Meslek ve kazanmak [11 Mart 2007 Pazar]



Çok meslek var.
Her mesleğin uğraşanı, uğraşmayanı var; anlayanı, anlamayanı var; sevdalısı, umursamayanı var...



Çok meslek var.
Her mesleğin sahipleri işine ömür verir; bir şeyler üretir, bir şeyler çıkarır...
Kimisi denizi kulaçlar, balık çıkarır... Kimisi toprağı deşeler, patates çıkarır... Kimisi kayaları oyar, kömür çıkarır... Kimi de yerin dibine iner, altın çıkarır...



Çok meslek var.
Her meslek erbabı elbette kazanmak için çalışır. Ürettiğini satar, paraya çevirir... Harcadığının fazlasını biriktirip yatırım yapar, çünkü yarınlarını düşünür... Çünkü kazmasının kırılacağı, kollarının yorulacağı günlerin geleceğini bilir!



Bunları bizler bilmiyorduk. Düşünemiyorduk. Öğrettiler bize...
Bizim için okuyarak, bizim için yazarak, bizim için anlatarak; ama bizim için sabahlayarak, bizim için bir ömür vererek kafamıza soktular; bilelim diye, yarınlarda...
Onun için zaten öğretenlere; “öğretmen” dendi...
Bildirmek için bilenlere; “hoca” dendi...



Bize öğretenlere bakardık: Büyük insanlardı. Maaşları vardı... Kravatları, ütülü etekleri vardı... Çantaları, kitapları vardı... Belki de her birimiz bu sebepten sözlerini dinliyor ve onlara saygı gösteriyorduk.
Sonra boyumuz büyüdü...
Sonra burnumuz büyüdü!



Çok meslek olduğunu biliyorduk zaten. Her birimiz bir kaçını kokladık, bir kaçının tadına baktık, birini denedik olmadı, bir başkasına sarıldık... Öğrendik sonunda işimizi. Her zaman “zeki çocuklar” olduğumuz söylenmişti ya bize; buna inandık. Başarmaya karar verdik... Ardından kazanmanın tadını aldık. Kazandıklarımızın fazlasını arttırmaya bile başladık...
Artık beceremeyenler bize bakıyor, bilemediklerini bize soruyorlardı. Yani, örnek alınıyorduk...



İyi de, bazıları neden bir şeyler kazanamadan geçip gitmesine izin veriyordu ömürlerinin? İnsanlara, birikimleri miktarında değer verilmeye alışılmış şu zamanda, neden biriktirmekten acizdiler? Nasıl bu kadar beceriksiz olabiliyorlardı? Niye yeterince kazanamıyorlardı? Neden bizim bindiğimiz arabalara veya bizim oturduğumuz evlere sahip değillerdi?
Fark, belki de buydu işte! Bizim ne kadar değerli olduğumuzu; onların şu an içinde bulundukları konum açığa çıkarıyordu!..



Bunları konuşurken, arkadaşlardan biri; memurlukta kalmış öğretmenlerimizi saydı... Gerçekten acımıştık şimdi onlara. Kenar mahallelerde oturuyor, kıt kanaat geçiniyor, otobüs ve trenle seyahat ediyordu çoğu...
Üzüldük biraz. Sonra sitem ettik. Sonra gıyabî akıllar verdik her birine. Sonra içimiz daraldı, kızdık... Birimiz dedi ki:
-Herkes bir şeyler üretiyor, bir şeyler çıkarıyor piyasaya... Bizim gibi akıllı olanlar ise, para edecek şeylerle uğraşıyor ve zengin oluyorlar... Onlar da üretseydi, onlar da para eden şeylerle uğraşsaydı, bize ne, dedi...



Bu laf biraz ağır kaçmıştı galiba. Uzun süre çıt çıkmadı...
Sonra sessizliği, o cümleyi kuran arkadaşın küçük oğlu bozdu:
-Öğretmenler de üretiyor ya baba, dedi. Hocalarınız da sizinle uğraşmış ya ömürleri boyunca...



Stop
Muammer Erkul
11 Mart 2007 Pazar


 


Yorum ekle

Yorumlarla ilgili bilgilendirmeyi göster


Güvenlik kodu


Yenile