İlk yağmurun suları [19 Mart 2001 Pazartesi]



Bir kabın açlığı; içindeki boşluktur... Sabahlara kadar kitap okuduğum ve okuduklarımı (neredeyse) ezberlediğim yaşlarımda koymuş olsaydı birisi benim önüme Sadi’nin muhteşem kitaplarını;
Biliyorum ki ben, şimdi “başka kilometrelerde” olurdum!...



Bu lafı çok söylemesem bile, çok düşünmemin sebebi, asla;
“Biz zamanında okuyacaktık (veya şunu şöyle yapacaktık), şimdi iş işten geçti” demek değildir...
Ya nedir?
Şudur ki; Hicri 7, miladi 13. asırda yaşamış... Ve o zamandan beri doğu ve batı dillerinin çoğuna çevrilmiş; Hintçe, Farsça, Almanca, Fransızca, İngilizce olarak yapılan sayısız baskıları sevilerek okunmuş olan Sadi’nin eserleri, güzellik arayanların eline onlar güzelliği ararken ulaşsın...
....
Bütün çukurlar, ilk yağan yağmurun suyuyla dolar!



Sadi’nin eserlerinin, bize; çukurlarımıza henüz hiçbir şey dolmamışken ulaşmasını dilerdim...
....
Oysa bizlerin önünde o zamanlar hiçbir işe yaramamış ve sonra da hiçbir işe yaramayacak olan... Her önüne gelenin yazdığı, nefesi ancak bir yokuşluk, ömrü ise en fazla yarım yıllık kitap yığınları vardı!..
Yani, nereden “ne” aktıysa sızdı içerimize!..
(Ev hanımları bilir; tencereye kaçmış fazla tuzu azaltmak için ne zorluklar çekilir... Ve yok edemezsin o tuzu kolayca yemeğin içinden... Azar azar, yavaş yavaş oranını düşürebilirsin ancak.)
....
Öyle zamanlar oldu ki; kendimiz bile (neredeyse) ziyan olduğumuzu hissettik!..



Doğru kitapların insanlara kazandırılmasını hızlandırmak lazım...
Suyunu temiz kaynaklardan gelen berrak ırmaklardan alanlardır doğru kitaplar. Ki bunları insanlara duyurmaktır, ulaştırmaktır doğru olan...
.....
Dünyanın tanıdığı... Dünyanın sevdiği... Dünyanın ibret aldığı... dünyanın başına tac ettiği... Dünyanın ders olarak okuduğu;
Ama bizde, uzun yıllar boyunca (belki de sadece isminden dolayı) tercüme edilmeden, günümüz lisanına çevrilmeden, dolayısıyla tanınıp sevilmeden kalmış olan Şeyh Sadi-i Şirazi işte bunlardan biridir.
(Son baskılarını Timaş yaptı.)



Son sözü, gene ilk sözüm gibi bağlayayım hadi.
BİR KABIN AÇLIĞI; İÇİNDEKİ BOŞLUKTUR...
BÜTÜN ÇUKURLAR, İLK YAĞAN YAĞMURUN SUYUYLA DOLAR!
.....
Bu konuda “büyüklere” büyük işler düşüyor elbette.
Hangi yağmurun nereye yağmasına karar verme şansımız yok belki ama;
KENDİ KAPLARIMIZI, arzu ettiğimiz yağmurların yağdığı bölgelere taşımayı seçme hakkına sahibiz!..
Öyle değil mi?..

Yazma sebebi
(Yazma sebebini şöyle izah ediyor Sadi):
Dünyanın dört bir yanını gezdim. Çok yerler dolaştım. Her harmanda bir demet başak devşirdim.
Fakat Şiraz’ın güzel insanları gibi alçak gönüllü olanına rastlamadım. Allah bu topraklara ihsan ve kerem yağmurları yağdırsın.
Şiraz’ın olgun insanlarının sevgisi Şam ve Rum illerinden gönlümü çevirdi. Şiraz’a dönmek istedim. Fakat bu güzel bahçelerden dönerken dostlarıma elim boş gelmek istemedim. “Mısır’dan dönenler mısır şekeri getirirler, bense elim boş dönüyorum” diye düşünüyordum. Aklıma şöyle bir düşünce geldi:
“Ben şekerden daha tatlı bir hediye getireyim dostlarıma.”
Bu beni teselli etti.
Bu şeker dile tatlı gelen bilinen şeker değil.
Bu anlam düşkünlerinin ve sırlara aşina olanların sözleridir.
Armağanımı bir saray gibi düşledim.
....
... İnci, yakut ve zebercetle dolu bir hazineye benzedi.
İçimdeki her cevheri bu gömüye katamadım. Bundan dolayı üzgün ve mahcubum. Kusuruma bakmayacağınızı umuyorum. Her bakımdan kusursuz ve olgun bir eser yazmak güçtür. Denizde inci olduğu kadar sedef de vardır, bahçede uzun ve heybetli ağaçlar kadar bodur ve çelimsiz de bulunur.
Ey görüşü güzel, akıllı ve olgun insan!
Anlayışlı insanlar kusuru değil güzelliği arar.
Bir kaftan, ipek ve sırmadan da olsa astarıyla yüzü arasında kıtık mutlaka vardır.
Benim söz kumaşımı kıtığıyla birlikte kabul edin lütfen.
Ben erdemlerimle gururlanmıyorum, size sığınıyorum.
Kıyamet günü Allah kötüleri iyilere bağışlarmış. Sözümün kötülüğünü görürseniz bunu düşünün. Bin dizeden birisi hoşunuza giderse onun hatırı için ötekileri gözden çıkarmayın. Benim hikayelerim Fars ikliminde Huten’deki misk gibi değersizdir.
Bu kitabım, gül bahçesine bir gül, Hindistan’a fülfül taşımak gibidir.
Eserim hurmaya benzer, dışı tatlı bir kabukla çevrili, içi sadece çekirdektir.”



Stop
Muammer Erkul
19 Mart 2001 Pazartesi  


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile