Niyet [21 Aralık 2006 Perşembe]



Fikrine taraftar aramıyorsan bir şey için “güzel” denir mi?
.....
O kadar çok şey ve insan ve olay var ki etrafta, ilgilenmek bile mümkün değil. Sorulacak kimselerinse üstüne toprak atılmış veya gömülmekten beter edilmiş!
İşte tam bu sırada birileri konuşuyor; hem de başka fikrimiz olmadığı zamanda. Çoğu kişi başını sallıyor. Yarışmalar, tartışmalar... Seldir, önünde durulmaz, diyoruz sonunda ve bir köprü daha yıkılıyor!
Yağmurlar altından geçiyor insanlar. Sonra da sarhoş sürücüler gibi; yine bir şey olmadı ki, diyorlar... Biraz ıslandık ama her zamanki gibi kururuz... Peki, şemsiyeler nerde, şemsiyeler kim?.. Halbuki radyasyon yağmurlarının gerçek olduğu ve koca denizleri aşıp bizim sahillerimize gelmiş, çayımıza, çorbamıza, ekmeğimize, suyumuza, fındığımıza karışmış olduğu yıllar sonra, eğri büğrü çocuklar doğup büyümeye başlayınca anlaşılıyor!..



Aynı anda çok kişi, aynı taşıma aracından satın alıyor.
Her şey aynıysa değişik olan ne?..
Niyet!
Fark etmenizi isterim ki; yazının kalbi işte bu “niyet” kelimesinde atıyor!
Herkes, her şeyiyle aynı olan araçları alıyor ama; biri çiçek taşıyor mutluluklara doğru, biri çocuk taşıyor eğitim kurumlarına doğru, biri hasta taşıyor hastanelere doğru... Birinin üzerinde ise “cenaze aracı” yazıyor ve mezarlıklara doğru gidiyor!..



Okulun da öğretmenin de adını da yazmayayım şimdi, çoktan ölmüştür ve belki tövbe etmiştir... Lisede, coğrafya derslerine giren, kimsenin sevmediği yaşlı bir kadın vardı. Söylemek uygun değil kötü bir lakabı vardı. Süslü olmak çirkinliğe mani değil malum; sebebini bilmeden sevmezdik onu. Bir gün, “insan neslinin kökenine” sıra geldi. Gözümün önünde; yarım sayfada anlatılıp geçiyordu konu iki teori halinde. Birincisi insan neslinin tek kişiden çoğaldığı, İslam inancı... İkincisiyse pek çok noktadan birden türediği, yani hayvanların insana dönüştüğü iddiası idi...
Dönüşüm teorisini anlatırken, coğrafyacının da “dönüştüğünü” gördük... Bu kadın ilk defa gülümsemeye çalıştı, ilk defa sevimli olmaya çalıştı. Ama sanki bir timsah gibiydi. Dişlerini gördükçe, “sınıf dolusu avına” baktığını gördükçe içim titriyordu!
Bu sana ders olsun, diye düşündüm. Sev(e)mediğin kimselerin neyi sevdiklerine, neyi övdüklerine iyi bak ve bunlar hakkında tedbirli ol!
Geçen gün sanki bu coğrafyacıyı gördüm birden: Market kasalarından birinde, önümüzdeydi. Kasiyer kızla konuşmaya başladı kadın ve yakın çevresinde kim varsa herkese duyurdu “Takva” filminin methini!.. Başarılı da oldu, filmi hatırlattı, kaçırmamamı sağladı...



En az benim kadar sinemayla ilgili yazarlar bu filme “iyi, güzel, çok başarılı” derken, şimdi ben aksini söylersem ayıp olur... Evet başarılı bir film Takva. Konusu insanı sarıyor. Şaşırtıcı da, ama senin neye şaşıracağına bağlı!..
Hani, aynı vasıta, nereye yolcu taşıyor misali yani?..
.....
Bazı eserleri birer kuş gibi görüyorum çoğu zaman. Soruyorum sonra; bu kuş Nemrut’un ateşine odun mu taşıyor, su mu?.. Yani niyet ne?



Stop
Muammer Erkul
21 Aralık 2006 Perşembe



Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile