Hayat garip [16 Kasım 2006 Perşembe]



Yağmur yağıyor ve camlara vuruyordur... Sen ise, büyüdükçe aşağı doğru akan binlerce damla arasındaki boşluklardan uzaklara bakmaya çalışıyorsundur;
..ellerin pencere kenarlarında...
Uzaklara bakınca ne kadarı görülür uzakların?..
Veya sen, ne kadar yakınsındır uzaklara?
Ya da uzaklar nerelerdir, üstelik “yakîn” nedir şu “yakın” dünyada?



Sivri çatılara, uzun bacalara düşer yıldırım; ve büyümüş ağaçlara, yükselmiş kayalara... Ateşi çeken paratonerler gibi riski topladığını bilirsin bazı faktörlerin... İşte bunu bildiğin için bilemezsin zaten ne kadar şaşıracağını; yıldırım düşeceğini hiç ummadığın, dümdüz görünen bir yeşil çayıra saplandığında, o şimşekler saçan kılıç!..
Ellerin pencere kenarlarındadır ve sen düşünüyorsundur;
Dünyanın ne olduğunu...
Ve dünyanın nasıl olduğunu...
Ve dünyanın ne kadar olduğunu...



Tam da bugün, ölümü hiç düşünmeyeceğini düşündüğün sırada, öyle bir haber gelir ki, şaşıp kalırsın...
Pembe kuşlar uçuşuverir, pembe çiçekler soluverir, pembe gülüşler siliniverir kâğıdının üzerinden...
İnanamazsın...
.....
Teselli ve şifa aradığın günlerin bazılarında yanına koştuğun, neredeyse omzuna yaslanıp gözyaşı döktüğün...
Ağzına alkol koymayan, hiç sigara içmeyen, kahve ve gece hayatı olmayan... Manevi duyguları kuvvetli... Mümkün olduğu kadar doğal beslenip bunu da herkese tavsiye eden... Hareketsiz kalmayan ve fazla kilosu olmayan... Cep telefonundan bile radyasyon almamaya özen gösteren... Her konuda çok okuyan... Tamamen pozitif bir duruş sergileyen...
İnsanı hem madde ve hem de manasıyla bütün olarak düşünüp öyle tedavi etmeye çalışan... Alternatif tıp uzmanı ve ilgilendiği konulara çok da meraklı bir doktorun; ansınız ve ağır bir kalp krizi geçirdiğine...
Hem de ellili yaşlarında bir doktorun...
Hem de böyle bir krize genetik yatkınlığı olmayan ve ailesinde yaşama oranı çok yüksek olan bir doktorun...



Bazı insanlar idealisttir. İnanırlar ve bu inanç uğruna savaş verirler... İdealizm; içinde yol olmayan bir ormanda yürümektir!
Belki bu uğurda ölmek, fakat kendi yürüdüğü noktaya kadar, ardında iz bırakmaktır!..
.....
Severim veya sevmem...
Ama ben, idealist insanlara... Öldüğü noktaya kadar ardında yol bırakanlara saygı duyarım...
O, işte böyle biridir...



Büyük kriz indirdiği zaman keskin baltasını; borçlarından çok alacağı vardı... Fakat o, hırs yapıp alacaklı kovalamak yerine, aşkla-şevkle çalışmaya başladı yeniden; ödemek için kâğıtlara sığmayan borçlarını...
Öyle çok kişide alacağı vardı ki; ona borcu olanlar şimdi birer kere dua etse, umulur ki tekrar kavuşurdu sağlığına...
Bu yazıyı, kendini kaybedişinden tam beş gün sonra yazdım. Siz 7-8 gün sonra okuyacaksınız... Aniden tıkanan üç damarı eski haline dönmüş ama o çok kritik zamanda yarım saat kadar beynine kan gitmemiş...
.....
Tanıdığım kadarıyla ve tek cümlede özetlersek; Dr. İsmail Maraş, insanlara yardımcı olabilmek için ömrünü ortaya koymuş bir hekimdi...
Ve inşallah, yolunu gözleyenlerin arasına tekrar karışacak... Bu da, bir “geçmiş olsun” yazısı olarak kalacaktır...

.......

NOT:
Çoğumuzun amcası, manevi babası, değerli büyüğümüz, araştırmacı, yazar ve Yeşilay Genel Başkanı, Sayın Mustafa Necati Özfatura da anne acısını tattı. Dünyaya pek kıymetli evlatlar ve torunlar bırakan Vahide Hanımefendiye Allahü tealadan rahmet ve geride kalanlara sabırlar diliyoruz...



Stop
Muammer Erkul
16 Kasım 2006 Perşembe



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile