Hoparlörü sevenlere (!) [30 Aralık 1999 Perşembe]



Hoparlörü sevenlere (!)


(Şimdiye kadar cami görevlilerini bilerek hiç kızdırmamıştım; Hadi, bismillah!..)


Bu konuda ne desem, karşılığında mutlaka başka lâkırdılar edilecek...
Öyleyse susmalı mıyım?
Yok, bu defa; “konuşan konuşsun” diyeceğim.



Huşû; sevgiyle karışık bir korku hali, demek. İbadetin huşû içinde yapılanı ise, övülen... Ve insanın sanki başka âlemlere vakumlandığı bir ruh hâlinde olanı...
Dünyadan uzaklaşmak, uzaklaşmak...
Ve dünyadan uzaklaştıkça başka “diyar”lara yaklaşmak.
İşte bu yakınlaşmanın hazzıyla namaz sûrelerini, daha bir başka; solurcasına, içercesine... Duyarcasına ve doyarcasına okumak.
Ve hatta biri baksa; kalbinin ritmini, saçının telinden parmağının ucuna kadar her zerrende çıplak gözle bile görürcesine...
“JAİİİ!... iiiiyjjj!.. ciiiii!..”
İmam, efendinin yaka mikrofonu bozuldu!.. Namazdasın ve “şeytan” diyor ki şimdi...
Şeytanı duymamalısın şu an. Devam, devam, devam...
İmam efendi de “dağılmış” olmalı. Acaba ne düşünüyor?.. Mikrofona yaklaştırmaya mı, uzaklaştırmaya mı uğraşıyor ağzını?..
Zor durum!
Ardında yüz kişi saf tutmuş olan bu adam, acaba müezzinin (hızlı bir el hareketiyle) devreyi kapatmasını mı umuyor?..
“CİİYUJJJİİİ!..”
Şeytan... Şeytan diyor ki...
Aman Allah’ım; şeytan inşaallah “sadece bana” diyordur şu dediklerini!..



Her camide “eksikler için” para toplanır sık sık...
Her caminin ise mikrofon, hoparlör, kolon, kablo, anfi vs. noksanları ise tamam edilmiştir maşaallah...
Yahu bilen var mı, veya İlmihal kitaplarında ne yazdığını okuyan var mı bu konuda?..
Acaba muteber kitaplar; imam efendilerle müezzinlerin cemaati “dellendirmeden” ve namazın huşûunu bozmadan teknolojiye karşı “debelenmelerini” nasıl izah ediyor?..



Bazı cami görevlileri kurs bile almak durumunda kalıyormuş “ses düzenekleri” konusunda...
Bazı ebeveynler ise; bir illüzyonist çabukluğuyla problemi çözemeyip cemaate rezil olan müezzinlere kızlarını vermeye pek yanaşmıyormuş!..
Kilosundan şikayeti olan bir görevli de işin kolayını bulmuş; her sabah (güneş doğduktan sonra) bir defa minareye çıkıp iniyormuş!..
Sonuna kadar açılmış cihazlardan geçip, minaredeki hoparlörden, uyuyan mahallenin üzerine, bir de hemen yolun karşısında yükselen apartmanlara hücum eden sesler yüzünden kaç kişinin mahkemelik olduğunu da duymayan kalmadı zaten...
İkindi namazını kılacak adamcağız. Şadırvanda abdestini alıyor, camiye giriyor... Kanunî zamanında yapılmış, bir köşesinde mırıltıyla konuşsan öbür köşedekilerin seni duyacağı kadar da akustiği hassas, üstelik küçük bir cami bu..
İmam efendi mihrabın yakınına oturmuş mukabele okuyor. Sekiz-on kişi de rahlelerinin başında onu takip ediyor.
Buraya kadar gayet güzel;
Hocanın yakasında “mikrofon” olmasa!..
Cami çarşının göbeğinde. Kapı, arı kovanı gibi... Herkes vakti eda etmeye koşuyor, ama mukabele okunduğunu gören, (mecburen) dış kısma geri dönüyor...
Ya burası nasıl?..
Namazını kılmaya çalışanlara dört ayrı kolondan “mukabele yayını” dinlettirilirken nasıl olabilirse öyle!..



“Abdestimi almış, camiye girmiş, takkemi giymiş... Hatta niyyet etmişken tekbir getiremeden çıktım ve kendime, en azından namaz kılabileceğim kadar sessiz başka bir cami buldum” diye yemin ediyor cemaatten insanlar.
Ayıp yahu... Günah yahu...
Nedir bu “görmemiş” rezilliği?..
Böyle bir bid’at için sarfettiğimiz emeği farzlara vermiş olsak hepimiz bir hayli mesafe kat etmiş olmaz mıyız?..



Yarın, önce onlar yakanıza sarılmadan, çıkarın şu mikrofonları (ibadet ederken) yakalarınızdan...
Hepiniz biliyorsunuz ki; cemaat, imamın sesini duymasa da olur, ama “hoparlöre uyan” kişinin namazı sahih olmaz!..
Hepiniz biliyorsunuz bunu... Değil mi?

--------------------------------------------------------

Derleme sözler
*Demet demet açılan gülün kokusu başkaları içindir.
Ahmet Günbay Yıldız

*Eğer bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa, orada güneş batıyor demektir.
Çin Atasözü

*Eceli gelen fare kedinin kuyruğunu kaşır.
Atasözü

*Ölümden ne korkarsın Korkma ebedi varsın
Yunus Emre

*Gül ve dünya seninle birlikte gülecek, ağla ve yalnız ağlayacaksın; çünkü eski üzgün dünya neşeni ödünç alacak, kendi sorunları var olarak.
Ella Wheler Wilcox

*Kötülerle düşüp kalkar yarenlik edersen, iyiler seni kötü sanır.
Abdülkadir Geylani

*Bir yıl sonrayı düşünüyorsan tohum ek. Ağaç dik on yıl sonrasıysa tasarladığın. Ama düşünüyorsan 100 yıl ötesini, halkı eğit o zaman...
Çin Atasözü

*İnsan rüyasında hiçbir zaman seksen yaşında olmuyor.
Anne Sexton

*Doğ ki ölesin ve öl ki bir daha ölmemek üzere doğasın.
N.F.K.

*Kökünü beğenmeyen dal ve dalını benimsemeyen meyve, olmadan çürür.
N.F.K.

*Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır.
Çin Atasözü

*Hakikatı güneşe benzetirler, doğrudur! Çünkü gözlerimizi bozar korkusu ile çoğuna bakamayız.
Cenab-Şahabeddin

*Yaptığınız işi zamanında ve en iyisi olarak yapın. O zaman dağ başında bile olsanız insanlar sizi arar bulurlar.
F. Moore
Gön: Zeynep A. Çakır

Şiir

Sultanahmet’te öğle
Bir mavi ışıkta uyumuş çiniler
Avlularda selvi ve şadırvan sesi
Parıltılar vurmuş kemerlere yer yer
Serin çeşmelerde hülya neşesi
Çiçekler ışığa serilmiş huzurdan
Revaklar aydınlık, gölgeler billûrdan
Rüya serinliği, selviler nurdan
Ve ta uzaklardan bir ezan sesi
Bir güzel rüyanın ışığında her yer
Akıyor sularla salkımlar, sümbüller
Çiçekler, ışıklar, çiniler, mermer
Selvilerin ruha uzanan gölgesi
Öğle sessizliği, kubbeler çın çın
Açmış çiçeğini seccadeler yerde
Çamlardan dökülen ışıklar hırçın
Bir sessiz çağıltı çinilerde
Anlaşılmaz kime söylüyor sevincini
Bu tılsımlı ses gizlendiği yerden
Kimseler yok, kim çıkıyor mimberden?
Çiniler Allah’a mı açıyor içini?
Selâhattin Batu (1905-1973)

CEVAPLAR
Aksaray’dan F.M.’ye: Elbette “köşemiz” diyebilirsin, zaten söylemen gereken de bu. Diğer konuda haklısın, ama onu o şekilde tekrar gündeme getirmek abes olur, değil mi?.. Ayrıca her kesimden okuyanımız var malum ve onların, önce sizin de bulunduğunuz bir topluluğa dahil olması lazım... Dua et, Allah bizi affetsin.
Kayseri’den Yağmur Erkul, 12 yaşındaymış ve bir “buluş”u varmış. Diyor ki; herkes artisttir. Hem de filmi çekilirken film hataları olmayan, kendi çekip, kendi seyrettiği filmde oynar herkes... Bu film ise rüyalarımızdır.” Nasıl, Yağmur’un “buluş”unu beğendiniz mi?..
Ceyda Arısoy’a: Cevap veren numaraları olanlar “kırk yıl” hatırına “kahve olmaya” çalışmaz...
Finike’den Abdurrahman Fırtına’ya: Yazdıklarınız ilginçti... Teşekkür ederim. Ama bazı bilgileri verebilmem için “kaynak” göstermem lazım.
Üsküdar’dan Ş.Y.’e: Zamanın değerini kavrayamadığımız doğru. Ayrıca, “çoban olmuşsun kurda uymuşsun, sultan olmuşsun şeytana uymuşsun” sözü de düşünmeğe değer.
Bağcılar’dan Kübra Türk’e: Tam üç yıldır, aralarında küçük kalpçikler olduğu için “aşk üzerine basit konular” olduğunu zannettiğin ve bir ay önce farkına vardığın zaman sevindiğin kadar ben de sevindim Kübra... Hoşgeldin. Bir kişi olduğum zamanları unutmadığım için, “bir kişi”nin kıymetini öyle iyi anlıyorum ki; yüreğimize hoşgeldin...
Ankara’dan Zeynep Akbulut’a: Bana gönderdiğin o şiiri bu günlerde bir kere “kendin için” okur musun lütfen?..
Nuray Şimşek’e: Yazdığın çok özel, başka şekilde yaz... Ki yayınlamam uygun olsun.
Tuncay Akdeniz’e: Şiirin hoşuma gitti, ama yayınlamayacağım. Birkaç şiirini daha gönderebilirsin bana...

Başım
Zonklayan başım benim, kan pıhtısı, cerahat;
Ona yastıkta değil, secde yerinde rahat...
N.F.K.

Stoplayanlar
M. Şahin Yıldız-Kilis, Hüseyin Hilmi Levent-Tarsus, Gülsüm Kağıt-Fatih, Rabia ve Fatma-İst., Dilek Koç-Maltepe, Sabriye Özbey-Yüreğir, Azime Kaya-Afyon, Şule Koyuncu-Trabzon, Abdurrahman Fırtına-Finike, Ceyda Arısoy-Bandırma

30 ARALIK 1999 PERŞEMBE
22 Ramazan 1420
*Rûmî: 1415-Kasım: 53
*12. ay, 31 gün, 52. hafta. Yılın 364. günü-Kalan gün: 1
*Gülhane Askerî Tıp Akedemisi’nin açılışı (1903) *
*Yavuz Sultan Selim Hân’ın Kudüs’ü fethi (1517)



Stop
Muammer Erkul
30 Aralık 1999 Perşembe


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile