Goethe [11 Aralık 1999 Cumartesi]



Goethe


Malum ki; 1749-1832 yılları arasında yaşamış olan Johann von Wolfgang Goethe, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük ediplerinden biri.
Goethe, Kur’ân-ı Kerim’in tercümesini okuduktan sonra şunları söylemişti:
“Şayet İslamiyet bu ise, hepimiz Müslümanız.”



Akrepler ve bal
Acem Şahı Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmed’e hediye göndermişti. Kutu açıldığında görüldü ki, içinde yılan, çıyan ve akrepler var...
Karşılık olarak, Büyük Sultan da Uzun Hasan’a hediye gönderdi: Bir kutu bal.
Yakınları sonradan sordular Fatih’e;
“Devletlü Sultanımız... Bilmek isteriz ki; size yılan, çıyan ve akrepler göndermiş olan melûna halis bal ile mukabele etmenizin sebebi hikmeti ne ola?..”
Bu soruya Mehmet Han vecîz (zengin mânalı kısa söz) bir cevap verdi:
“Herkes yediğinden gönderir.”



Müslümanın izzeti
Sir Adolpus Slade, Türkler’i yakından tanıyordu. Çünkü 18. yy’da Osmanlı donanmasında beş sene vazife yapmıştı.
Hatıralarında, müslümanların izzettini (üstünlük galibiyet) şöyle ifade ediyor:
“Bir Türk’ün, bir Hıristiyan karşısındaki gururu pek ilgi çekicidir... Eşyanızı atına yüklemiş bir sürücü, şehre sizin arkanızdan girmek istemez... Eğer şehre önden girmekte ısrar ederseniz, ya çok uzaktan sizi takip eder veya siz uzaklaşıncaya kadar münasip bir yerde bekler ve bir başka münasip kapıdan şehre girer.”
Tarih Şuuruna Doğru 2-İbrahim Refik, Hazır Cevaplar 8-Zafer Yayınları, Tarihten Bugüne-İlhan Bardakçı (Hülbe Y.), Kaptan Paşa-Adolpus Slade (Boğaziçi Y.)

---------------------------------------------------------

Ş’den...
Yüzü ışığa yönelmiş insan kaç yaşında olursa olsun gençtir.



Engel olunmayan kötülük engel olunamaz olur!
Ejderhalar doğduğunda yavruydular.



Ana sıcağından mahrûm kalanları hayatları boyunca hiçbir güneş yeterince ısıtamaz.

---------------------------------------------------------


Fadu, fiesta, football

General Francisco Franco (1892-1975) İspanya’yı tam 36 yıl boyunca diktatörlükle idare ediyor. Soruyorlar;
“Bunca yıl boyunca bu ülkeyi diktatörlükle yönetmeyi nasıl başardınız?”
“3 F isminde bir formülüm var” diyor F.F.
İzah isteyenlere de bu 3-F formülünü açıklıyor büyük bir ciddiyetle:
“Fadu, fiesta, football...”



Fadu; müzik demek.
Fiesta; eğlence...
Football ise malum, futbol.
Fadu, fiesta, football.. Yahut FFF... Veya 3-F formülü, her ne ise;
Tanıdık geliyor mu size de?..



Üzerinde dolaştığımız dünyacığımızın bu denli ufaldığı... Sınırların böylesine inceldiği, şeffaflaştığı... Harlem’deki zenciler çaldığı vakit Hindistan’daki çingenelerin oynadığı bir zamanda;
“Müziği duyma, eğlenceyi görme ve futbolu da tanıma” demek nasıl olur, bilmiyorum...
Ama bildiğim şu ki; sanki bir General Francisco Franco var dünyanın tepesinde ve sanki hepimizi o yönetiyor, kendine has 3-F formülüyle!..
Müzik mi?..
Hayatımızın tamamı!
Eğlence mi?..
Hayatımızın hepsi!
Futbol mu?..
Hayatımızın bütünü!..
İliğimiz-kemiğimiz F.F.’nin, F.F.F.’leri sanki. Üç hayatlık FFF dozu alıyoruz!..



Bir nevî korkulardayız da neredeyse;
Falan ülkedeki Top-10’u bilemezsek, filan takımın onbirini sayamazsak veya yeni çıkıp yayılan eğlenceleri öğrenemezsek diye!
Bunun mantığı var mı sizce?..


Neyse, şimdi bunun mantığının var olup olmadığını tartışmayacağız elbette kimseyle...
Lakin, şu hayatta da, kesinlikle, “fadu, fiesta ve football”dan başka şeylerin de olduğunu söylemek boynumuzun borcudur, değil mi?..
Kağıt, kalem, kitap mesela!..
Aile, akrabalar, komşular mesela...
Dün, bugün, yarın mesela...
Namaz, oruç, zekât mesela...
Hayat, ölüm ve ötesi mesela!..

---------------------------------------------------------

Koşma
Kirpiğine sürme çek,
Kına yak parmağına:
Bu yıl yaşın girecek,
Kız, gelinlik çağına...

Anlatıyor duruşum,
Ben sana vurulmuşum;
Ko, düşsün gönül kuşum
Saçlarının ağına.

Yaş olsam gözden akmam,
Göz olsam gayre bakmam.
Vatanımsın bırakmam
Ellerin kucağına!
Faruk Nafiz Çamlıbel

Kaldırımlar 2
Başını bir gayeye satmış kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!

Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarımız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başnız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur,
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...
1927
Necip Fazıl Kısakürek

Sevgili Peygamberimizden:
-”Allahü teâlâ buyuruyor ki; her iyiliğe on misli sevap verilir. Fakat oruç bana mahsustur, onun karşılığını ben veririm.”

11 ARALIK 1999 CUMARTESİ
3 Ramazan 1420
* Rûmî: 1415-Kasım: 34 
*12. ay, 31 gün, 49. hafta. Yılın 345. günü-Kalan gün: 20 
*İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin vefatı. (1624) 
*MGK’nın kuruluşu (1962) 
*Rusya’nın Çeçenistan’a saldırması. (1994)
YARIN: Kasım: 35-Karakış Fırtınası.

Ölçü
Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!
N.F.K.

O Ordunun gücü
Ordu, Macaristan ovasında cuma molası vermişti...
Osmanlı askerlerinin haşyet (sevgiyle karışık korku) içinde namaz kılmalarını seyreden elçi, hayretler içinde kalmış ve düşüncelerini şöyle ifade etmişti:
“Muntazam saflar halinde dizilen 50 bin kişi, imamın bir nidası ile el bağlıyor ve durup bir tek vücut haline geliyorlar. Sonra yine bir tek nida ile 50 bin kişi birden Allah’ın huzurunda secdeye kapanıyorlar.
Böyle dev bir kitle karşısında perişan Hıristiyan orduları nasıl tutunabilir?..
(Ahmet Ersöz-Eğitimde Depremli Yıllar-Feza y. 93 s.70)



Stop
Muammer Erkul
11 Aralık 1999 Cumartesi


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile