Yeniden... “Şimdi” başlamak [16 Aralık 1999 Perşembe]



Yeniden... “Şimdi” başlamak


Kaç yaşınızdasınız, bilmiyorum...
Beş buçuk yıldır her gün görüşüp konuştuğunuz bir arkadaşınız var mı, onu da bilmiyorum. Ama “kendisine hiç kızmadığınız, hiç kırılmadığınız” bir arkadaşınız...
Yalnız, şunu unutmamanızı tavsiye ederim ki size; insanız ve “insanlarla” arkadaşlık etmek durumundayız! Öyle değil mi?..



Yani insansak ve de insanların “hata yapabilen” varlıklar olduğunu kabul ediyorsak;
Bizim hatasız olmadığımızı bildiğimiz gibi, karşımızdakinin de hatalarının olabileceğini peşinen kabul etmemiz
lazım...
Buraya kadar aynı fikirde miyiz?..



Güzel... Aslında şunu demeye çalışıyorum ki; bazılarınızla beş gün, bazılarınızla beş hafta, bazılarınızla beş ay... Bazılarınızla da beş mevsim, hatta beş yıldır arkadaş kalmaya çalışıyoruz bu köşede.
Beşbuçuk yıl uzun zaman.
Stop; umutsuzluğa, sevgisizliğe ve inançsızlığa bir “stop levhası” olarak kalktığı ilk gün doğan bebekler, seneye okullu olacak...
Köşemizi, elinde taze ortaokul diplomasıyla okumaya başlamış olanlar, birkaç aya kadar askerden dönecek...



Beşbuçuk yıl uzun zaman. Şu an isminin önünde “Dr.” yazan bazı arkadaşlar; “Ben Stop Köşesi ile tanıştığımda bir lise talebesiydim” diyor.



Biliyorum, siz de bilin ki; beşbuçuk yıl oldukça uzun bir zaman...
Bazılarımızın ömrünün yarısı, bazılarımızın ömrünün üçte biri, dörtte biri, onda biri, hatta ondörtte biri. (Bunları benimle irtibat kuranlardan öğreniyorum.)
Yani, yaşadığımız hayatın mühim bir dilimi demek oluyor beşbuçuk yıl...



Lakin, demin de söylediğim gibi, bilmemiz gereken; “insan olduğumuz ve karşımızdakinin de insan olduğu”dur...
Ve karşımızdakine kırılarak-kızarak ve hele hele küserek bir sonuç elde
edemeyeceğimizdir.



İşte, ben de bunca zamandır yazı yazmış ve bu köşede sizlerle beraber olmuşum.
“Çok, laf eden çok yanılır” derler... Çok da yanılmışımdır!
Ama bilin ki; hiçbirinde bir kasıt yoktur...
Ve bilin ki; ben de aynen sizler gibi büyüyor ve öğreniyorum.
Bilin ki; ben de sizler gibi, “beşbuçuk yıl önceki ben” değilim...



Bütün bunlardan bir sonuç çıkarmak gerekirse, belki de şunu düşünebiliriz:
Evet, bunca sene elbette boşa geçmedi. Ama (eğer olduysa) kırgınlıklara da bir sünger çekmenin zamanı geldi...
Her an, yeniden başlamak için iyi bir zamandır.
Hadi yeniden başlayalım bugün;
Bütün dostluklara...
Ve Stop Köşesi’ne!



Sizi elbette çok seviyorum.

--------------------------------------------------------

Yarım asırlık sır
Irak’ın eski Dışişleri Bakanı Naci Şevket yayınlamış olduğu hatıralarında çok enteresan bir hatırasını anlatıyor. Diyor ki:
“1945 yılında Irak Başbakanı Nuri Sâid Paşa beni çağırdı ve Türkiye’ye yapacağı resmî ziyarette yanında olmamı istedi.
Türkiye’ye geldik. Başbakan Şükrü Saraçoğlu da benim gibi ziyaretin sebebini bilmiyordu, öğrendik:
“...Prens Abdulillah ile karar aldık. Biz Musul’u (Türkler’in yaşadığı ve M. Kemal’in de millî sınırlar içinde gösterdiği şehir) Türkiye’ye iade edelim, Türkiye de Suriye ile olabilecek problemlere karışmasın..”
Saraçoğlu bu beklemediği teklife çok sevindi ve derhal Cumhurbaşkanı İsmet Paşa’ya ileteceğini söyleyip gitti. Ama döndüğünde o da bizler de şaşkındık. Dedi ki: “Bu teklif şiddetle reddediliyor, hatta gerçekleşmemesi için de elimizden gelen yapılacak!..”
Ve Musul-Kerkük pürüzü aynen Adalar gibi bugüne kadar uzayan ve başımızı ağrıtan bir problem olarak kaldı...
(9.11.1997-Türkiye Gazetesi)

Şiir
Nasıl
Kendimi unuttum,
Çoktandır.
Seni unutamıyorum,
Gördüğüm günden beri
Unutmak kolay demiştin,
Unutursun, demiştin.
Peki nasıl unutacağım seni?
Onu söylemeyi unuttun...
Kanber Taşlı

Ş’den...
Eğilenler oldukça, dik duranlar olacaktır!
Çocukları eğitmek
Onları kendimize benzetmek demek değil
Olmaları gerektiği gibi yetiştirmektir.
Sonuçlar birikimlerin çocuğudur...
Boş bardağı hiçbir damla taşıramaz!

Bir tebessüm hikâyesi
Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı, hemen bir not yazdı ve yolladı. Arkadaşı bu mektuptan o kadar keyiflendi ki her öğle yemek yediği lokantadaki garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı. Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir bir adamın şapkasına bıraktı. Adam öyle ama öyle minettar oldu ki... 2 gündür boğazından aşşağı bir lokma geçmemişti. Karnını ilk defa doyurduktan sonra, bir apartmanın bodrum katındaki tek odasının yolunu tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce kucağına alıverdi.
Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada koşturdu durdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı, bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek havlamaya başladı. Önce fakir adam uyandı, sonra onun feryatlarıyla bütün apartman halkı... Anneler babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtuldular... Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir TEBESSÜMün sonucuydu... (Bunu bir yerde buldum, çok hoşuma gitti seninle paylaşmak istedim.)

Aziz eşya
Sırma renginde pislik, dünyanın süsü püsü;
Bende tek aziz eşya annemin baş örtüsü...
N.F.K

Duyguları paylaşmanın mutluluğu
Sen haklıydın. İnsanları kızdırmazsan, yani kamçılamazsan yapacakları hiçbir şey yok. Hep çekingen ve pasif kalıyorlar. Bu yazıyı yazma kararı vermek için de çok zorlandım ama dediğim gibi o yazın yazmamı sağladı. Sana uzun zamandır yazmak istiyordum. Bugüne nasipmiş. Aslında ne yazacağımı da bilmiyorum ama seninle bir şeyleri paylaşmak istedim. Belki sevinçlerimi belki de hüzünlerimi. Bilemiyorum ama en güzeli de o anları paylaşabileceğin insanların olması...
Anladım ki hâlâ yanımda beni dinleyecek, benimle yaşadıklarımı paylaşacak insanlar mevcut. Bu da beni mutlu etti. Artık hayata daha farklı bakıyorum. Bunları öğrenmek için sanırım insanların acı çekmesi gerekiyor! Öğrendiğim en güzel şey ne biliyor musun Muammer Abi, insanlar acı çekerek güzellikleri görüyor ve onları kaybetmemek için elinden geleni yapıyor. Yani kıymetini biliyor ve o güzellikler için savaşıyor. Sanırım en güzeli de bu. Elindeki güzellikleri kaybetmemek için savaşmak...
Yazılarını okudukça savaşma isteğim bir kat daha artıyor. İnsanları bu savaşlarında hem yalnız bırakmıyorsun hem de çok güzel motive ediyorsun. Umarım ömrünün sonuna kadar yazmaya devam edersin ve biz de senin yazılarını okuyarak bu savaşlardan hep galip geliriz.
Her zaman sevgiyle kalman dileğiyle
Başarılar ve mutluluklar
Şerife

16 ARALIK 1999 PERŞEMBE
8 Ramazan 1420
*Rûmî: 1415-Kasım: 39
*12. ay, 31 gün, 50. hafta. Yılın 350. günü-Kalan gün: 15 Kazakistan’ın bağımsızlığı. (1991)
*Musul’un Birleşmiş Milletler tarafından Irak’a verilmesi. (1925)
*ABD ve İngiltere’nin Irak’ı bombalaması. (1998)

Sevgili Peygamberimizden...
Oruçlunun uykusu ibâdet, nefesi tesbihtir. Duâsı kabul olur. Ameline kat kat sevap verilir. Her şeyin bir kapısı vardır, ibadetin kapısı da oruçtur.




Stop
Muammer Erkul
16 Aralık 1999 Perşembe


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile