Yetim ağlamasın [15 Şubat 2000 Salı]



Yetim ağlamasın


Babasını yitiren çocuğu koru, üzüntüsünü paylaş, derdiyle hemdert ol.Öksüzün halini bilir misin?
Köksüz bir ağaca benzer o.
Ağaç kökünü kaybedince yeşerip, sümbüllenebilir mi?
Başı eğik, boynu bükük ve çaresiz bir yetim görünce, kendi çocuğuna meyletme.
Ağlayan bir yetimin nazını kim çeker?
Öfkesini kim hoş görür?
Ağlayınca göğün en yüksek tabakası titremez mi?
Öksüze karşı merhametli ol. Gözyaşını kurut. Yüzünden mutsuzluk tozunu temizle.
Babasızlığının acısını dindirmek için yetimi gölgende büyütmelisin.
Babam “yavrum” diyerek bağrına bastığında beni, kendimi zümrüt taçlı bir sultan gibi hissederdim. Üzerime bir sinek konsa, ev halkını azarlardı babam. Şimdi, düşman beni tutsak edecek olsa yardım elini uzatacak bir dostum yok.
Yetimlerin derdini bilirim ben.
Çünkü çocukluğumda beni bırakıp öte dünyaya göçmüştü babam.



İbrahim’in dini ne güzel dindir
İbrahim peygamber’in konuk evine bir hafta hiç misafir gelmemiş. Oysa her öğünde “belki bir konukla soframız şenlenir”diye umutlanır, yemek vaktini geçirirmiş.
Evden çıkmış, konuk edeceği bir insan bulmak üzere yollarda gezinmiş.
Kırda saçı sakalı kar gibi ağarmış, bedeni söğüt gibi kurumuş bir yaşlıyla karşılaşmış. Yaklaşmış, selam vermiş, iltifatlarda bulunmuş:
“Ey gözümün ışığı! Kabul buyursan, yemeği bizde yesek olur mu?”
Yaşlı adam Peygamber’in huyunu bildiğinden, “peki” demiş, eve gitmişler.
Konukevinde sade ve alçakgönüllü ihtiyarı sevinçle karşılamış adamları.
İbrahim Peygamber, sofranın hazırlanmasını buyurmuş, yemeğe oturmuşlar. Herkesin dudağından “Bismillah” dökülmüş başlarken, yaşlı adamdan çıt çıkmamış.
“Ey koca bir ömür sürmüş ihtiyar! Demiş İbrahim Peygamber... Yaşlılar dinine bağlı olur. Allah’a içten ve yana yakıla dua ederler. Sende bundan eser görülmüyor. Neden susuyor, Allah’ın güzel ismiyle başlamıyorsun?”
Adam; “Puta tapınan hocamdan buna dair birşey duymamıştım ben. İnancım dışında hareket edemem” demiş. İbrahim Peygamber, adamın Mecusi olduğunu anlayınca onu evinden kovmuş.
Bu olaydan ötürü Hz. Cebrail, Allah’ın buyruğuyla gelmiş peygambere; “Ey İbrahim, demiş. Allah onun rızkını yüz yıldır veriyor ve onu yaşatıyor. Sen ondan iğrendin ve bir parça yemek vermedin. Ateşe tapıyorsa, bundan sana ne? Neden Allah’ın verdiği yiyeceği ondan esirgiyorsun?
İbrahim Peygamber’in bu uyarıdan sonra adamın arkasından koştuğu, onu bulup gönlünü almak için çabaladığı söylenir. Rivayete göre, yaşlı adama yetişen Peygamber, ondan kendisini bağışlamasını dilemiş ve yaptığından dolayı çok üzgün olduğunu söylemiş. Olup bitenden birşey anlamayan adam “Niçin özür diliyorsun” diye sorunca, İbrahim durumu anlatmış. Hayretler içerisinde kalan yaşlı adam ellerini açıp yakararak; “Ne yüce bir Yaratıcı’dır ki, benim gibi basit bir insan için Elçi’sini azarlıyor. Kuşkusuz İbrahim’in dini ne güzel bir dindir” demiş ve ateşperestliği terkederek Müslüman olmuştur.



Kadere inanan kederden kurtulur
“Sultanlıktan daha yüce bir değer olmaz” diyenler yanılıyorlar.
Bu rütbe yoksulun derecesinden daha üstün değildir.
Yükü hafif olanlar hızlı ve rahat yürür. Sözün doğrusu budur. Yüreğinde Allah korkusu olanlar bunu kabul eder.
Dünya ağırlığından kurtulan, bir lokmadan başka kaygı çekmez.
Sultan ise omuzunda bütün bir ülkeyi taşır.
Yoksul bir öğün yemek elde edince, Şam Padişahı gibi huzur içinde başını yastığa koyar.
Sevinç ve kaygı birgün biter.
Saat gelince ikisi de yok olur.
Ölüm bir rüzgâr gibi esince bütün çanlar susar.
Madem böyledir. O halde başında taç veya boynunda vergi yükü olmuş... Ne çıkar!
Biri zuhal yıldızına yükselse, öteki zindana kapatılsa, ölüm gelince herkesi eşitler.
Padişahlık büyük bir sınavdır.
Dilenciyi küçümseme. Belki de asıl sultan odur.

--------------------------------------------------------

Hatıra
Pazar günü Hasan Doğrusoy dostumun yeni çıkan kitabının imza günündeydim. Bölgenin hemen hemen bütün radyolarının da ilgisi vardı konuyla. Medya FM’den Şakir kardeşimin de sağlık problemi olmasaydı çok daha keyifli bir gün geçecekti kuşkusuz. Ama biliyorum ki Şakir, doktorların ve bizlerin tavsiyelerini dinleyecek... Biliyorum ki çok daha sağlıklı olacak, çok daha dinamik programlar yapacak.
Kültür Merkezi’ne gelen bir hanımefendiyi unutamayacağım ama. Kitabını imzalattıktan sonra yanıma yaklaştı... Uzun boylu, bakımlı, temiz ve tertipliydi... Anladım ki bu beden, ben doğduğumda benim yaşımdamış... Ama gördüm ki bu gözler benim ömrümün yarı yaşında!..
“Sizi görmeye geldim, dedi... Size şöyle dokunabilmeye geldim...”Ve sağ eliyle sol koluma dokundu.
Çok duyarız ya; “Her gördüğünü Hızır bil” derler...
Saygılarımın ve sevgilerimin en büyüklerini kabul buyurunuz efendim... Varlığınız ve yarlığınız ne büyük ilhamdı benim için...
Emin olun ki dün on yaş gençleştim.
Ve dün söylemeyi unuttum: Bostancı’ya selamlarımı iletiniz...

Merhaba bay sevgi...
Sevgili Muammer Erkul. Yazılarınızı zevkle okuyorum. Başarılarınızın artarak devamını diliyorum. Ben 17 yaşındayım ve gerçek bir OSMANLI hayranıyım. Bu konuda yazdığınız yazıları çok beğeniyorum. Bütün arkadaşlara sesleniyorum; gelin hep birlikte şanlı tarihimize sahip çıkalım...
İçinizdeki SEVGİ ile ve sağlıkla kalın...
Fatma Kahraman

Mesaj
Dün aldığım en güzel mesajı bilmek ister misiniz?
Aynen şöyleydi ve çok akıllı birinden gelmişti:
“Seni her günkü kadar seviyorum.”

“Güzel olan sevgili değildir.Sevgili olan güzeldir.”
Tolstoy



Stop
Muammer Erkul
15 Şubat 2000 Salı


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile