Muhtarın Kızı [15 Aralık 1999 Çarşamba]

 



Muhtarın Kızı


- Şu rüzgar ne güzel kokuyor, “Muhtarın Kızı”nın bulunduğu yönden geldiği için...
- Doğru... Bir de şu, “Muhtarın Kızı”nın fistanına benzeyebilmek için açmış olan çiçeklere baksana.
- Sen dün gece yıldızları gördün mü? Hepsi aynen “Muhtarın Kızı”nın gözleri gibi parlıyordu...
- Diyorum ki; acaba “Muhtarın Kızı” olmasaydı güneş doğar mıydı, rüzgar eser miydi, meyveler olgunlaşır mıydı?.. “Muhtarın Kızı” olmasaydı dereler ve çeşmeler akar mıydı?.. Bulutlar yağmur, topraklar ekin, denizler balık verir miydi?..
-Muhtarın Kızı yoksa yaşamanın da bir manası yok!..



Artık, başka hiçbir şey görmez ve düşünemez oldu çoban...
Herkes “Muhtarın Kızı” hakkında fısıldaşıyor, her şey “Muhtarın Kızı”nı hatırlatıyordu ona...
Sonunda vurdu sürüyü köye doğru, vardı babasının karşısına;
-Muhtarın Kızı, diye inledi.
- Dur hele, dedi babası... Kendine sordun mu önce, evlenmeye hazır olup olmadığını?..
-Muhtarın Kızıı, diye sayıkladı çoban.
-Peki muhtarın hangi kızı, oğul?.. Sorup soruşturdun mu?.. Gördün kıyasladın mı?..
-Muhtarın Kızıı, diye soludu yeniden...



Baba baktı ki çaresi yok. Düştü yola, çaldı muhtarın kapısını...
Döndü, tekrar gitti... Geldi, yine gitti... Yine, yeniden tekrardan gitti.
Nihayet, günün birinde muhtar, “bütün damatlarını” toplayıp, şartlarını söylemeye karar verdi...
Bu çoban kızlarından birini almak ve damatlarının arasına karışmak istiyor isee, bazı bedellere katlanmak durumundaydı, değil mi?..



- Muhtarın kızııı, diye hıçkırdı yeniden çoban...
Annesinin, içinde sızılar yürüdü bir yerlerine doğru.
Babasının, alnında ter damlacıkları belirdi.
İçerdeki odadan biri çıktı o sırada;
- Bu kızlar herkese kısmet olmaz, biliyorsunuz değil mi?.. İçerde bazı şartlar belirleniyor tahmin ediyorsunuz değil mi?.. Ve bunca yıldır bu kapıda beklediğinize göre de, bu bedelleri ödemeye, bu tavizleri vermeye hazırsınız değil mi?..
Anne, derin bir iç geçirdi...
Baba, sıkıntıyla kıpırdadı yerinden. Sonra ikisi birden ardından da üçü birden çobana baktılar.
Çoban, sopası elinde... Gözleri, kapalıyla açık arası... Bir köşeye büzüşük ve soluyordu sadece:
-Muhtarın kızıı, muhtarın kızı... Üfff!..
Bu hikayeden sıkıldım. Oruç kafayla çekilmiyor! Canı isteyen sonunu getirsin kendi kendine...



Ama burda da yer kaldı. Yani yazı kısa geldi.
Bir kaç satır daha laf etmem gerekiyor burada...
Ne diyelim peki?..
Başka bir hikayenin “sonundan” soralım öyleyse bir soru:
“Sizi aramıza alabiliriz belki amaa... Önce şu.. (nokta nokta)”
Yahu şu “nokta nokta”ları bilen varsa bana da söylesin, noolur... Muhtar Ege’yi mi, Kıbrıs’ı mı istiyor?..
Bir de noolur, birileri bana; “başlık parasını peşinen ödeyecek olan” çobanın, sonradan göreceği “muhtarın kızı” ile karşılaştığında hayal kırıklığına uğramayacağını söylesin...



Gönül şunu isterdi ki; “muhtar” kızını vermek için bizim peşimizden koşsun...
Bunun için de, galiba; onların düzeltmemizi isteyebileceği eksikliklerimizi, onlar istiyor veya isteyecek diye değil de, herhangi bir eksik ve noksanı kendimize yakıştıramadığımız için çoktaan halletmiş olmalıydık... Ha?..



Bazen, (yeni seneye girer gibi) gözlerimiz saatimizin saniyelerinde “büyük devlet” olmayı bekliyoruz...
“Büyük devlet” ise bizim olmak için benzer saflıkları artık terketmemizi bekliyor!..



Aslında hepimiz biliyoruz ki;
Hepimiz için “UYAN BORUSU” çalıyor!..
Değil mi, değil mi?..
Değiil miiii?..

-------------------------------------------------------


Allahaısmarladık!
Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git...
Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın
Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

Yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı
Andırıyor ışıksız evinde pencereler.
Biraz yeşermek için beklesin artık kışı
Çağlayansız yamaçlar, suyu dinmiş dereler...

Bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna,
Buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz:
Benim kadar titremez hiçbir yiğit oğluna,
Hiçbir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.

Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
Alnından öz kardeşin öpse ben irkilirim.
Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
Kimlerin rüyâsına girdiğini bilirim.

Gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü
Daha candan görürüm senden uzaklaşınca.
Sararırsın dönüşte görünce öksüzünü:
Bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca.

Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.
Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın
Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!
Faruz Nafiz Çamlıbel

Ş’den
Ömür: Yarısı boşa harcanmakla tüketilir.
Kalan yarısı da, boşa harcandığına yakınmakla!



Ölçüleri yanlış olanların
Bütün ölçümleri yanlıştır...



Karanlığımıza sebep aydınlardır.

Yepyeni bir gün
Yepyeni
bir gün
Bugün de yeni ufuklar doğacak
Belki de yeni sorunlar çıkacak
Memleketimin yamaçlarından
gelen ışıklar
Beni daima ama daima aydınlatacak
Fakat şunu biliyorum ki;
Bugün sıradan bir gün olmayacak
Adımı gökyüzüne yazacağım
Altından bir bulutum olacak
Selim Baktır-Kayseri

Yeni
Tohum çatlar da bilmem, kafa nasıl çatlamaz?..
Yeni odur ki, solmaz, pörsümez, bayatlamaz.
N.F.K.



Stop
Muammer Erkul
15 Aralık 1999 Çarşamba


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile