Derviş kaşıkları [26 Ocak 2000 Çarşamba]

 

  

Derviş kaşıkları 
 

Bayıldığım bir hikaye vardır benim.
Sevgiyive paylaşmayı mükemmel bir ifadeyle anlatır.
“Diğerlerine yardım edip, onlara kazandırırsan kazanabileceğin” gerçeğinin ve  güzelliğinin işlendiği büyük bir iş seminerinde, iki grup seminerinde ve bir de  kasette dinlemiştim aynı güzelliği. Her defasında da kalbim heyecanla çarpmıştı.
Aynı hikayeyi, sanki bugüne kadar neden yayınlamamış olduğumu yüzüme vurur  gibi, Manisa-Alaşehir’li kardeşimiz Barbaros Altıoğlu tarafından gönderilince  hem üzüldüm, hem de aklıma getirdiği için çok sevindim.
Hepimiz adına sevgili Barbaros’a teşekkür ediyor, ve bu güzel örneği  yayınlıyorum:



Bir gün sormuşlar erenlerden birine;
“Sevginin sözünü edenlerle, sevgiyi yaşayanlar arasında fark var, dediniz. Bu fark  nedir?”
“Bekleyin, demiş. Göstereyim.”
Önce, sevgiyi dilinden gönlüne indirememiş olanları davet etmiş yemeğe. Herkes  yerine oturduğunda mis gibi kokan sıcak çorbalar gelmiş.
Ardından da “derviş kaşıkları” denilen birer metre boyundaki kaşıklar...

Ev sahibi, bu uzun saplı kaşıkları dağıtırken de;
“Sadece, diye şart koşmuş... Bu kaşıkların uçlarından tutmanıza izin var!..”
Kabul eden almış kaşığı ve çorbayı içmeye davranmış...
Fakat o ne?
Kaşıkların sapı çok uzun geldiğinden her teşebbüs boşa gidiyor, bir türlü  ağızlarına ulaştıramıyor ve sıcak çorbaları üstlerine başlarına döküp  saçıyorlarmış.

Sonunda bakmışlar ki olmuyor, beceremiyorlar; aç açına kalkıp gitmişler  sofradan.
“Erenleer, yarenler, demiş koca çınar...
Çağırın şimdi de soframıza şunlarıı ve şunları...”
Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ışığı dolu, mütebessim insanlar gelip oturmuşlar  sofraya.
Ev sahibinin;
“Hadi buyurun, afiyet olsun” deyişini bekledikten sonra;
“Bismillah...” Diyerek, her biri uçlarından tuttukları uzun kaşıkları kendi  önlerindeki çorbaya daldırıp, içmesi için karşısındaki kardeşinin ağzına  uzatmış...
Böylece her biri bir diğerini doyurduğu için, biraz sonra şükrederek kalkmışlar  sofradan.

 -

Tebessüm ederek;
“İşte, gördünüz, demiş, gönül ehli bilge kişi.
Kim ki şu hayat sofrasında yalnızca kendini görür ve yalnız kendini doyurmayı  düşünürse, o aç kalacaktır...
Ve kim kardeşini de görür, düşünür ve doyurursa, o dahi bir diğer kardeşi  tarafından doyurulacaktır...
Şu hayat bir ibretlik pazardır, canlar...
Alan değil, daima, verenler kazançtadır!..”

-------------------------------------------------------

 

Kum şiirinden...
Ümit Yaşar

Sen kum nedir bilmezsin
Deniz görmedin ki.
Yum gözlerini zamanı düşün,
Deniz bir gözünde
Kum bir gözündedir.
Sen taş nedir bilmezsin
Dağa çıkmadın ki.
Yürü ufuklara doğru,
Dağ bir ayağında
Taş bir ayağındadır.
Sen kül nedir bilmezsin
Ateş yakmadın ki.
Uzat ellerini gökyüzüne,
Ateş bir elinde
Kül bir elindedir.
Sen kan nedir bilmezsin
Ölmedin, öldürmedin ki.
Yat toprağa boylu boyunca,
Ölüm bir yanında
Kan bir yanındadır.
Sen aşk nedir bilmezsin
Beni sevmedin ki.
Ağla, ağlayabildiğin kadar,
Bütün güzellikler sende
Aşk, bendedir.
Gön: Şeyda
 

Dua

Ya Rab! Şu günahkâr asi kulunu,
Gazabından rahmetine sen ilet.
Mul’unun attığı diken dalını,
Hikmetinle Kadrin ile sen gül et.
İlahi! Sen işit benim âhımı,
Hilmin ile kapat şu günahımı.
Kıyamet gününde yüz siyahımı
Muhammed’in nuru ile sen ak et.
Kulların muhtaçtır sana her zaman,
Bizi boş çevirme ya Rabbi aman!
Gönülde kalmışsa bir damla imân,
Rahmetinle coşup taşan bir sel et.
Gönderen: Aynur Alptekin

 

POSTA KUTUSU
Belki dündü bugün... Belki yarın
Artık benim de mutlu olabilmem için çok önemli bir sebep var:
Çünkü benim; 1. sınıftayken Muammer abisini “transit” geçen... 2. sınıfta ise  sadece Çekirge Çetin’i okuyan... 3. sınıfta ise bu adam ne yazıyormuş diye merak  edip, nefsini 4. sınıfta kemale erdirerek; artık, bu adam haftaya ne yazacak? Hafta  dedikleri keşke bir kaç gün olan bir zaman birimi olsa, diye içini yiyen, kafasını  duvarlara vurası gelen, bu adam niye yazmadı diye Fener’li olası gelen (!)...
Vuslat zamanıysa kuşlar gibi özgür olduğunu hisseden... O yazıları kimse  okumasa diye çıldıran... Sevdiği yazarı kimseyle paylaşamayan...

Farkedilmese de ben de ağlarım bazen.
Yalnızlık beni de sıkar ara sıra...
Deniz kenarlarında tefekkür etmek benim de hoşuma gider.
Defter hatırlanınca... Dolayısıyla hatırlanan bazı sayfalar üzer beni de!
Velhasıl; Anlayana, bir laf yetişir.

Uğur Erdoğan

 

Çok hoşuma gitti;
Mevlâna Hazretleri, Sevgili Peygamberimizin sallallahüaleyhivesellem üstün  vasıflarıyla alakalı olarak diyorlar ki:
“Nebiler Sultanı’nın sallallahüaleyhivesellem vasıflarının şerhini (açıklamasını)  eğer ben devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine  bitmez...”
(Mustafa Necati Bursalı-Köprü Dergisi-40.sayı)

.....

“Hayat dostluklarla güçlenir. Sevmek ve sevilmek, var olmanın en büyük  mutluluğudur.”
Sydney Smith

 

 Stop
Muammer Erkul
26 Ocak 2000 Çarşamba
 


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile