"Müjdeler..." [12 Mart 2001 Pazartesi]



Eğer bir zamanlar siz de çocuk idiyseniz... Veya hayatınız boyunca birkaç tane çocuk gördü (!) iseniz bilirsiniz ki; hiçbir çocuk güle oynaya iğne olmaz. Hatta tetanos veya kuduzdan öleceğini söyleseniz bile dinlemez!..
Bir çocuk için “şu an yaşıyor” olmak, YAŞIYOR olmaktır!.. Şu an birazcık canının yanması, biraz sonra hayatını yitirmekten daha mühimdir! Yani bir insanın ilaçla iğneyi alıp, kendisine enjekte ettirmeye gidebilmesi için belirli bir olgunluğa erişmesi gereklidir...
Değil mi?



Peki, diyelim ki siz... Çok sevdiğiniz birinin “ŞUNA” ihtiyacı olduğunu biliyorsunuz. Ama yine biliyorsunuz ki; buna ihtiyacı olduğunu bilmeyi bir kenara koy, onun var olduğunu bile henüz bilmiyor... Ne yaparsınız?
Çok seviyorsunuz onu... Ve kesinlikle de kaybetmemek istiyorsunuz... Ne yaparsınız?..
.....
Ben mi?.. Ben olsam ne mi yaparım?..
Nerden bileyim öyle bir durumda ne yapacağımı!.. Ben şu an sadece; “İHTİYACINIZ OLDUĞUNU HENÜZ BİLMEDİĞİNİZ” bir kitap tavsiye edeceğimi biliyorum sizlere...



Kitabın ismi: Şevâhid-ün Nübüvve... Yani diğer ismiyle “Peygamberlik Müjdeleri”
450 sayfalık bir bilgi hazinesi. Fiyatı 750 bin lira.
ŞİMDİ... 0212 523 45 56 numarayı ŞİMDİ... hemen ŞİMDİ... çeviriyorsunuz ve ŞİMDİ... sipariş veriyorsunuz. Onlar size kitabı ulaştırıyor veya ulaşma yolunu söylüyorlar.
Konusu mu?..
Sevgili peygamberimizin peygamberliğine MÜJDE olan alametler... Ben okuması bu kadar kolay, sanki hem çocuklar, hem de büyükler için hazırlanmış kitap görmedim. İçinde (kısacık hikayecikler şeklinde) sayısız hadise anlatılıyor, yorumsuz. Her sayfada bir iki, bazen üç dört tane.
Kendinize veya sevdiğiniz birine alabileceğiniz daha kıymetli başka bir hediye şu an hatırlamıyorum ben.
Bu hadiselerden birkaçını aktarayım değil mi, kitabı 0212 523 45 56’dan isteyebileceğinizi yazdıktan sonra?..

Kalbini yarmadın ki...
7. senede Mahlem bin Cesâme, Âmir Eşcaî’yi iman ettikten sonra öldürdü. Muhammed aleyhisselam;
“Müslüman bir kimseyi niçin öldürdün” diye azarlayınca, Mahlem bin Cesâme;
“Ya Resulullah! Ölümden korktuğu için kelime-i şehadeti söyledi” dedi. Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem”:
“Sen onun kalbini yardın mı ki, onun kalbinden ne geçmiştir bilesin... Dil kalbin tercümanıdır!..” deyip ona beddua etti.
Bir hafta sonra Mahlem bin Cesâme vefat etti. Defn ettiler. Yer cesedini kabul etmeyip, dışarı attı. Beş defa defnettiler, yer kabul etmedi. Sonunda tenha bir yere bıraktılar.
Bu durum Resûlullaha haber verilince:
“Yer ondan daha beterlerini kabul eder. Bu hal size Kelime-i şehâdetin şerefini bildirmek için vuku buldu!..” buyurdu. (Peygamberlik Müjdeleri s. 175)

Şahit patrik
(Davet mektubu alan Rum İmparatoru Heraklius’un karşısına, Ebû Süfyân getirilince diyor ki;
“Müsaade ederseniz, aramızdan çıkıp peygamber olduğunu söyleyen, (amcamın oğlu olan) o kimsenin kendi sözlerinden birini söyleyeyim de yalanı ortaya çıksın!..”
“Söyle bakalım” diyorlar.
“O kimse bir gece içinde Beyt-ül Mukaddes’e gittim ve sabah olmadan Mekke’ye geri döndüm, diyor...”
.....
(Müslüman olduktan sonra) Ebu Süfyân o günü şöyle anlatıyor:
“Ben bu sözleri söylediğim sırada Beyt-ül Mukaddes’in patriği de yanımızda idi ve;
“Ben o geceyi hatırlıyorum, dedi...
O gece alametler gördüm... Bunları Melik’e de bildirmiştim. Her gece adetim üzre Beyt-ül Mukaddes’in bütün kapılarını kapatır sonra yatardım. O gece çok uğraştığım halde bir kapıyı kapatamadım. Ordakiler toplanıp çok uğraştılar fakat kapatamadılar. Sabahleyin o kapının yanında bir hayvanın bağlanmış olduğuna dair işaret ve izler gördüm. (Peygamberlik Müjdeleri s. 167)

Bir matara su
(Tebük gazvesine gidilirken)... Baktık ki, havanın harareti onları çok etkilemiş, susuzluktan develerini kesip develerin midelerinde kalan suları içiyorlardı. Resûlullah bu hallerini görünce, Ebû Bekr ve Ömer’i dinleseydiniz, bu sıkıntıyı çekmezdiniz, buyurdu. Sonra matarada kalan suyu istedi ve herkesi çağırıp, suyu dökmeye başladı. Eshâbın hepsi susuzluklarını giderinceye kadar su içtiler. Onbin ata ve onbeşbin deveye su verdiler. (Peygamberlik Müjdeleri s. 181)

Nebinin sedir ağacı
Taif seferine gidilirken bir ara Resûlullah devesinin üzerinde uyuyordu. Sedir ve mugılân ağaçlarıyla dolu Nüceyb vadisinden geçiyorlardı. Gece karanlığında başının hizasına çıkan sedir ağacı, henüz çarpma olmadan ortasından ikiye ayrıldı. Resûlullah sıkıntısızca geçti. Ağaç o civarda meşhur olmuş ve “Nebinin sedir ağacı” diye isimlenmişti. Bu mucize “baki kalan mucize” olarak (Şeref-ül Mustafa) adlı kitapta yazılıdır. (Peygamberlik Müjdeleri s. 191)

120 yıllık dişler
Şair Nâbiga bir şiirini Resûlullah’a okuyunca, kendilerinden; “Allahü teala ağzını bozmasın, dağıtmasın” diye dua aldı. Nâbiga yüzyirmi sene yaşadığı halde ağzından bir tek dişi bile düşmedi. (Peygamberlik Müjdeleri s. 215)

Kendimi sadaka ediyorum!
... Utbe bin Zeyd “radıyallahü anh”:
“O gece; Ya Rabbi! Resûlünün bize sadaka getirmemizi emrettiğini biliyorsun. Benim sadaka edecek hiçbir şeyim yoktur! Ben de kendimi, şânımı sadaka ediyorum” dedim...
Sabah herkes sadaka getirdiğinde Resûlullah bana bakarak; “Dün gece kendi şânını sadaka eden kimse nerededir?” diye sordu. Hiç kimse cevap vermeyince, ben ayağa kalkıp, o kimse benim ya Resûlullah deyince, üç defa;
“Allahü teâlâ sadakanı kabul etti” buyurdu. (Peygamberlik Müjdeleri s. 232)
.....

ŞİMDİ... Yazının ilk kısmında “ŞİMDİ... ŞİMDİ... ŞİMDİ...” yazan kısmı yeniden okur musunuz lütfen, ama hemen, ŞİMDİ...
Çünkü sizi seviyorum!



Stop
Muammer Erkul
12 Mart 2001 Pazartesi  


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile