Sevmek; düşünmektir... [09 Ocak 2002 Çarşamba]



Seni seviyorum!.. Ve inanıyorum ki seni sevmek, seni DÜŞÜNMEKTİR; hayâlini kurup, sana sarılacağım ân için iç geçirmek değil!..



Nerde kalmıştık;
“Seni seviyorum”da kalmıştık, değil mi?..
Seni seviyorum’da “KALINIR” zaten değil mi?
Yani buraya gelinir, ve bir daha da seni seviyorum’dan gidilmez...
Kovulsan bile!..



Demişsin ya hani; “şu an karlara bata çıka ilerlemekteyim...”
İşte, seni sevmek; bu soğuğun, tam da göbeğindeki râyihası gibi seni koklamak değil... Seni, karların içinde süzülüp iz birakan sıcak bir gözyaşı damlası bilmek...
Ve ilmek ilmek ilerlemek; istikbale doğru...
İstikbal;
Kimine zehir, kimine bal!..



Seni sevdiğimi nerden mi biliyorum?..
Hazırlamamdan biliyorum, kuru çoraplar; yolunun sonunda üşümüş olacak olan ayaklarına...
Seni sevdiğimi, henüz senin varlığını bilmediğin eldivenlerinden biliyorum...
Ve omuzlarına örteceğim battaniyeden, önüne koyacağım mercimek çorbasından biliyorum...
Biliyorum; seni sevmek, DÜŞÜNMEKTİR;
Geldiğin, geçtiğin ve geçeğin yolları!..



Duydum ki biri, birine, bir diğerinden şikayet etti. Dedi ki; “filan kitabı okumamı istiyor”... Demesini bekliyordu ki;
“A, insan sevdiği kişiyi böyle zorlar mı?..” Fakat tam tersi oldu, dinleyen sordu bu defa. Şöyle dedi:
“Sen, sevildiğini bilmek istersin değil mi?..”
“Elbette isterim” dedi şikayetçi olan... Devam etti diğeri:
“Senin çevrende... Seni... Bu güne kadar sadece bir kişi sevmiş...
O da, senden bu kitabı okumanı isteyen kişi!..”
.....
Anlasana, sevmek; yemek ve içmek değil ki...
Sevmek; seni düşünmek!..
Binlerce dönüm tarlayı ucuza satmaya çalışmak değil ki, sevmek; yolcuya azık vermek, en basitinden de olsa, bir çift çarık vermek!..


Korun adı!

Bu yazının, yani yukardaki yazının devamı vardıysa da, burda bitiverdi işte sabah saatlerinde... Ansızın... Hayat gibi!..
“İnna lillah ve inna ileyhi raciun” denir, duyduğun zaman bir acıyı, demişti bir abim... İçim acıdı az evvel; Yalçın abinin vefat ettiğini duydum...
Yalçın abi, yani YALÇIN ÖZER... Yani, sevgili Metin’imin abisi... Doktor Yalçın abi, henüz 53 yaşında ve henüz adını bile bilmediğim bir sebep ile buluşup, ayrılmış aramızdan...
.....
Ne denir başka, bilmiyorum... Televizyondan duydum, ki; “Türk basınının usta kalemlerinden” diye başladı... Sonra; “Türkiye Gazetesi’nin eski yazarlarından” diye devam etti... Artık bekliyorum, ki hangi isimle yanacak içim...
...ve, korun adı “Yalçın abi”ymiş!..
-Yalçın abiii; “komşularına” ne olur bizden de selam söyle!..
.....
Sevgili Metin; metîn ol ve bütün aileye gözyaşımdan ıslanmış duygularımı ilet!..
Fatiha’larımız, önce; “sevilmesi gerekenleri sevdiğini” bildiklerimize...
......
(Yazıya tekrar baktım şimdi, ve nasıl denk geldiğine hayret ettim... Eksiltmedim ve çoğaltmadım üst kısmını... Sadece yarım bıraktım...
Dedim ya, “hayat gibi” bitiverdi yazı.
Veya hayat; bu yazı gibi bitiverecek bir gün!..)



Stop
Muammer Erkul
09 Ocak 2002 Çarşamba



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile