En kestirme yol [05 Mart 2001 Pazartesi]



En kestirme yol


Aklımın kesmeye başladığı yıllarda zannediyorum ki; bu tartışmalar sadece o yıllarda olacak...
Sonraki zamanları yaşayıp, önceki zamanları okudukça anladım ki; değilmiş, her dönem “ya sabır” diyecek inananlar yaşayacakmış...



O zamanlar ne tartışılıyordu biliyor musunuz; denize girmenin veya sakız çiğnemenin oruç bozup bozmayacağı. Aradan geçen bunca zaman içinde; her mübarek ay ve günde yeni bir şeyler bulup her mübarek gün veya geceye birer fitne sokmaya çalıştı birileri ve maalesef bazı kafalar da fena halde karıştı...
.....
Artık bangır bangır bağıranlar var;
“Beeen, bizzat, şahseen, kendim anlarım bu Kur’anı...
Ve anladığımı da uygularııım!.”
Yuh olsun!..



Son yıllarda, zamanımız insanlarının en zavallıları, bazı yasaklara harıl harıl; “1400 KÜSUR YILDIR GÖZDEN KAÇAN” şöyle birer “açık kapı”, bazı emirlere de “birer kolaylık” kılıfı arayıp duruyorlar...
Hangi konunun Yüce Kitab’ımızda kaç kere geçtiğini sayıyorlar... Kurban hayvanlarının canlarının acıyıp acımadığının, tavuk kesip kesemeyeceklerinin... Kur’an’dan niçin kendi kafalarına göre hüküm çıkarmamaları gerektiğinin tartışmasını yapıyorlar...
...mış!..
.....
Neden mi MIŞ?...
Çünkü ben o kadar KESTİRMEDEN bakıyorum ki bazı konulara; beni APTAL sananların bazısının beyninin bile olup olmadığından şüphe ediyorum!..
Örnek mi?
Alın size örnek... Alın size bir BAYRAM HEDİYESİ:



Pek çok insan Kur’an-ı Kerîm’de hangi emrin kaç kere geçtiğini tartışıyor...
Ben ise soruyorum kendime. Diyorum ki:
Kur’ân-ı Kerîm’de, en azından bir kere; “PEYGAMBERİNE UY” diyor mu?..
.....
İşte bu soruyla...
İşte bu soruyla BENİM İÇİN BÜTÜN TARTIŞMALAR BİTİYOR..
Hatta değil tartışmaların, TARTIŞANLARIN BİLE anlamı kalmıyor gözümde!..



Soruyorum işte burda da...
Sizler de bırakın el alemi, önce sorun kendi kendinize:
Kur’an-ı Kerîm’de, en azından bir kerecik... Sadece bir kerecik bile olsa; Muhammed aleyhisselama uymamız söyleniyorsa, şu anda mevcut bütün tartışmalar bitmiş olmuyor mu?..
.....
Ve işte geriye;
Ramazanda sakız çiğnemek veya Kurban’da tavuk kesmek kadar boş ve anlamsız tartışmalar kalıyor...
Öyle değil mi?..
.....
Mübarek “Kurban Bayramı”nızı tebrik ediyor... Hastalarınıza şifa, dertlilerinize deva, borçlularınıza edalar diliyor... Bütün sıkıntıların elbette geçeceğini biliyor...
Ve bütün dualarınızın, hayırlarınızın, ibadetlerinizin ve kurbanlarınızın kabulünü diliyoruz.
Samimi sevgilerle.
.....

---------------------------------------------------------


“Muayede” başlasın!

(Ayşe Osmanoğlu, babası Sultan Abdülhamid Hân dönemine ait bir hatırayı şöyle anlatıyor:)
.....
“31 Mart 1901, Kurban Bayramı...
Dolmabahçe Sarayı’na gitmiş, bayramlaşmayı seyretmek için locaya yerleşmiş, seyre dalmıştık.
Aniden şiddetli bir yer sarsıntısı başladı... Saray yıkılıyor zannıyla korkup titremeye başladım. Hepimiz yerlerimize mıhlanmış gibi kalıp; “Allah! Allah!” diye bağırmaya başladık...
Bu sırada, ortadaki büyük avizenin orta kısmı şiddetli bir gürültü ile yere düştü. Gürültünün şiddetinden birbirimize sarılıyor, aramızda bayılanlar oluyordu. Bu sırada aşağıdan, müezzin Arap Abdullah’ın gür ve tesirli sesiyle okumaya başladığı ezan kulaklarımıza aksetti. Cenab-ı Hakk’a dua edip sığındık. O zaman;
“Aman, Efendimize bir şey oldu mu?” diye pencerelere koştuk. Salon karmakarışık olmuştu. Hiç kimse yerinde yoktu. Babam, yalnız başına, tahtının önünde kılıcına dayanmış, ayakta duruyor, Ezan-ı Muhammedî’yi dinliyordu.
Yavaş yavaş herkese sükûnet geldi. Babam metânetle tahtına oturdu.
“Muâyede (yani, bayramlaşma) başlasın!” emrini verdi.
.....
Avizenin düşen parçasının 700 kilo olduğunu söylediler. Allah’a şükür, bundan başka zayiat olmadığı gibi, kimsenin burnu bile kanamadı...”



Stop
Muammer Erkul
05 Mart 2001 Pazartesi


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile