Akıl işi değil!.. [19 Şubat 2003 Çarşamba]



Parmaklarımın ucuna iğneler batıyordu sanki. Avuçlarımı yüzüme sürdükten sonra nefesimin koyu beyaz buharını ellerime hohladım. Çok soğuktu. Bata çıka üzerinde gezinilmiş olan çamur bile taş gibi donmuştu...
-Sen kimsin?..
Baktım, on adım öteden geçen patikadaki ihtiyar bana seslenmişti.
-Torunuyum, dedim... Bir süre sessizce bakıp;
-Kimin çocuğusun? Dedi. Ellerimi ceplerime sokmuş, kulaklarımı omuzlarıma doğru indirmiştim. Çenemle, sol tarafımda kalan annemi gösterdim... Arkasını döndü, işaret ettiğim kırmızı tuğlalı mezarı gördü. Gene sustu bir süre, ve:
-Haaa, dedi. Hatice’ninkisin sen. Başımı salladım.
-Allahü teala rahmet eylesin, diye devam etti. Gençti öldüğünde anneciğin... 



Az sonra, benden yardım da kabul etmeden, bastonunu dikkat ile donmuş çamurun çukurlarına bastıra bastıra yanıma kadar geldi...
-Selamün, aleyküm, dedi soluyarak. Ben de selamını alıp buz gibi elini öptüm. Mezarın duvarı üstüne oturdu, ihtiyarlara mahsus bir tavırla;
-Bayramın mübarek olsun Çavuuuş, dedi... Sonra elini taşa vurup, tekrarladı:
-Selamün aleyküm, Hüseyin Çavuş. Bayramın mübarek olsun. Bak, sana kim gelmiş. Torunun... Gördün müü?..
Sustu!.. Sanki kulaklarını kabartarak gözlerini iri iri bana dikti, ve;
-Duydun mu? Dedi...
-Hayır, dedim... 



-Dinle bak... Bir gün, arkadaşlarla beraber neşe içinde atıp tutarken, yanımıza koşarak biri geldi. Ve herkesin içinde: “Çavuş Hüseyin sana akılsız diyor” dedi. Kan tepeme sıçradı. Genciz ya, fırladım ayağa ve yürüdüm. Ardımda arkadaşlar... Asmalı kahvenin gölgesinde oturuyordu deden, yanında iki kişi daha vardı. Önünde durup, bana “deli deyip demediğini” sordum.
-Ne dediğimi yanımdakilere sor, dedi. 



Koca Çavuş, her fırsatta insanlara nasihat ederdi. Benim ise hoşuma gitmezdi bu nasihatler... Kendimi düzeltmem gerekirken ben ne yapardım peki? Onu kötülemeye çalışırdım!.. İşte uluorta konuştuğum bu sözlerimi, o adam gelip bir nefeste dedene anlatmış. Deden ise yanındakilere dönüp;
-Şahit olun, demiş. Hakkımı ona helal ettim... Sonra ilave etmiş:
-Onu affettim, çünkü aklı olmayandan hak talep etmek âkıl işi değil!..
Laf getiren adam ordan uzaklaşırken, yanındakilere;
-Aklı olan hiç gıybet eder mi, diye sormuş sonra... Sermayesini, delik olduğunu bildiği cebe koyar gibi!.. 



Ben gözdağı vermeye, dövüşmeye gelmişken hatta; teslim olmuştum bir anda. Yelelerim sinmişti! Yaklaştım ve sessizce elini öptüm. Sonra, arkamdakilere dönüp: “Öpün” diye emrettim!..
Biraz uzaklaşmıştık ki arkamızdan sesi geldi. Diyordu ki Koca Çavuş:
-Şahit olun ki laf taşıyanlara da helal ettim hakkımı...
Çünkü nemmamlığın cezası gıybetten de ağırdır. Bunlar, ahirette bir de binimle uğraşmasınlar...
.....
Sonra beni öylece bırakıp, kafasını sallaya sallaya, hiç konuşmadan gitti ihtiyar adam. Ben, mezarlıkta öylece kaldım... Hatta bu yazıyı yazarken; adını bile sormadığımı hatırladım!..



Stop
Muammer Erkul
19 Şubat 2003 Çarşamba



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile