Ve gönlüm kışa döner [2 Şubat 2000 Çarşamba]



Ve gönlüm kışa döner


Bulutlar neden bu renk ve rüzgâr neden taa tepeden dökülüyor başıma?
Neden “neden”lerin içinde de ayrı nedenler pusuya yatmış?
Neden çığlık çığlığa geçiyor üstümden kuşlar; yangın yerinden geçer gibi...
Ve neden kaçırıyorlar seni uzaklara?..

Ben, bütün mektuplarımda “kendimi” gönderiyorum parça parça;
Her zerrem koklasın diye seni...
Ben, her satırı senin için yazıyorum;
Senden öğrendim diye her harfi!..



Kesilirken bütün ağaçlar kesiliyor ağaçlarım.
Bütün dallar kırılırken dallarım kırılıyor...
Bütün ocaklar yanarken kor sıçrıyor yüreğime...
Ve gönlüm;
Kışa dönüyor.



Mevsimler ifadesiz, mevsimler renksiz ve mevsimler tıpkısının aynısı!..
Mevsimler aynı tavuğun bir folluğa bıraktığı dört yumurta gibi;
Hangisini kırsan yapış yapış ve kasvet sarısı!..



Gülüşlerin açtığı,
Ve çiçeklerin güldüğü bir mevsim vardı, değil mi?
Ve “güneş” dedikleri bir şey!..
Hani bütün dalların üzerinde yemyeşil yapraklar olurdu da serçeler saklambaç oynardı aralarında...
Hani kelebekler; rüzgâra kapılmış ebrûlar gibi savrulurdu havada.
Hani, nerde bu “hani”ler, ve neden şimdi ben garkolmadayım renksizliklere?



Neden nokta nokta damlıyor tenime hazan yaprakları?..
Neden soluk soluğa ve çığlık çığlığa kuşlar, yangın yerinden kaçar gibi; seni kaçırıyorlar uzaklara?
Ve neden her mektubumda bir parçam eksiliyor?



Kesilirken bütün ağaçlar, kesiliyor ağaçlarım.
Bütün dallar kırılırken dallarım kırılıyor.
Ocaklar yanarken kor düşüyoryüreğime...
Ve gönlüm;Kışa dönüyor.

----------------------------------------------------------------------

Her birini tek tek izah etmek mümkün değil. Ama bu köşede yayınlanan her mektubun bir sebebi de vardır mutlaka.
Ya çok ilginç bir konuya değinmiştir, ya bizim söylemediğimiz veya ifade edemediğimizi söylüyordur. Veya, bize yazdırtmış olduğu cevabın herkes tarafından bilinmesi gerekiyordur.
Prensipte bizim yaptığımız da; sadece insan ve yaratılmış olmaklığından dolayı bile “okuyucunum” diyeni ciddiye almaktır.
Alıp onu, kalbimizin en sıcak köşesine koymaktır; yani sizlerin yanına. Orda, onun da “sizin sıcaklığınızla” ısınmasını sağlamaktır!

Kimden: Se... Ba...
Kime: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Tarih: 20 Ocak 2000 Perşembe 15:39
Konu:
Niçin stop derler başlıklarda, İngilizce bildiklerini belli etmek için mi?

Ve en önemlisi; neden insanlık yararına yazı yazmak yerine, insanlarla olan sohbetlerini gazete sütunlarında insan bozduklarını zannederekten insanların kafasını karıştırırlar?.. (Birileri üstüne alınabilir mi sizce?)
Have a nice day!..

.....

Cevap: Sevgili arkadaşım,
“Arkadaşım” diyorum, çünkü STOP’dan tanıştığımız belli... Burada (belki de doğrusunu yazmış olduğun) adını açıklamamamın sebebi ise; seni mahcup etmemek ve kullanmış olduğun bu yolu da cazibedar kılmamak için.
Stop Köşesi altı yaşına yaklaştı... Eskiden beri okuyor musun bilmiyorum... “Bin kişi dağları devirir” isimli yazıyı okumuş muydun, misal... Orada bir konu anlatılıyordu ve örnek olarak da aynen şu sözler vardı:
“Bu köşenin ismini değiştir” diyen bin mektup gelse, yarın bu köşenin adı değişir... Bin kişi, “Muammer yazmasın” diyen mektuplarını yığsa genel yayın müdürümüzün masasına, yarın Muammer bu köşede yazamaz...
Burada anlatılan; bizlerin ne kadar güçlü olduğu, ama hemen her konuda müşterek hareket de edemiyor olduğumuzun eleştirisiydi aslında.
Merak ederseniz (ki onu da üç defa yazmıştım); köşemizin ismini ben koymadım. İşin başında, yani beşbuçuk yıl önce öyle uygun görülmüştü gazetemizin sahibi tarafından, ve bu isim sonraları hepimiz tarafından vazgeçilmez oldu...
İngilizcem de maalesef yok, keşke olabilseydi şimdiye kadar.
Ama en önemlisi; “İnsanlık yararına yazı yazmak yerine...” diyen cümleniz. Bu mektubu size yazmamın sebebi işte budur ve bu konu benim için çok da önemlidir...
Değerli dostum; bu cümlenin ikinci manası şudur ki; “...Yazdığın konuların daha iyilerini ben biliyorum, benden öğren...”
Bütün samimiyetimle soruyorum işte...

NEDİR ONLAR?

Aradığımız da, sizin aradığınız da ve benim de aradığım bu değil mi?
Madem ki yolumuz her sabah bu köşede buluşmakta, öyleyse el birliğine ihtiyacımız var. Ben buna hazırım, bekliyorum.
Ve bana yazmış olduğun bu mektupla, istesen de istemesen de maddi ve manevi bir sorumluluk da yüklenmiş oldun... Gerçek bu.
Yıllarca, belki sizin anlatacaklarınızı öğrenmek için belki de sizin yazmanızı bekledim. Anlatabiliyor muyum? İnancım şudur ki; akıl akıldan üstündür. Ve biz kafa kafaya verebilirsek, (ikimiz de bir diğerimizin arkasında kaldığı için) onun göremiyor olduklarını biribirimize gösterebiliriz... Mantıklı mı?
Belli ki, iyi niyetlisin... Öyle değil mi?
Belli ki, benim görememiş olduğum, arkamda kalan bazı şeyleri görmüşsün... Ve belli ki; yardıma hazırsın... Yanılmıyorum, değil mi?
Şimdi ben de senden yardım bekliyorum.
Lütfen yardımlarını esirgeme.
Saygıyla ve sevgiyle.
Her zaman dostluğunuza ve omuzunuza ihtiyacı olan; Muammer.
(Açıklama: Bu mektubumun cevabı maalesef şu ana kadar elime ulaşmadı.)



Kimden: Arif Kesikbaş
Kime: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
Tarih: 19 Ocak 2000 Çarşamba 22:17
Konu: Sorun var?
İyi günler. 19.01.2000 tarihli köşe yazınızda “Stoplayanlar” bölümünde ismimi gördüm ve şaşırdım. Ben gazetenin abonesi olan bir vatandaş olarak size soruyorum bu ne demektir? Çok merak ettim, anlamı nedir? Benim anlama kaabiliyetime göre duraklamak, olaylara göre de hakkımda beni tanıyanlar bu konuda ne düşünürler bilemiyorum.
Sizden bunun ne anlama geldiğini ve nasıl olup da ismimin oraya çıktığını merak ediyor, merakla açıklamanızı bekliyorum.
Arif Kesikbaş

......

Cevap: Sabahınız ve günleriniz hayrolsun.
Mailinizi şu anda okudum, yani sabahın 04:45’inde, geciktirmeden cevap yazıyorum.
Stoplayanlar adı “STOP” Köşesi’nden geliyor. Bir şekilde bize ulaşmış olan (yeni ismiyle) “ileti”lerin sahiplerinin isimleridir. Bunlar da genellikle zarfların, faksların ve maillerin üzerinde bulunan isimlerdir...
Okuyucunun bize gönderdiği şiir-yazı-mektup-mesajın bizim elimize ulaştığını, yolda kaybolmayıp, ziyan olmadığını gösterir. Ayrıca dostlar biribirlerinin isimlerini okumuş ve tanışmış olurlar.
Bugüne kadar hiç kimsenin başına burda ismi yayınlandığından dolayı kötü bir şeyler gelmedi. Bilakis pek çok gönül ehli bilirim ki burda çıkan isimlere ve bütün okuyucularımıza bol bol ve günde beş vakit dua ederler.
Endişeye mahal yok, sevinmelisiniz. Çünkü bu bahsettiğim mektup vs.lerin üzerindeki isimlerin de ancak beşte-onda birini yayınlayabiliyorum. Yine de kalbiniz rahat olmadıysa, gönderdiğiniz mektup veya mesajlarınızın yanına lütfen “ismimi yayınlamayın” diye yazın ki, sizin isminiz geçilsin..
Kalbinizi kırmışsak hakkınızı helal edin. Çünkü ölüm var! Sizler, bizim hepimizin dualarımızdasınız.

Sevgiyle...

Muammer Erkul

(Açıklama: Anlaşıldığı gibi bir karışıklık ve ardından da yanlış anlaşılma olmuş. Arif Bey elbette ismini “stoplarken” görünce şaşırmakta haklı. Çünkü onun adresi ona haber verilmeden kullanılmış... Herşey tatlıya bağlanmış hemen ardından ve kendileri de dua alanlar kervanına katılmışlar; dua edenlere dahil oldukları için!.. Hepinize müjdeler olsun.)



Kimden: Osman Koç
Tarih: 20 Ocak Perşembe 19:31
Konu: Sitem
Yazılarını büyük bir keyifle okuyorum, fakat bir aksilik var. Okuduğum yazılarını anlamak için üç kere okumam gerekiyor, o ince mesajlarını anlamak için. Bu arada sana kim kıl oluyormuş yaw, yoksa ucu birilerine mi dokunmuş?
Hoşçakal.

Cevap: Üzerine “her gün giymek için” aldığın son ceketi alırken kaç defa giydin? Ben söyleyeyim; en az iki-üç defa. Ama sonra senin “malın” oldu, üzerine oturdu, sana yakıştı üstelik, seni ısıttı, ciddi, yakışıklı ve sevimliyi gösterdi... Öyle mi?
Peki değdi mi o ceketi alırken üzerine üç defa giymiş olmana?..
Ben de seni seviyorum!..
Ve üstelik ben de en az üç defa okuyorum senin en az üç defa okuduğun yazıları. Yani ikimizin de anlayışımız kıt falan değil. Aksine, her okuyuşta bir alttaki, bir derindeki daha örtülü, daha öz ve daha özel, üstelik daha güzel mesajları almaya çalışıyoruz. Bir arının, çiçeğin içine girip çiçek tozlarını toplaması gibi...Değiyor ama, değil mi?

Sevgiyle.
Not: Devam ediyorsan, yol alıyorsun demektir...Devaammmm!..

“Saygı, zamanla kazanılmalıdır. Kısa yol yoktur.”
John C. Maxwell

Stop
Muammer Erkul
2 Şubat 2000 Çarşamba


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile