Kış geldi [11 Kasım 1999 Perşembe]



Kış geldi


Ben bir sadık mevsim aradım... Sonbahar rüzgârları koparmasın diye duygularımı.
Mavi bir yazdan, ayazlara saplanmayayım diye billûr bir hançer gibi;
Ben, bir sadık mevsim aradım!



Son baharın ardından;
Kış geldi!..



Bir sonraki bahar, kan açacak gelincik tarlasındaki tomurcuklar...
Bir sonraki bahar, kelebeklerin sevgiden kanadındaki buzlar çözülmeyecek!
Bal örmeyecek arılar, kuşlar şarkı söylemeyecek.
Martılar sisi delmeyecek, mutluluk beni özlemeyecek!..



Belki, bir sonraki bahar da bana yâr gibi gelecek;
Ve ben, yine yaz boyu akmış, ama sonunda uzak, yalnız ve dudağında buzdan sarkıtlarla kalmış bir kır çeşmesi gibi, mahkûm olacağım ıssızlıklara!..



Ben... Sadık bir mevsim aradım;
Billûr bir hançer gibi saplanmayayım diye ayazlara...
Ben bir sadık mevsim aradım;
Haşin rüzgârlar koparmasın diye duygularımı...
Ben bir sıcak mevsim aradım;
Son baharın ardından,
Kış geldi!

-------------------------------------------------------

Yarım, yarım kaldı
Gitmek mi zor? Yoksa kalmak mı? Güle güle diyebilmek mi? Yoksa hoşçakal demek mi?
Ardında bıraktığın sahile, sen vuracaksan, baharlar senin renginde çiçekler açacaksa, olmadığın halde kumlara ilân-ı aşk yazılacaksa, bırakmak mı kolay, bırakılmak mı?



Sen gittin ya; yarım kaldım...



Sözlerim yarım, okuduklarım yarım, gördüklerim, bakışlarımızın yarısı... Adımlarım yarım, yüreğimin atışı yarım, cümlelerimin “özne”si yok; yarım...
Ortadan ikiye bölünmüş sevgi sözcükleri gibi, suların kesik akması gibi, yarım gibi yarım... Söyleyebildiklerimin, yazabildiklerimin yarısı olduğu gibi...



Sen gittin ya; yaşadıklarımın yarısını da götürdün...



Merhaba diyebilmek mi zor?
Hadi eyvallah diyebilmek mi yoksa?
Kolay olan...
Beraberken yaptıklarımızın, yarısını yapabiliyorsam ve şekerin kalmamışsa şekeri ve tuzun da tuzu... Hayat, tadını buruklaştırmışsa, hüzünlü bakıyorsa aydınlık, gece gibi... Eksik değil mi bir yanımız?..
Kolay olan...
Arkana dönüp el sallayabilmek mi?
Yoksa, yüreğimin yarısını götürdüğünü bildiğin halde, zoraki gülümseyebilmek mi?



Sen gittin ya; yarım, yarım kaldı...



Gitmek mi hüzünlü?
Yoksa kalmak mı buruk?
İçimde dört nala koşan ayrılık, sende kalan parçamı mı arıyor?.. Ellerini mi?.. Gözlerini mi?..
Her yerim sende kaldı, her yerin bende...
Daha ne arıyor ki bahane, yarım sende, yarın bende kalmışken?..
Beraberken bütünleşeceksek...
Ardından el sallayabilmek mi kolay?..
Yüreğimi götürdüğünü bildiğin halde gidebilmek mi?
Süleyman Eldeniz-Magosa

E-MAIL KUTUSU
Aynı soyadı
Kimden: Erdem Erkul
Kime: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Tarih: 03 Ekim 1999 Pazar 22.59
Konu: Selamlar
Selam. Ben Sivas’tan Erdem Erkul. Soyadınız ilgimi çekti size bir mail göndereyim dedim. Babam burada öğretim üyesi, ben de öğrenciyim. İşletme bölümünde. Köşenizi beğenerek okuyorum. Yalan olmasın her zaman değil ama sizin gibi bir gazeteci ile aynı soyadı taşıdığıma sevindim. Tekrar selamlar.
Erdem Erkul

Cevap: Erdem... Canım... Şükür kavuşturana! Beşbuçuk yıldır bulduğum tek “Erkul”sun... Ama Sivas’ta ne işiniz var?.. Ben Davut oğlu İsmail oğlu Davut oğlu Muammer Erkul’um... Sen de git bakalım geriye doğru... Ne olur ne olmaz yani!

Gazeteye bakarken
Kime: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Tarih: 25 Eylül 1999 Cumartesi 15:44
İyi günler Muammer Bey. Ben Türkiye Gazetesi’nde yazdığınız birkaç yazınızı okudum ve çok hoşuma gitti. Aslen ben bir Türkiye Gazetesi abonesi değilim. Fakat amcamgilde gazeteye bakarken sizin sayfanız olan STOP köşenizi okudum. Vee bazı yazılarınız çok hoşuma gitti. Örneğin “Nereye kadar” Gerçekten çok hoşuma gitti.
Şimdi sizden birkaç ricam olacak. Bunun gibi daha değişik yazılarınız var mı? Veya bu yazıları içeren bir kitap yazdınız mı? Ve yazılarınızdan sevdiğiniz birkaç tanesini bana yollayabilir misiniz?
Sizi saygılarla selamlıyorum.
Cengiz Belek (Cenga)

Cevap. Cenga’nın sevgili “amcamgilleri”... Yeğeninize; “Muammer Bey’in köşesindeki şu ilk üç gün çıkacak yazılardan biri senin için özelmiş. Takip edeymişsin...” Deyiniz, olur mu?
Saygılar...

Duyuru:
Depremzede çocukların resim sergisi
Do Re Mi çamaşırlarıyla haklı bir şöhrete ulaşmış olan Baysallar Tekstil A.Ş., şimdi de depremzede çocuklara yardım elini uzatıyor...
Genç, dinamik ve yenilikçi işadamı Ahmet Baysal, Do Re Mi Center’da,
geliri kendilerine gönderilecek olan; depremzede çocukların
resimlerini sergiliyor.
Prof. Dr. Nuray Sungur ve ekibinin eğitmenliğinde, İzmit-Bekirpaşa,
Cephanelik mevkiindeki çadırkentte barındırılan 150 depremzede çocuğun
yapmış olduğu 160 resim 13-27 Kasım (pazar hariç) tarihleri arasında
09’dan 17.00’ye kadar açık kalacak.
Adres: Do Re Mi Center Sanat Galerisi Celal Ferdi Gökçay Sok. No: 9
Cağaloğlu-İst. (İst. Erkek Lisesi’nin sokağı, Cumhuriyet Gazetesi’nin arkası)
Tel: 0212 512 22 65’ten Deniz hanım. Faks: 0212 520 64 27

STOPLAYANLAR
Gülizar Pekdemir-Balçova, Filiz-Pendik, Havva Armağan-Eyüp, Mehmet Armağan-Eyüp, Ali Canbekli-İst, Halime Çakıcı-Maçka, Serap Beyaz-Artvin, Sultan Yılmaz-Ankara, Hilal Okur-Erenköy

Sevgili Peygamberimiz şöyle demiş:
“Müslümanlar; güçsüzlere, hastalara, yaşlılara ve küçüklere merhamet eder.”



Stop
Muammer Erkul
11 Kasım 1999 Perşembe


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile