Tembel (!) [02 Aralık 1999 Perşembe]



Tembel (!)


-Hadi, dedi. İnat etme şimdiye kadar gelecektin...
-Olmaz... O gitsin!
-Yahu niye böyle yapıyorsun ki şimdi?.. Çocuk ne zamandan beri mutfakta uğraşıp duruyor.
-Öyleyse sen git!
-Bak arkadaşım, görüyorsun ki dersim var. Boş boş oturacağına git işte bakkala.
-Siz gitmezseniz ben de gitmem!..



Gitmedi de...
İş biraz da tatlı bir inatlaşmaya dönmüştü.
“Siz değil de neden ben?..” Hata; “Siz gitmezseniz ben de gitmem!..” noktasında tıkanıp kalmıştı...
Sonunda, üçü birden, biraz da homurdanarak çıktılar evden, bakkala doğru...
Herbiri bir diğerini suçlayarak yirmi metre kadar yürümüşlerdi ki...
...şehir, işte o an “anlatılamaz”a tosladı!..
Ayakta durmaya çalışırken, kulakları sağır edercesine uğultuları duyuyor ve büyük gümbürtülerle yıkılan binaları görüyorlardı.
Bir anda ortalık kararmış, çığlıklar-feryatlar her yanı kaplamıştı!..



Bakkala “hep beraber” gitmeye karar verdiklerinde, saat yediye (19.00) geliyordu...
Takvimler Kasım’ın 12’sini gösteriyordu.
Şehrin adı zaten Düzce idi!..
Saat yediye iki kala ne içinden çıktıkları ev, ne de gittikleri bakkal kalmıştı yerinde!..



Küçük bir tembellik, tatlı bir inat; aynı evde yaşayan üç öğrenci arkadaşın hayatını kurtarmıştı.
Onlar şimdi biribirlerine sarılmış sevinçten ağlıyor ve şükrediyorlardı.
Bu üç arkadaşın ismini öğrenemedim, çünkü hikâyeyi ben “dinleyenden” dinledim...
Şimdi sizden bir ricam olacak:
Zaman zaman yazdığım buna benzer hikâyeleri yaşamış insanlarla irtibata geçmeme yardımcı olun...
Biliyorum, biliyorsunuz ya da duyuyorsunuz ki Ağustos ayından beri pek çok hayret edilecek, ibret alınacak hikaye yaşandı. Bunlar unutulmasın ve hep beraber paylaşalım istiyorum...
Hikâyeleri anlatırken şahıs ve yer isimlerini de yazın lütfen ve sonuna da sizi bulabileceğim telefon numarasını ilave edin.
Hadisenin kaleme alınış şeklinin “en güzel” olması için çırpınmayın, bu hiç mühim değil... Önemli olan gerçek olması...

--------------------------------------------------------

Taht kavgası
işaret parmağı
Sonbahar hüznünde yaşanır aşk,
Gelmeyecek baharı bekleyerek.
Yaz sıcağında geldi nefret,
Yerleşti sevginin tahtına.
Yaşanılası sevdaların özlemi
İndiremedi nefreti tahtından...

Ama... Ama bir sen biliyordun;
Karanlıkta yok olduğu zannedilse de,
Yok olmuyor... Yok olmuyordu güneş.
Biliyordun, işte şu yandan doğacak,
İşte şu yandan, işte şu yandan...
İşaret parmağının ucundan!..
Yasemin Demircioğlu

Kış gelmesin
Kışım olma;
Bahara akışım ol...



Kışım olma;
Gönlüme nakışım ol...



Kışım olma;
Yollara bakışım ol...



Kışım olma;
Sabaha çıkışım ol...



Kış gelmesin...
Bahara akışım,
Gönlüme nakışım,
Yollara bakışım,
Sabaha çıkışım;
Kış gelmesin.



Kış;
Elinden gelmesin!


İyilerle dost ol ki; kötülerden emin olasın.
(Hz. Osman r.a.)

2 ARALIK 1999 PERŞEMBE
24 Şa’ban 1420
* Rûmî: 1415-Kasım: 25
* 12. ay, 31 gün. 48. hafta. Yılın 336. günü-Kalan gün: 29
* Kore’de Kunuri zaferi. (1950)

Stoplayanlar
Cahit Büyükfırat-Malatya, Nihan Doğanoğlu-Konya, Rana-Balıkesir, Yasemin Demircioğlu-Kayseri, İclâl Kadıoğlu-İstanbul, Vildan Demiralp-Yenibosna, Nagehan Çilhoroz-Akyazı, Seyhan Ceylan-Çan, Esma Gülcan-Dortmund.



Stop
Muammer Erkul
02 Aralık 1999 Perşembe

 


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile