: İki gözümden yapamadım da, tekinden akıttım yaş...
Evet ağlamak...
Ben: Ben seni ağlatacak şeyler söylediğimi sanmıyordum...
Bi daha sana böyle şeyler yazan noolsun!
:(
O: Yaaa!..
Bana söylenecek herşey beni ağlatabilir...
Ben ağlıyorum ama üzgün değilim.
Bir yaranın tedavisi sırasında ağlamak gibi...
Teşekkür ederim bütün yazdıkların için.
Bulunduğum şekli göstermek için yaptım o suratı...
Ağlayan suratı...
Orda mısın?
Ben: Yokum :(
O: N'olur affet...
Ben de daha çok ağlarım böyle...
Ben: Affetmek mi, o ne ki?
Küsmedim zaten!
O: Şimdi de fışkırıyor yaşlar, nolacak?
Bir yanım hep ağıt benim...
Geçen gün Süleyman Eldeniz sana nasıl sarıldığını yazdığında da ağladım, hem de çok...
Özlediğim, yokluğunu, eksikliğini hissettiğim...
Bir yanımda yarası olan her duygu ağlatıyor işte, ne yapayım...
Şimdi sana kızdığımdan falan değil, kendi halime ağladım.
Minnettarım ben sana,
iki cihanım için de...
Ben: Allahü teala iki cihanda da iyi yerlerde birlikte eylesin hepimizi :)
O: Amin...
:)
Kapattın herhalde...
Hoşçakal.
Canım abim :)
Ben: Başka bir şeyle meşgulüm de :)
Güle güle, canım benim :)
O: :)

(Mart 2010)


HEADER

T.Deniz29-07-2011 12:01#1
Gerçekten hep ağlıyor mu "O"?
Bir insan hep ağlarmı?

Belki de bazı şeyleri, bir şekilde akışına bıraksak ağlamamız gerekmez.

Çünkü bize bunları tattıran ve yaşatan Yaradan. Bizim için herşeyin iyisi o'nda. İyiler ve kötüler bizim için.

Sevgiyle
Alıntı

Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile