Yarı yarıya [09 Kasım 2006 Perşembe]



Bir günün;
Yarısı gündüz, yarısı gece...
Gecenin yarısı yıldızlı, yarısı karanlık; gündüzün yarısı güneşli, yarısı bulutlu...



Dünyanın;
Yarısı kara, yarısı deniz...
Karanın yarısı kaya, yarısı toprak; toprağın yarısı mümbit, yarısı çorak...


 
Senenin;
Yarısı yaz, yarısı kış...
Yazın yarısı ferah, yarısı kurak; kışın yarısı ılık, yarısı “donak”!..



Bir ömrün;
Yarısı gençlik, yarısı ihtiyarlık...
Gençliğin yarısı yetişkinlik, yarısı çocukluk; yetişkinliğin yarısı başarı, yarısı başarısızlık...
Çocukluğun; yarısı kahkaha, yarısı gözyaşı... İhtiyarlığın; yarısı muhabbet, yarısı hastalık...



Her şeyin;
Yarısı beyaz, yarısı siyah; yarısı sıcak, yarısı soğuk... Yarısı iyi, yarısı kötü; yarısı uzun, yarısı kısa...
.....
Böyle iken;
Nasıl beklersin, her günün neşe içinde geçmesini?
Nasıl umarsın ki; hiç, başın bile ağrımasın?..



Her şeyi çözer zaman merak etme! Senin de hayatın dupduru, süt liman olmayacak.
Gözyaşı dökecek sonra güleceksin; dertlenip çare bulacaksın; hastalanacak ardından şifaya kavuşacaksın...
Ve hatta öleceksin doğduğun gibi ve öldüğün gibi dirileceksin!
Bunlar olacak... Ama ne kadar olacak, ne zaman olacak bilmiyoruz.
Bazı insanlar başında mutlu oluyor hayatlarının, bazı insanlar sonunda veya ortasında. Bazısı içinde yaşıyor mahkûmiyeti, bazısı dışında...
Bilmemiz gereken şu ki;
Sadece biz değiliz dertli, kederli... Sadece gördüklerimiz değil neşeli, mutlu...
Herkes bir imtihan içinde...
Herkesin soruları farklı veya benzer sorular farklı zamanlarda geliyor insanların önüne...
.....
Zaten başkası lazım değil ki bize;
Başkasının sorusundan not verilmeyecek yani bize!



Evet, gece olabilir şu anda senin için.
Fakat beklersen, güneş doğacak!..



Senin bilmen gereken ve benim bilmem gereken; günün yarısı gündüz, yarısı gece... Dünyanın yarısı kara, yarısı deniz... Yılın yarısı yaz, yarısı kış...
Ömrün; yarısı gençlik, yarısı ihtiyarlık... Çocukluğun yarısı kahkaha, yarısı gözyaşı... İhtiyarlığın; yarısı muhabbet, yarısı hastalık...
.....
Sonu olan bir dünyada olduğumuz halde;
Nasıl bekleriz ki mutluluklarımız sonsuz olmasını...
..veya neden korkarız ki, kederlerimizin sonsuz olacağından?



Stop
Muammer Erkul
09 Kasım 2006 Perşembe



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile