Yarınlar büyük düşünenlere sevdalı [29 Kasım 1999 Pazartesi]



Yarınlar büyük düşünenlere sevdalı


Şimdi ayağa kalkmanın...
Ve Brillant Millenium Home Collection isimli özel katalog için Baydemirler A.Ş.’yi alkışlamanın vaktidir.



Brillan Millenium Home Collection’ın çıkacağını duymuştum...
Ama şimdi perdelerin;
Çam kokulu lacivert bir gecede hasrete seslenişine dokunuyorum...
Şimdi perdelerin;
Dalgalarla oynaşan bir yalı penceresinde yeni bitmiş sıcacık şiirini içiyorum...
Perdelerin;
Yeryüzünün, sanki hızlı çarpan iki kalbin sesinden gayrı ses yokmuş kadar sükûnete düştüğü anki titreyişini soluyorum...



Bu katalog akıl işi değil...
Duygu işi.
Ve sevgi işi.



Büyük boy... Kalın kuşe kağıt...
Fotoğraflar, baskı nefis...
Cilt, cilt üzeri baskısı, üstelik şömiz harika.
İçinde (detay görüntülerinin haricinde) birbuçuk sayfa büyüklüğünde tam 111 perde modelinin fotoğrafı var.
Ayrıca elli sayfaya yakın da yine fotoğraf ve çizimlerle desteklenmiş kesim ve dikim tarifleri.
316 sayfalık bu prestij eser; tercih ve sipariş kolaylığının yanısıra, perde biçme, dikme ve uygulama konusunda merak eden yahut öğrenim gören hanım ve genç kızlara kılavuz olmak için, Olgunlaşma enstitüleri ve Halk Eğitim Merkezleri’ne, ilgili üniversitelerle çeşitli kurumlara ve grup bünyesindeki müşterilere ücretsiz gönderilmek üzere 12.500 adet basılmış.



Dünya rekabet piyasasına böyle bir Türk kuruluşunu ve tam profesyonelliği özleyen insanlara da böyle ürün ve hizmeti kazandıranları...
Ayrıca Brillan Millenium Home Collection’da ismi yazılı olan, yayıncıdan perde stilistine kadar; Erdoğan Baydemir, Mustafa Baydemir, Murat Kulaz, Necla Anıl, Emre Delice, Ercan Angın, Ayşin Sungur Oral, Ömer Aşıcı, Arzu Kaptanoğlu, Agim Can, Sinem Karabatan Macar, Erdoğan Sarı’yı ve Art Desing ile Promat’ı kutluyorum.



Bu ülkenin profesyonellere her zaman çok ihtiyacı var...
Ve yarınlar elbette büyük düşününlere sevdalı.

---------------------------------------------------------

Osmanlı’da ev tekstili örnekleri
Sırası gelmişken Baydemirler’in Brillance dergisinden aldığım bir araştırma yazısıyla devam edelim:
İnsanların örtünme kaygısı temelde giysi ile başlamıştır. Ama kısa zamanda vücutlarını örttükleri gibi, çıplak mimarı mekanları da süsleyerek bir çeşit örtme yoluna gitmişlerdir. Mekanları önceleri hayvan derileri ve çeşitli bitkilerle örtmüşler, daha sonraları yünü eğirip iplik yapmasını öğrenmiş ve bunlarla dokumalar yaparak mekanları örtmüşlerdir.
Bu dokumalarda dokuyan kişinin duygu ve düşünceleri aktarılmış ve toplumsal kültürler yansıtılmıştır. Böylece insanlar yaşadıkları mekanları hem koruyup ısıtmışlar, hem de süslemişlerdir. Çevrelerinde gördükleri hayvan ve bitkileri kendi algıladıkları gibi stilize etmişler ve renklendirerek dokumalarına geçirmişlerdir.
Osmanlılar’da sandalya ve masa adeti bilinmediğinden odalarının mobilyaları “sedirler”dir. Sedirler çoğunlukta odanın üç duvarını ve pencerelerin altarını kaplamıştır. Sedirler oda döşemesinden biraz yüksekte yapılırdı. Boydan boya yapılan ve sedirin üzerine konan mindere “sedir minderi” denilirdi. Üstlerine güzel basmalar, ipekli kumaşlar ve kadifeler ile çuhalar kaplanırdı. Osmanlı odalarında kullanılan minderler kullanıldıkları yere göre değişik şekil ve isimler alırlardı. Sedir minderi, yan minderi, koltuk minderi, yer minderi, köşe minderi, yemek minderi, sofra minderi, erkan minderi gibi isimleri vardı.
Minder yüzleri her türlü kumaştan yapılmalarına karşın, genellikle “Şam Kumaşı”ndan, ipekli kutniden, köşe minderi ise şal kumaşından olurdu. Uzun minderin içi yün doldurularak üzerine pamuk doldurulmş uzun bir şilte konurdu. Onun üstüne yazları Trablus ihramı (ehram), kışın ise kebe örtülürdü. Gezgin Missi Julia Pardoe, notlarında sedirlerden şöyle bahseder:
“Bizi götürdükleri salon ılık bir yerdi ve değerli halılarla döşeliydi. İç yanında da sedirler uzanıyordu. Bunlar aşağı yukarı yerden otuz santim yüksekliğindeydiler. Üzerlerinde kırmızı çuha örtüler vardı. Öte yandan duvara yaslı, ya da belirli aralıklarla sedirlerin üzerine serpiştirilen yastıklar, sırma ve renkli ipek ipliklerle işlenmişti.
Sedirler gündüzleri oturacak yer, geceleri ise yatak görevini görürdü. Çoğunlukla sedir yüzlerini eskitmemek için gündüzleri halı ve hasırlar üstüne otururlar, geceleri de ayrıca yatakları yoksa sedirin üstündeki örtüyü kaldırarak orada uyurlardı.”
18. yüzyılda İstanbul’a gelen missi Jilia Pardoe, kendileri için hazırlanan Osmanlı usulü yataklardan şu şekilde bahseder: “Yataklarımız birbiri üzerine konulmuş şiltelerden oluşan, çok ağır kumaşlardan yapılmışlardı. Benimki sarı klapdan işlemeli atlastan, arkadaşımınki de menekşe rengi kadifedendi ve ağır saçakları vardı. Türk yatağı bir dakikada yapılır. Yatakların üzerine, ya ipek bürümcük ya da yollu muslin çarşaflar serilir. Benimki bürümcüktü. Yatağın başucunda çeşitli biçim ve büyüklükte bir yığın yastık yığılır. Ağır işlemeli muslin kılıflar içindeki, içi kuştüyü dolu bu atlas yastıklar, kılıfların içinden olduğu gibi gözükür. Yatağın alt ucunu da özenerek katlanmış bir çift yorgan konur. Bu yorganlar güzel, beyaz, keten çarşaflarla kaplı olduklarından ayrıca yorgan çarşafı koymaya gerek yoktur. Bize hazırlananlar üzeri pembe çiçeklerle işlenmiş açık mavi ipekli yorganlardı.”
Dersaadet’te ve evlerde dokunan havlular, Bursa’da dokunan iki taraflı havlu yüzü ve başları ipekli olan havlular, Selanik’te dokunan ve kırmızı minare olarak isimlendiren havlular, Lübnan Dağı’nda yapılan sarı keten ve ipekle dokunmuş ve sırmalı olan havlular el silmek için kullanılırdı. Bu havluların bazıları çift yüzlü havlu dokuma olarak dokunurdu. 1895 yılında Anadolu’yu dolaşan Friedrich Sarre:
“...En son tabaklar geldikten sonra bekleyen hizmetkâr ellerimizi yıkamak için maşrapayla su ve işlemeli bir havlu (peşkir deniyor) getiriyordu” diye bahseder.
Ayrıca başları sarı veya beyaz ipekle işlenmiş ya da düz altın, gümüş ve yaldızlı bakır telden işlenerek yapılmış “cihaz (çeyiz) havluları” vardı.
Hamam takımlarında silinmek için baş, omuz ve arka havluları vardı. Hamam takımı içinde iki çeşit peştamal bulunabiliyordu. Biri bele bağlanıyor diğeri ise silinmek için kullanılıyordu. Ayakları kurulamak için adi cinsten bir ayak havlusu da olurdu. Kullanılan mendiller çok çeşitliydi. Kibar erkeklerin kullandıkları el mendilleri genellikle beyaz renkte ve üzeri çiçek işlemeli olurdu. Yazma mendiller, çeşitli renklerde ipekli Hind mendilleri, çoğunlukla halk tarafından kullanılan kırmızı renkli “Pazar mendili”, beyaz renkli ve uçları ipek, sırma ya da klabdan işlemeli çevreler (yağlıklar) kullanılırdı. Eski çevreler içinde en değerlileri “Kaya Sultan” ve “Saray Çevresi” adlarıyla ünlenmiş çevrelerdir.
Osmanlılar’ın perdeleri kullanımı ve odadaki eşyaları nasıl yerleştirdiklerini Abdülaziz Bey şöyle yazmıştı:
“Pencerelere, kenarlarına ipekli şeritli saçaklar dikilmiş portakal renkli çuhadan, içleri astarlı perdeler asılır. Asrın başlarında odanın üç tarafına sedirle minder konurdu. Yüz senedir de yalnız kapıya karşı olan pencerelerin önünde sedir ve yastık bulundurulup odanın sağına ve soluna birer kenape, koltuk, altışar iskemle konularak tefriş edilmektedir. Konak odalarının üç tarafının sedir ve minderlerle tefrişi usulü II. Mahmud tahta çıktığında devam etmekteyken, bir müddet sonra büyük değişiklikler başlamış, odalara kanepe ve sandalye konulduğu gibi çift perde asmak, perdeler için sarı kalın tenekeden kabartmalı kornişler takmak, perdelik ve döşemelik olarak çuhadan başka elvan renk çiçekli damasko, tomar (ulaşılabilen kaynaklarda böyle bir kumaş adına rastlanmadı) denilen kumaşlarla atlası tercih etmek, duvarlara çiçek ve ağaçlıklı çiftlik manzalarını gösteren resimler asmak gibi adetler ortaya çıkmıştır.”

Helen Keller dedi ki;
“Gerçek mutluluk için gerekli şartı birçok insan yanlış bilir. Bu kendini hoş tutmak değil, değerli bir amaca bağlanmaktır...”



Stop
Muammer Erkul
29 Kasım 1999 Pazartesi


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile