Dikkat: Kaygan zemin! [29 Şubat 2004 Pazar]



Bu hafta tutturduk bir turizm, turlayıp duruyoruz...
Ama ne yapalım; turizmi "patlamak" üzere olan ülkemiz ile ilgilenenler arasında bir acayip fısıldaşma almış başını gidiyor. Birlikte yedikleri yemeğin parasını bile kendi "nişanlılarına" ödetemeyenlerin ülkesinde, diyor ki bazı genç kadınlar:
-Bul bir mektup arkadaşı, iş tamam!
"Türk" ve "erkek" yazdığın zaman internette kaç kişi istersen. Seç birini, hatta birkaçını. İşine gelmediği an diğerine tüyersin, tatilin ziyan olmaz. Türkiye'deki gençler bizimkilere de benzemiyor; altındaki bir deve gibi sana itaat ediyorlar!..



Görüştükleri an biri birlerine aşık olduklarını iddia eden... Ama bu "sevgili"lerin, kendi ülkelerine dönünce neden yazmadıklarını, aramadıklarını; kendileri arayınca da neden başlarından savdıklarını hiç anlayamadıklarını söyleyerek ağlayan zavallıları biliyorum ben... Şimdi söyleyin; bu iş bizim (hepimizin) konusu değil mi?..
Uzaklardan gelen bebeklere, oyuncaklara, mallara, gıdalara benziyor bunlar, farkında mısınız? Bakıyorsun, çok güzel. Üstelik çok ucuz... Ama, dokunduğun zaman anlıyorsun ki; bozuk, çürük, kırık, arızalı, hastalıklı!..
Ya, koçum be; bunlar layık mı senin aşkına?..



Oyuncak sanayiimiz çöktü zaten. Diğerleri de zangır zangır sallanıyor. Kendi konusu olmadığı halde, "tüccarbaşı" Sinan Aygün'den gayrı kaç kişinin ortalarda yırtındığını gördünüz yıllardır? Bırakın, bunun için de azıcık biz yırtınalım; belki birileri uyanır ve uyandırır diğer uyuyanları!
Soru: Bu ülkenin yüzde kaç delikanlısı; gâvuristandan gelmiş bir bozuk oyuncak karşısında şöyle ince eleyip sık dokuyabilir?.. Üstelik bunu yapmak klasik "delikanlılığa-erkekliğe" yakışmazken(!)...
Aşamalara dikkat edin şimdi: O kimse önce senin, "penfriend" denen şeyin... Sonra, beklediğin yolcun. Sonra artık, arkadaşın... İkinci saat; kız arkadaşın. Üçüncü saat, sevgilin. Dördüncü saat,,, neyin?.. Ve yedinci saat:
"Hadi beni içki ve müzik olan bir yere götür, hem belki biraz uyuşturucu da bulabilirsin, bize!.."
İşte şimdi... Öyle bir nokta ki; (eğer yabancı dili gerçekten var idiyse) internette salladığı bütün yalanları yaşayıp-yaşatmak zorunda kalacak bu çocuk... Bilmiyorsa da fark etmez; çünkü o niyetle gelmiş olan bir yosma, bir şey verip her şeyini alacak ondan zaten!..



Diğer boyut da şu: Bu kız (elbette ki sadece kendisi için uygun olan zamanda) gelince, buradaki zavallı da bütün işlerini askıya almak zorunda kalacak. Üst üste izinler ve avanslar isteyecek, belki işsiz kalacak. Patronuna, müdürüne diklenecek. Ailesine ve büyüklerine karşı gelecek. Sevdikleriyle büyük problemler yaşayacak...
Ve, birkaç cilveli sürtünme karşılığında; hayatında görmediği borçlara ve belki hastalıklara dolanacak!.. İki haftalık eğlence için bütün hayatını mahvedecek!..



Türkiye'de saf delikanlı çook...
Gâvuristandan gelebilecek oyuncak sayısı kadar!..
Ama, birilerinin bu konuyu ciddiye alması ve ısrarla, ve üzerine basa basa gençleri ve aileleri uyarması lazım...
Ki bu bataklığın önüne, en azından bir "uyarı levhası" konmuş olsun!..



Stop
Muammer Erkul
29 Şubat 2004 Pazar

 


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile