"Bir gülüş" dilencisi [15 Şubat 2001 Perşembe]



“Bir gülüs” dilencisi


Bu gün... Bir tek gülücük gönder bana;
Sıcacık olsun!
.....
Bir gülüşe dilenmek ile tanıştığım bugün; bir tek gülücük gönder ki bana. Bari bugün üşümeyeyim!



Bu gün...
Bir tek gülücük gönder bana.
Avucuma koyarken gülüşünü, sıcacık; tanımaya çalışmayacağım seni, senin beni bildiğin kadar. Söz, sormayacağım; ismin ne, kimsin ve neredensin?..
Belki... Belki sadece tutunacağım bakışlarına, savrulmamak için! Ve bil ki soracağım sadece;
“Ne istersin benden, gülüşüne karşılık?..”



Bu gün, bir gülücük gönder bana; sıcacık olsun...
Bu gün “sevdiğin insanların” isimlerini getir hatırına; aralarında ismim olsun!..
Bugün, bulutlara dolanmış iplerini çöz kalbimin... Ve altın bir kelebek gibi, ellerinle tak saçlarına!..



Hadi... Hadi bir tek gülüşünü gönder bana bugün...
Ve eğer hiçbirine mecali yoksa gönlünün; bari çok sevdiklerini hatırla ve aralarında ismim olsun!..
Bari, sadece sevdiklerini hatırla, aralarında ismim olan...
.....
Yahut;
Sevenlerini hatırla, yani seni sevenleri;
Ki adım, var elbette onların arasında!..

---------------------------------------------------------


Kıl!..

‘Gel buraya!..’ Dedem her zaman böyle paylar, azarlar gibi seslenmezdi bana...
O yüzden bir taraftan düşünüyordum; acaba ne oldu?.. Acaba bir hata mı yaptım, birine yanlış bir söz mü söyledim?..
Dedemin benimle, hatta bizim hepimizle ilgili her şeyden anında haberdar olacağına inanırdım o zamanlar... O zamanlar inanırdım da şimdi inanmıyor muyum sanki?.. Elbette olurdu!.. Nasıl yapardı bilmem ama, her sıkıntımızı bilir, öğrenir ve bize bir şeyler anlatıp, yol gösterirdi...
.....
Karşısında durduğumda tedirgindim işte bugün... Çünkü biraz rüzgarlıydı sesi ve gözlerinde buzdan pırıltılar vardı...
Ne istediğini soramadım bile, sessizce bekledim karşısında...
“Bu nedir?..”
“Ne nedir, dede?..”
“Bu nedir, bu elimde tuttuğum şey nedir?..”
O zaman dikkatle baktım ki, suratıma doğru uzatmış olduğu elinin iki parmağı arasında bir şey vardı...
Neydi bu? İplik mi, saç mı, öyle bir şeydi galiba... Bir adım yaklaşıp iyice baktım, ve;
“Kıl, dedim... Kıl o!..”
“Ne kılı?..”
Neredeyse burnumu dedemin eline değdirecek kadar yaklaştım bu defa ve;
“Koyunun kılına benziyor. Dökülmüş olmalı...”
“Gel benimle!”
Beraber yürüdük, o önde ben hemen yanıbaşında. Tahta kapıyı açtı ve sordu:
“Bu nedir?..”
Anlamıyordum neler olduğunu ama cevap verdim:
“Koyun!..”
“Şimdi bu koyunun bütün tüylerinin bugün döküldüğünü düşün... Neler olurdu öyle olsaydı?..”
“Koyun üşür, hastalanırdı...”
“Başka?..”
“Yemek yemez, beslenemezdi.”
“Başka?..”
“Sağmak için sütü kalmazdı...”
“Başka?..”
“Onu emzirecek kadar da sütü olmayacağından, kendi yavrusunu büyütemezdi...”
“Başka?..”
“Başka nedir, bilmiyorum dede... Bir gece ölürdü... Sonra onu çatağa attırırdın ve ölüsünü itler paylaşırdı!.. Koyun moyun da kalmazdı?..”
.....
“Yani sebep ne buna?..
Tüylerinin olmayışı, değil mi?..
Yani tek tek, bir bir, herbir kılının kendisinden ayrılmış -dökülmüş- uzaklaşmış olması!..
Değil mii?”
.....
“Ama ben bir suç işlemedim ki dede, dedim. Benim hiçbir kabahatim olmadı.. Ben koyunun yanına bile gitmedim...”
.....
Sert davrandığını anladı galiba.
Azıcık sustu. Sonra başımı tutup göbeğine doğru yasladı... Ardından koca kütüğün üzerine oturup benimle yüzyüze geldi.
“Biliyorum yavrum, dedi...
Biliyorum ama, dünya hayatının kısacık olduğunu da biliyorum...
O yüzden, birilerinin yaptığı yanlışları veya kasıtları gördükçe, hemen sana yeni bir şeyler anlatmak için tutuşuyor içim...
Ki yarın senin de karşına çıkacak benzerleri.
O zaman benden duyduğun bir tecrübe belki bir sıkıntını çözer, belki birilerinin “hayatını” kurtarır!..
.....
Sonra, gözpınarlarımda titreyen iki küçük damlayı sert parmak uçlarından beklenmeyecek bir yumuşaklıkla silerek;
“HERŞEYE BİR BÜTÜN OLARAK BAKMAYA ALIŞ, dedi...
Her şeyin bir yeri vardır...
Sen de durman gereken yerde duracaksın.
Kıl bile olsan; unutma ki, bütünün bir parçasısın!
Ve bütünün muhafazasında sorumluluğun var!..”
.....
Ayağa kalkıp ciddileşti birden. Elini burnuma doğru uzatarak;
“Bu nedir?..” diye bağırdı.
Demin verdiğim cevabın aynısını söyleyemedim.
“Sadece bir koyun kılı değil artık o, dedim... O kıl; BİR BÜTÜNÜN... HEM DE SORUMLULUK TAŞIYAN BİR PARÇASIDIR!”
Göz göze baktık ve sıcacık gülüştük.



Stop
Muammer Erkul
15 Şubat 2001 Perşembe


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile