Üç çuval!.. [01 Aralık 2006 Cuma]



Komiktir... Tarihî vesikadır... Haklı olarak elden ele dilden dile dolaşmaktadır... Üç beş sene evvel elime geçtiğinde de bu köşede yayınlamıştım, hatırlayan vardır...
.....
19. Yüzyılda Almanya’nın Mülhaym şehrindeki Ren Nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin karşısına geçip Almanlara ait mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. O dönemde askeri birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise bu zorbalığa ses çıkaramıyorlardı.
Bu iş her sene tekrarlanmaya başlayınca bir çare aradılar. Ve durumu Osmanlı Sultanına yazıp, imdat istediler...



Mektupta şöyle denmekteydi:
“Siz ki, dünyaya adalet dağıtan bir imparatorluğun sultanı, İslamiyet’in de halifesisiniz.
Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar... Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin... Bari bu sene olsun ürünlerimizi toplamamıza imkân sağlayın...”



Padişah mektubu okur ve yardım isteğini inceler...
Fakat değil Osmanlı ordusunu, bir küçük askerî birliği bile yollamaya lüzum görmez...
Üç dolu çuvalı Almanya’nın Fransa sınırına gönderir...



Osmanlı ordusunu beklerken karşılarında üç tane çuval gören Almanlar şaşkına dönerler. Derin bir hayal kırıklığı içinde, çuvallarla birlikte gelen fermânı açarlar...
Padişah şunları demektedir:
“Fransızlar korkak âdemlerdir...
Onlar için asker göndermemize lüzum yoktur.
Çuvalların içindeki Yeniçeri elbiselerini birkaç adamınıza giydirin. Mahsul zamanı, bunları nehrin kenarında gezdirin. Karşıdan bakınca onları Osmanlı askeri sanacak Fransızlar için bu bile kâfidir .”



Köylüler hemen Osmanlı kıyafetlerini kapışırlar. Hasat vakti, büyük bir heyecanla, Yeniçeri kıyafetlerini giyip, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar.
Ertesi gün, Almanlar sevinç çığlıkları atmakta, havalara uçmaktadırlar. Çünkü karşıdan aynen şöyle bir haber gelmiştir:
“Mahsulünüzü rahat rahat toplayabilirsiniz. Artık zulüm sona ermiştir...
Çünkü Fransızlar, karşıya geçip size saldırmak bir yana; Osmanlılardan imdat geldiğini düşünerek, kendi köylerini bile terk ederek iç kısımlara doğru kaçtılar!..”



Bu olay, Mülhaymlilerin gönüllerinde taht kurmuştur.
Fransızları korkutmak için giydikleri yeniçeri kıyafetlerini, daha sonra Mülhaym’a bağlı Karlsruher Müzesi http://www.tuerkenbeute.de/’ne koyup ziyarete açarlar. Şehrin en yüksek binasına da bir Osmanlı bayrağı asarlar.
Ayrıca, halen bu olayın yıl dönümünde şehirde bir karnaval düzenleyip, hadiseyi hatırlatan temsillerle kutlarlar...



Hadise komiktir. Fakat daha da komiği; bu adamların 21. Yüzyılda yaptığı iştir... Ki bu duruma; La Fontaine’in hayvan hikâyelerindeki orman meclislerinde bile rastlanmaz...
Olmadığını herkesin bildiği bir soykırım uydurmasının “olmadığını söylemenin suç sayılmasını” kabul etmiştir Fransız Meclisi...
-Bu olmamış şey olmuş mudur, olmamış mıdır?
-Olmamıştır...
-Vaay... Demek olmamıştır, dedin ha? Gir bakalım kodese!..
İşte komikliğin en saçması... İşte Avrupa’daki düşünce özgürlüğü... İşte demokrasi kalesi Fransa’nın meclisi!
.....
Fransızların büyük romancısı Honore de Balzac’ı okurken; Fransız adaletini eleştirme konusunu fazla abarttığını, meğer boşu boşuna düşünmüşüm hep...



Stop
Muammer Erkul
01 Aralık 2006 Cuma



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile