Mavi kurdele [05 Şubat 2000 Cumartesi]



Mavi kurdele


New York’ta yaşayan bir öğretmen, lise son sınıftaki öğrencilerini “diğer insanlardan farklı olan özelliklerini” vurgulayarak onurlandırmaya karar vermişti...
California Del Mar’dan Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı. İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar farklı ve özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde altın harflerle “siz çok önemlisiniz” yazılı birer mavi kurdele verdi.



Daha sonra, kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla, sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi.
Her bir öğrencisine üçer tane daha kurdele verip, onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi.
Öğrenciler daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi.



Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan, yakınlardaki bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından iki tane daha kurdele vermiş ve;
“Sınıfça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlar da bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler.
Daha sonra lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin.” Diye rica etti.



O gün üst düzey yönetici, suratsız biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Patronun odasına girdi ve onun “iş dünyasında bir deha olduğundan” ötürü onu takdir edip, örnek aldığını söyledi. Bu mavi kurdeleyi yakasına takmasına izin verip veremiyeceğini sordu.
Şaşkına dönen patron; “tabii ki” şeklinde cevap verdi.
Yönetici de mavi kurdeleyi patronunun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirdi.
Ekstra kurdeleyi verirken de;
“Bana bir iyilik yapar mısınız?.. Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz?
Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş...” Dedi.



O gece patron evine geldiğinde, on dört yaşındaki oğlunu yanına oturttu.
“Bugün inanılmaz bir şey oldu... Dedi.
Ofisteydim. Üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, iş dünyasında bu kadar başarılı olduğum için göğsüme bu kurdeleyi iliştirdi...
Bir hayal etmeye çalış. Benim bir dâhi olduğumu düşünüyor...
“Siz çok önemlisiniz” yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne taktı. Bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi.
Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sadece sen geldin.
Ben “seni” onurlandırmak istiyorum.
Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum...
Oysa bu gece bir şekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farklı ve özel olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun.
Seni seviyorum!..”



Şaşkına dönen çocuk şimdi ağlamaya başlamıştı...
Bütün vücudu titriyordu...
Başını kaldırdı, gözleri yaş içinde olarak babasına baktı, ve:
“Yarın... intihar edecektim baba, dedi...
Baba, ben senin... Çünkü ben senin... beni hiç sevmediğini... beni hiç önemsemediğini düşünüyordum...
Ama artık her şey çok farklı.
Sen baba, şu an... oğlunun hayatını kurtardın!..”



Sevgiyle kalın dostlar.
Sizin sevginizi duymak isteyen insanların var olduğunu unutmayın.
(Bu anonim hikayeyi Ayla Öztopal aktarmıştı)

----------------------------------------------------------

Seni seviyorum
Seni seviyorum
Bir de gözlerini,
Bir de seni seviyorum deyişini
Heyecanlanışımı; duyunca sesini
Bir de bana gelişini
Seni seviyorum.
Tebessümlerini, sözlerini
Bir de bana, seni özlüyorum deyişini...
Mektup yazışını
Bazen kızışını
Bir de bana inanışını
Seni seviyorum.
Tatlılığını,
Cana yakınlığını
Ellerinle ellerime sarılışını
Seni seviyorum.
Seni özlüyorum.
Sen de, seni sevişimi
Özlemle, hasretle burnumda tütüşünü
Gördükçe mutluluktan gülüşümü
Seviyor musun?
Baki Sungur

Türk hoşgörü milenyumu
Hoşgörü, söyleniş itibariyle hoş bir kelime. Dilde hoş, kulakta hoş... Anlamı daha da hoş; sıcak ve candan...
İçinde insanlık kokan, af kokan, merhamet ve vicdan kokan bir demet gül sanki. Her gönüle, her kişiye yakışır. Doğrusu bu kelime o kişiyi yüceltir, o gönlü gül bahçesine çevirir.



Bence hoşgörmek, gül dermektir.
Osmanlı Devleti ise, Gül Devleti’dir...
600 yıl boyunca hoşgörmüş, hoş yasamış, hoş izler bırakmıştır. Onun için dünya ondan hoşnuttur...
Aslında hoşgörü, Müslüman-Türklerin mayasında vardır.



Hoşgörü; affetmek, meseleyi büyütmemek demektir. Bu sımsıcak kelime yalnızca kitaplarda, sözlüklerde kalmaz; doğrudan doğruya Türk insanının günlük hayatında mevcuttur. Mahallede, sokakta, ailede, çocuk terbiyesinde ilk öğretilen kelime hoşgörü kelimesidir.
“O küçüktür, hoş gör!
O büyüktür, hoş gör!
O kız çocuğudur, hoş gör!
O erkektir, hoş gör!..”
Gibi, günde defalarca uygulanan bir yumuşatma ve bir eğitme metodudur. Kardeşler arasında hoşgörüyü artırır. Sene içinde kutladığımız bütün Bayramlarda da zaten hoşgörü teması işlenir.



Daha önceleri Anadolu köylerinde tesadüfen bir suç işleyen oldu mu, onu, derhal jandarmaya teslim etmezlermiş. İlk olaylı davalıları kendi aralarında barıştırmaya, bu gibi işleri çok büyütmemeye gayret ederlermiş.
İşte hoşgörüyü yaşamak budur. Türk insanı bunu hâlâ uygulamaktadır.



Takvimlerin tamamladığı son bin yıla bir bakalım isterseniz:
- 1071’de Alparslan, Diyojen’i hoşgörmedi mi? Affetmedi mi?
- 1200 yıllarında Yunus Emre hazretleri yeryüzüne, Mevlânâ hazretleri de gökyüzüne hoşgörü güllerini nakşetmediler mi?
“Yaradılanı hoşgör, Yaradandan ötürü...” Ve;
“Gel, ne olursan, yine gel
Bu dergah umutsuzluk dergahı değildir
Her kim isen yine gel...”
- 1453’te Fatih Sultan Mehmed Han, bütün İstanbul’a bu güllerden dağıtmadı mı? İlk İnsan Hakları ve Hoşgörü Anayasasını çıkarmadı mı?
- 1300’lerde Osman Bey, devletini hoşgörüsü ile kurmadı mı?
- 1500’lerde Kanuni Sultan Süleyman Han, bütün dünyaya Kapitülasyon, yani hoşgörü lütfunda bulunmadı mı?



- 9 Eylül 1922’de İzmir alevler içinde yanarken, Mustafa Kemal Paşa, çamura düşen düşman bayrağını kendi askerine kaldırtıp, özel korumaya aldırmadı mı?
Dünya tarihinde bu yüceliklerin başka örneği var mıdır?
O halde;
Bu tamamlanmış olan bin yıl bir TÜRK HOŞGÖRÜ MİLENYUMU’dur.
Sevda Ögretici

Birbirini tutku, hayal gücü ve şefkatle seven bir erkek ve kadının ilişkilerinde, paha biçilmez değerde birşeyler vardır. Bundan habersiz olmak herhangi bir insanoğlu için büyük kayıptır.
(Bertrand Russell)



Stop
Muammer Erkul
05 Şubat 2000 Cumartesi


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile