Mülâkat [06 Nisan 2000 Perşembe]



(Ayla Öztopal / 17 Şubat 2000 Perşembe 09:51)

Sizden bir ricam var...
Sevgili Muammer abiciğim; umarım her şey yolundadır. Keyfiniz, işleriniz...
Sizden bir ricam olacak.. Biliyorsunuz öğrenciyim.. Ve bir ödev hazırlamam gerekiyor.
Konusu: “İleride olmak istediğiniz ya da arzu ettiğiniz bir meslek dalıyla ilgili, bu mesleğe sahip olmuş biriyle karşılıklı sohbet edecek ve bir mülakat hazırlayacaksınız..”
Ödev konum bu.. Benim hedefim edebiyat öğretmenliği.. Kompozisyon yazmayı, paylaşmayı, şiirleri çok sevdiğim için.. Ama görüyorum ki sizin mesleğiniz de bir harika.. Her şey paylaşma üzerine kurulmuş.. Elbette her işin olduğu gibi bu mesleğin de zorlukları vardır..
İşte bu konularda bana bilgi verebilecek tek kişi sizsiniz.. Yardımcı olacağınıza inanıyorum.. Eğer kabul ediyorsanız, sorularıma başlayacağım..
Saygılarımla..
Ayla.



Cevap:
Sen benim canımsın...
Ricaların benim için mühimdir.
Açık yaz sorularını, beylik laflardan kaçın. Doğal ol, hesaba çeker gibi davranma ki karşındaki kilitlenmesin, güzelim...



(18 Subat 2000 Cuma 17:51)
Bu mülâkatın hazırlanması gerektiğini duyar duymaz ilk aklıma gelen sendin.. Bana bu fırsatı verdiğin, beni önemsediğin ve gösterdiğin sevgi için teşekkür ederim..
Gazetecilik benim için belki çok uzak, belki de alnımda yazan bir yazı, bilemiyorum..
Bu mesleği bana benimseten ve mühim bilmemi sağlayan tek kişisin..
İstersen başlayalım..
.....
Güzel yazılar, harika düşünceler ve paylaşımlar.. Sende yakaladım ve sende hissettim. İlk önce bu güzel adamı tanımak istiyorum..
Not: Yakınlığın için sana ‘sen’ diye hitap etmemde bir sakınca yoktur umarım..
Ayla



(19 Subat 2000 Cumartesi 04:25)
İltifatlarına teşekkür ederim...
Ki bu mülâkatı yapmak için beni seçmiş olman bile bana bir iltifattır... Ve bu taltif (yani gönül okşama, lütufta bulunma); “dediklerimizi anlamış olarak” diğerlerinin arasından bir adım öne çıkmış olmaktır ki, inan bu yüzden asıl ben seni alkışlıyorum.
.....
Ben; (bir manada) yaşı, cinsiyeti, hatta (sınır olarak baktığında) ülkesi bile olmayan bir insanım!.. Çünkü bu, el birliğiyle ortaya çıkartmış olduğumuz bir gönül hadisesidir ve şu an senin benimle konuşuyor olman da, benim değil belki ama Muammer Erkul’un gönüllerde doğup, bu doğmuş olduğu “vatan”larda kendine bir yer bulduğunun göstergesidir...
.....
İnternet dev bir teknoloji harikasıydı gözümde. Ve günün birinde “aslında internet diye bir şey olmadığını” duyduğumda çok şaşırmıştım. İnternet bir ağdı ve bu ortama katılmayı seçmiş olanların kişisel bilgisayarlarıyla, telefon hatlarını kullanarak meydana getirdikleri, inanılmaz boyutlara ulaşan bir oluşumdu
internet...
Aynı şey... Muammer’i uzaktan görüldüğü kadar büyük zannetmek önce ona ve sonra kendimize haksızlık olur. Çünkü o, aslında her insanın içinde var olan, ama kimse tarafından da var olduğu söylenmemiş, gösterilmemiş ve belki de hissedilmemiş güzelliklere tutulmuş bir aynadır.
Yani siz veya bizler onda kendimizi görmekteyiz!..
.....
Tekrar söylemekte fayda var:
Görüldüğü kadar bir Muammer yok;
Bizler birer Muammer Erkul olduğumuz için büyüğüz!
.....
İşte zaten fark da burdan geliyor güzellik de, güncellik de...
Bütün siyasi yazılar, bütün spor yazıları, bütün kavga, dövüş, öfke yazıları... Hatta teknoloji ve hatta sinema, tiyatro, sanat yazıları eskiyebilir, yıpranabilir, vazgeçilebilir... Ama Muammer’in yazıları eskimez!..
Bu iddiaya, dünyanın en basit cevabı hazır bekler:
“Sen senin için nasıl eski olabilirsin?..”



Bir aynanın bir tek vazifesi vardır ki; sana seni göstermek...
Ama (öyleyse) sen bir ömür boyu o aynanın karşısında durmak zorundasın...
Neden?
Kendini görmen, kendini tanıman, kendini sevmen ve kendinle barışman için.
Kendini görmek, kendini tanımak, kendini sevmek ve kendinle barışmak; insanları ve çevreyi ve yarınları ve yarınların ötesini görmek, tanımak, sevmek ve barışmaktır...
İşte, motivasyon!..
.....
Bu şekilde motive olmuş bir insanla her yere gidilebilir.
Zaten istediğimiz de işte bu insanlardır; sevgili yarınlarımız adına...



Sen...
İçinde “çağırışlar” duyan sevgilim, gel bana... Gel kendine; kendine gel!..
Çünkü ben değilim geleceğin; kendinsin.
Gittiğin ve hep gideceğin; kendi yarınların.
Ben değilim geleceğin. Geleceğin; geleceğin!..
.....
Ben yokum, sen varsın...
Sen de yoksun, “biz” varız;
Sevgili yarınlarımız adına...

Mülâkat, ne güzel bir kelimedir değil mi?..
Kavuşmak, konuşmak, karşı karşıya gelmek, sözlü olarak bilgilerini istemek, dış görüntüsünden ziyade iç görüntüsünü de görebilmek için kısa sohbet etmek, bir sebebe bağlı olarak danışmak ve benzer pek çok manalara gelen, sevdiğim kelimelerden biridir “mülâkat.”



Mülâkat; malum, dışa açılabilmeyi ve medenî cesareti gerektirir. İşte bu yüzden de okullarda mülâkat ödevleri verilir.
Geçenlerde bunun bir çeşit örneğini yaşadım;
İş aralarında ve değişik zamanlarda, parça parça yaptığımız için iki hafta kadar bir zamana yayıldı ama, zannediyorum fena da olmadı.
Ayla biraz deşeledi beni ve (her gün olduğu gibi) benim söylemek istediklerimden çok kendi merak ettiklerini almaya çalıştı benden...
Bu sorular arasında sizin de merak ettikleriniz vardır diye düşünerek, (pek az değişikliklerle) yayınlamaya karar verdim bu mülâkatı.
Zannediyorum ki beğeneceksiniz...
DEVAM EDECEK
E - mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.



Stop
Muammer Erkul
06 Nisan 2000 Perşembe


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile