Ne tatildi ama!.. [13 Mart 2001 Salı]



Ne tatildi ama!..


Yıllık izinleri andıran onar günlere de fena alıştık, değil mi?.. Klavyenin tuşları bile sanki yabancı geliyor! “Amma da abarttın” mı? Niye abartayım ki oğlum; senin de iskemlen bir yerlerine yabancı gelmiyor mu bu gün?.. (Haliyle siz, benim bu sayıklamalarımı Salı sabahı okuyacaksınız.)
Neyse, hoşgeldiniiiz...
Hepimiz hoş geldiik...
Ben de; hoş bulduuk!..
(Ne demek bunlaaar?..
Türkçe gene katlediliyoor!..)



En iyi bildiğim şey yazmak olduğu halde, bunu da ancak bu kadarcık yaparım işte!
Hiçbir işi... Hatta politika yapacak kadar konuşmayı bile beceremediği için; “Yazık garibe, şuracıkta yazsın bari” diye bu köşeye iliştirilmiş olan bana, eğer kız olsaydım evde kalacağımı söylemenize gerek yok... Bunu herkes gibi ben de bilmekteyim zaten.
.....
Bidakkaa, aklıma ne geldi:
Arefeden önceki gün İhlas Koleji’ne gittim. İhlas Vakfı Hizmetiçi Eğitim Merkezi’nin açmış olduğu “El Sanatları Kursu”nun dönem sonu sergisi vardı... Birsen Aslan hanımın öğrencileri kumaş-seramik-ahşap boyama, çeyiz-mefruşat eserlerinden örnekler sergiliyordu... Koca salonun köşesinde çatık kaşlı birkaç anne de vardı. Galiba güzel kızlarına fazla yaklaşmayayım diye beni kesiyor, bir de peşimde dolaşacak el kamerası bulmuşlar, “bi yamuk” olmasın diye, her hareketimi kaydettiriyorlardı..
Ben mi? Sergilenenlerden anlıyormuşum gibi; “Vaay, vuuv, inanılmaaz, muhteşeem” gibi sesler çıkartıp yanımdakileri mutlu etmeye çalışıyordum!..
Şaka bir yana; on gün geçtiği halde, en az on tane eseri ayrıntılarıyla size anlatabilirim. Ahşap dolaplardan biri çok hoşuma gitmişti... İki üç yatak takımına (akıllara eziyet) emek yüklenmişti... Bir kaçında mahalli dokumalar kullanılmış, bazılarında da (peşkirler) eski kumaşlar değerlendirilmişti...
Hakikaten tebrik ediyorum. Hoca’nım ve kızlar; ellerinize ve gönlünüze sağlık.



Söz açılmışken bir de tavsiyem olsun bu işin bütün meraklılarına; Türk motiflerini kullanın. Ama her alanda... Daha çok, daha sık, daha renkli, daha büyük...
(Anlamam dediğime bakmayın; tam bir sene boyunca “Onbin Türk Motifleri Ansiklopedisi” için çizim yaparak yaşamıştım ben.)
Her zaman ve her yerde, Türk motiflerini kullanın. Çünkü en güzeli... Ve sunulmaya en layık olanı yine bizim motiflerimizdir.

---------------------------------------------------------


Karpuz kabuğu suyu!

(Bütün yazıları tatil öncesi yazıp teslim etmiştim ya, bu sabah merakla gazeteyi açtım... “Acaba ne yazmışım” diye Stop köşesini okumaya başladım... Ve aklıma, yıllar öncesinden bir hatıra geldi. Biraz komik, biraz ibretlik... Daha önce okumuş olanlar ve (eğer hâlâ beraber isek) hadiseyi yaşayanlar kusura bakmasın...)
Çocuk Dergisi’nde çalışırken “bir izin kullanalım” demiş, uzun bir gezi yapmış, bu arada Marmaris’in dağlarında bir “Lokman Hekim” bulmuş ve onun reçetelerinden birini yayınlamıştık. Bitkilerin akrabası olduğunu söyleyen bu adam (Resai Şenol), bir bardağa yemyeşil bir su doldurmuş, içirmiş ve ne olduğunu sormuştu. Tadı çok hoştu ama ilk defa böyle bir şey içiyordum. Lezzet tanıdıktı ama söyleyemiyordum.
Sonunda anaşıldı ki bu mehteşem içecek; KARPUZ KABUĞU SUYU imiş!
.....
Ardından izah geldi:
“Bitkilerin, meyve ve sebzelerin kabuklarında TANEN diye bir madde vardır ki, bu onların uzun süre bozulmadan kalabilmelerini sağlar... İnsanlar çocuklarına ve kendilerine yazık ediyorlar, asitli kolalar meşrubatlar içiyorlar... Yediğiniz kavun, karpuz kabuklarını doğrayın veya mikserden geçirin, koyun dolaba, canınız çektikçe için çocuklarınızla beraber. Tanen, insana gençlik, dirilik, körpelik verir...”
Hatta yaşını sormuştu bize, on-onbeş yaş genç tahmin etmiştik...



Bu gezi yazısını yayınladıktan bir süre sonra bir mektup aldım. İzmirli üç kız kardeşten biriydi yazan.
Diyordu ki;
“Yazını okuduktan sonra teyzem hemen bir sürü karpuz kabuğunu mikserden geçirdi ve kâselerle önümüze koydu. (Muammer’i sevdiğinizi söylüyorsanız, dediğini de yapacaksınız, yiyin bakalım) dedi. Önce hevesle birkaç kaşık yedik, ama olmuyor! Teyzem, her gün yiyeceksiniz diye günlerdir peşimizde... Artık dayanamıyorum, eğer kusura bakmazsan bu günden itibaren yemeyeceğim...”
.....
Güzelliği yansıtabildim mi size bilmiyorum...
Karpuz kabuğunun yeşil rengi suya çıktıktan sonra posasının süzüleceğini açık olarak belirtememiş olmalıyım ki, o sevgili dostlarım günlerce ve kaşık kaşık karpuz kabuğu yemişlerdi!
Böyle güzel insanlar için neler yapılmaz?



Şimdi düşünüyorum; o zamanlar ne kadar saf ve masum ve samimiymişiz ki, insanlar böylesine açıyorlarmış yüreklerini bize...
Oysa şimdi (dünkü yazıda bahsettiğim kitap gibi) bütün bir günü bir tek konuya ayırıyorum... Israrla diyorum ki;
Bu “MÜJDELER” kitabı hepimize şifa olacak bir ilaç değerindedir, kendiniz veya en sevdiğiniz biri için çok kıymetli bir hediyedir ve 450 sayfa olduğu halde, ambalaj ve posta masrafları ücretin içinde olduğu halde fiyatı sadece 750 bin liradır ve (0212) 523 45 56’dan hemen ŞİMDİ sipariş edin...



Sonuç?..
Siparişini dün vermeyip, erteleyenlerin ağırlığı çöküyor üstüme bugün... Ve eğer bu muhteşem kitap tükenip, bugün yeni bir baskıya geçmedi ise;
Ben utanıyorum!..



Stop
Muammer Erkul
13 Mart 2001 Salı


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile