Götürülen [12 Kasım 2006 Pazar]



Korkunca uçağa binerken; sordular sebebini, söyledim...
Çoğu öylece baktı. Biri güldü.
Ben de güldüm;
..ama, iğreti...



Hızlı bir tren yapmışlar...
Önü şöyle ileriye doğru uzun, rüzgârı tutacak çıkıntıları filan yok...
Büyük bir sürat yaptığı için özel yolları olması lazım, diye düşündüm. Ve sordum, bu trenin nereye gittiğini.
Söylediler...
..korktum!



Memleketin her yanı otoban; üç o yöne, dört bu yöne... Dümdüz yollar; yuvarlasan misket bile takılmaz... Git, git, git, göz alabildiğine...
Otobüslerse artık kendi evinizin salonu gibi; çay mı çekti canınız, kahve mi? Yanında kek ister misiniz? Kekle meyveli gazoz daha iyi gider belki. Bisküvi de var, kraker de... Başınızın altına yastık ister misiniz, üzerinize battaniye?.. Kitap, gazete?.. Televizyonun sesi rahatsız ediyor mu?.. Arzu ederseniz kulaklık verelim de müzik dinleyin...
Uyukluyorsunuz; sizi nerede uyandırmamızı istersiniz?..
Sordum; nereye kadar gidiyor bu otobüs hiç durmadan?..
Söylediler...
Fal taşı gibi açıldı gözlerim!..



Ondan sonra üzerini okumaya başladım şehir içi otobüslerinin. Baktım ki; var her birinde... Banliyö trenlerinde, tramvaylarda, metrolarda ve hatta vapurların üzerinde yazıyordu nereye gittiği. Bambaşka bir gözle okuyordum...
Her minibüse binerken sormaya başladım; nereye gittiği...
Taksiler bile pazarlık yapmıyordu seninle. Nereye gidiyorsun, diye soruyorlardı ama, seni hep oraya doğru götürüyorlardı...



Bir gün... Başımı önüme katmış, sürüyordum... Ardımdan da adımlarım sürünüyordu...
Nereye gittiğimi, nereye yürüdüğümü soruyordu insanlar bana. Ben de söylüyordum. Ama inanmıyorlardı sanki sözüme...
Halbuki bakkala yürüyordum ben, çarşıya yürüyordum, işe, eğlenmeye, dostlarıma doğru yürüyordum... Ama...
Adımlarım beni hep mezarıma doğru götürüyordu...
Ben, kendi bildiğim yöne doğru gitsem de hep;
Bütün vasıtalar beni kendi bildikleri yöne götürüyordu!..

.....

“Seyyâh-ı fakîr Muammer Çelebi” sayfalarını gördünüz değil mi Türkiye Çocuk Dergisi’nde? Bu ayki sayıda Edirne’deydik... Aslında hem Edirne’nin hem de Şükrü Paşa Abidesi’nin çok daha resimlerini çekmiştik güzelce. Fakat iki sayfada, yazıyla birlikte ortalama 15 fotoğraf kullanabiliyoruz ancak... Şükrü Paşa da ilginç, gözü kara, vatanını seven ve vatan savunması ile kendi menfaatlerini karıştıranlardan olmayan bir kahraman. Tarih, ayırıyor zaten çeri çöpü!
Biliyor muydunuz bunları ve dergideki bütün konuları?.. Hiç şüphem yok!.. Peki çocuklarınız da biliyor muydu doğduklarında?.. Siz koymazsanız acaba kimler neler koyacak onların önüne?..
Ben de Türkiye Çocuk Dergisi’nin, dergisini her ay bayiden de satın alarak okuyan bir okuyucusuyum... Bu dergiyi size ve çocuklarınıza tavsiye ederim...
Çocuklara herkes bir şeyler öğretiyor... Peki siz, en son ne zaman, bir çocuğa Türkiye Çocuk Dergisi satın almayı öğrettiniz?..



Stop
Muammer Erkul
12 Kasım 2006 Pazar



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile